Yazar Serdar Dinçer’le söyleşi: Alman Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler

serdar ermeni okkTarihsel belgeler üzerinde kapsamlı bir çalışma yaptınız. Böyle bir çalışmaya neden girdiniz?

– Benim Türkiye için önemli bulduğum ve kendime çalışma alanı olarak seçtiğim konu yurdumuzun ezeli belâsı olan militarizm ve bundan kaynaklanan ırkçı-şeriatçı kul kafasıdır. Bunu Alman demokratlarının, emekçilerinin deneyimlerinden yararlanarak Türkiye’ye yönelik çeviriler vb. ile yapmaya çalışıyorum. Bunun için 2006 yılında “Almanya. Bir Kış Masalı ve Diyalektiğin Şairi Heinrich Heine” isimli bir kitap yayımlamıştım. Bundan sonra da yine aynı amaca yönelik bir Tucholsky çalışması için 1. Dünya Savaşı ve sonrasını incelemeye, bu bağlamda Ermeni sorununa yoğunlaşmaya başlamıştım. Çünkü Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı tarihini Ermenileri atlayarak anlatamazsınız. Tam bu hazırlıklarım sırasında yazılarını sürekli takip ettiğim Hrant Dink öldürüldü. Bu cinayet beni öylesine üzdü ve utandırdı ki, çalışmamda Ermeniler konusu giderek daha da ağır basmaya başladı. Bu arada 2007 baharında tanıştığım Wolfgang Gust ve onun kitabı ile ‘Armenocide.net’ sitesi tamamen Ermeni soykırımı belgelerinin çevirisine yönelmeme neden oldu. Bu niyetle gittiğim Alman Dışişleri Bakanlığı Politik Arşivi’nde yüzlerce başka dosyayla karşılaşınca çok şaşırdım. Buradaki askeriye, donanma, maliye genel politika, beslenme, demiryolları vb. dosyalarına da girip buradan seçtiğim belgeleri Ermeni dosyalarındakilerle içiçe kronolojik bir sıraya sokunca karşıma devasa bir manzara çıktı. Bunları kitaplardaki bilgilerle de harmanlayınca iki kitap ortaya çıktı. 2011’de yayımlanan “Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler” ile 2014 yazında yayımlanan “Krupp’un Bitmeyen Balkan Savaşı, Sürgün ve Soykırım.”

Ermeni soykırımı konusunda Almanya’nın rolü ve etkisi sizce nedir?

– Bence şayet Osmanlı, Wilhelm ve onun Türkiye’deki kafadarları Enver ve Talât kliğince savaşa sürüklenmeseydi, Ermenilere karşı uygulanan sürgün ve imha politikası asla bu boyutlara varamazdı. Balkan Savaşları’ndan sonra iflas etmiş ve dağılma telaşına düşmüş Osmanlı topraklarında yaratılan savaş ve yokoluş psikolojisi Ermenilerin imhası için kullanılmıştır. Bunda Alman parası ve silahları önemli bir etkendir. Ayrıca Türk ordusunda büyük etkinliği olan Alman subayları ve Almanya eğitimli Türk subaylarının rolü büyüktür. Savaş patlayınca Alman kurmayların ilk tavsiyelerinden biri ‘hinterland’daki ‘düşmanların’, yani Ermenilerin buralardan uzaklaştırılması olmuştur. Bu ‘uzaklaştırmada’ ve doğrudan topla-tüfekle imha hareketinde Zeytun, Urfa civarındaki Yarbay Woilfskeel gibi subaylar görev almış, bununla böbürlenmişlerdir. Enver’in senli benli ahbabı Donanma Ataşesi Hans Humann ve Enver’in kurmayı Bronsart von Schellendorf Paşa katliamları alabildiğine desteklemişlerdir.

Belgeler, Almanya ve Osmanlı arasında sıkı bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor; sizce bu ilişkinin temelinde ne yatıyor; gerçekten dostluk ve halkların kardeşliği üzerine mi yoksa çıkar ve hesap üzerine kurulu bir yakınlık mı söz konusuydu iki devlet arasında?

-Bu ilişkinin temelinde yatan ortak yan ‘kafa birliğidir’. Bu kafa maceracı, emek düşmanı, militarist Hunlu kafasıdır. Wilhelm Çin’e katliama yolladığı askerlerine ‘Hunlular gibi olmaları’ öğüdünü vermiştir. Bize ‘atalarımız’ diye anlatılan bu ‘Hunlular’ kimdir? Bütün Avrupa halklarını önüne katıp kovalayan ve tarihe ‘Halklar Göçü’ diye geçen korkunç olayı yaratan talancı, katliamcı bir güruh. Bunları mı kendimize ‘örnek’ alacağız? Alnının teriyle, namusuyla ekmeğini kazanan hiçbir insan böylesi bir asalak sürüsünü ‘ata’ sayamaz. İşte tam bunlara özenen Wilhelm, Enver’de ‘ruh kardeşini’ bulmuştur. İkisi de, göksel güçlerin de kayırmasıyla, dünyaya hükmetme sevdasındaki kumarbazlardı. Wilhelm daha önce de kelleler kopartan ulu hakan Abdülhamid’in dostuydu. Osmanlı ordusunun önde gelen subaylarının önemli bir bölümü Prusya eğitimlidir. Müslümanlara dayatılan kafa bir yanda Hunlulardan, Yavuz Sultan Selim’lerden gelen kul ruhu, diğer yanda Prusya militarizminden kaynaklanan kadavra itaatkârlığıydı.

