Akdeniz toplu mezara döndü!

 

boot KopieLatince adı “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) olan Akdeniz çoktandır yoksulların gömüldüğü toplu mezara dönüşmüş durumda. “Kara Afrika”nın yoksul ülkelerinden “Beyaz Avrupa”nın zengin ülkelerine doğru umuda yolculuğa çıkanlar, kimi zaman üçer dörder kimi zaman da 300’er 400’er Akdeniz’in derin sularına gömülüyorlar. En önemlisi de bu artık rutin bir hal almış. Birkaç ayda bir aynı tarz ölümleri duymak mümkün. Hal böyle olunca ölüm haberleri kimi zaman ajans bültenlerinde dahi yer almazken kimi zaman da ölen sayısının tavan yapması nedeniyle manşetlere kadar çıkabiliyor.

Ekim 2013’te İtalya’nın