İki taraf da tencere-kapak misali, birbirlerini buldu ve birbirinden „ilham“ aldı. Bu Alman subaylar daha sonraki Hitler hareketinin de baş dayanakları oldular. Bunların Türkiye’deki Nuri Paşa (Enver’in biraderi) gibi ahbapları da Türk faşizminin.

Bunlara karşı da halkların kardeşliği yer alıyordu, alıyor. Ermeni katliamlarına, soykırımına Reichstag’da ilk karşı çıkanlar, protesto sesini yükseltenler Karl Liebknecht gibi sosyalistlerdi.

Almanya’nın bu soykırımda rolünü açıkça gösteren belge ya da belgeler söz konusu mu?

– Doğrudan resmi dışişleri belgesi olarak Türkiye’deki askeri demiryolu sevkiyatının şefi ve Enver’in yakın adamı Böttrich’in imzalı bir emri var. Bu hatların asıl sahibi (Deutsche Bank’a bağlı) Anadolu-Bağdat Hatları Müdür Vekili Günther, böyle açıkça imzalı belge bırakılmasını eleştiriyor. Bronsart Erzurum Konsolosvekili’nin Ermeni sürgününe karşı yolladığı rapora Ermeniler yerine Türklere yardım edilmesini isteyen elyazısı not düşüyor. Halep Konsolosu Rössler‘in Wolffskeel’in alabildiğine angaje tutumunu eleştiren raporu var. Wolffskeel ayrıca ailesine yazdığı mektuplarda Urfa’daki Ermeni savunmacılarını nasıl topa tuttuğunu ve ev ev nasıl ilerlediğini övünerek anlatıyor.

Ermeni soykırımına karşı çıkan ve Türkiye’deki askerler arasında sadece Liman von Sanders’le anlaşabilen Büyükelçi Wolff-Metternich’in, Alman para ve silahları olmadan yönetici kliğin hiçbir şey yapamayacağını vurgulayan, bunun için Alman yönetiminin çekingenliği bırakıp soykırım hareketine karşı aktif müdahale etmesini isteyen raporuna, Şansölye Bethmann Hollweg, “Bir müttefikten, süren savaş sırasında, önerildiği gibi kamu önünde hesap sorulması, şimdiye dek tarihte hiç rastlanmamış bir önlemdir. Bizim tek hedefimiz, Türkiye’yi savaşın sonuna dek kendi tarafımızda tutmaktır, bu arada Ermeniler mahvolur veya olmaz, fark etmez. Daha uzun sürecek savaşta bizim Türklere daha, çok ihtiyacımız olacak“ yanıtını veriyor. Yani soykırım kurbanları „tali zayiattır“.

Ermeni soykırımında Almanya’nın rolünü daha net görebilmek için hala gün yüzüne çıkarılması gereken bilgi ve belgeler olduğunu düşünüyor musunuz?

– Askeri arşiv belgelerinin 2. Dünya Savaşı’nda „yandığı“ iddia ediliyor. Ben buna inanmıyorum. Ayrıca Enver’e sürekli eşlik eden General Lossow gibilerinin geride bıraktığı özel arşivler varmış. Bunlara Krupp, Deutsche Bank gibi şirket arşivleri de eklenebilir. Ben oraya buraya seyahat edip böylesi arşivlere girecek maddi olanaklara sahip değildim. Bir amatör olarak bu kadarını yapabildim, ancak sanırım bu bile epey bir netlik getirdi.

Türk ve Alman politikacıların sık sık, “bu politikanın değil, tarihçilerin işidir; arşivleri açalım bakalım ne olmuş” dediğine tanık oluyoruz. Siz bir araştırmacı olarak tarihsel belgelerin bir bölümünü tardınız; ne gördünüz, vardığınız sonuç ne oldu?

– O zırvayı ciddiye alanların sayısı giderek azalıyor. Tarihimiz, kimliğimizi ve geleceğimizi belirliyor. Tarih bence, kendini tanımak, bilmek ve geleceğini aktif şekillendirmek isteyen, kulluktan kendini azad’etmeye çalışan herkesin, her dürüst emekçinin ilgi alanında olmalıdır. Üç-beş uyanığa bırakılamaz.

 Sinan Balta

Serdar Dinçer

1953’de Alaşehir’de doğmuşum. İzmir Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra 1970 sonunda Etibank burslusu olarak Almanya’ya geldim ve Berlin Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’nden 1978’de mezun oldum. Bundan sonra başladığım doktora çalışmam sırasında zamanın Çalışma Bakanı Hilmi İşgüzar tarafından vatandaşlıktan atılmam istendiği için Türkiye‘ye dönemedik. Dönme yeniden mümkün olduğunda  Berlin’de kök salmıştık, ikinci bir göçe gücümüz yetmedi.

Berlin’de çocuk yuvalarında eğitmen olarak çalıştım. İşin yanısıra eğitmenlik meslek eğitimi ve sosyal pedagoji öğrenimimi tamamladım. Bunlara ek olarak taksi şoförlüğü de yaptım. Son 25 yıl sosyal pedagog olarak çalıştım.

1971’den beri çeşitli dernek, dergi ve partilerde çalıştım. Berlin’de yayınladığımız Kurtuluş gazetesinde yazılar da yazdım.

Evli ve iki çocuk babasıyım.

2006 yılında „Almanya. Bir Kış Masalı ve Diyalektiğin Şairi Heinrich Heine‟ isimli kitabımı yayımladım. 2011 yılında da İletişim Yayınları arasında „Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler‟, 2014 yılında Favori Yayınları’nda „‘Krupp’un Bitmeyen ‚Balkan Savaşı‘, Sürgün ve Soykırım“ isimli kitaplarım çıktı.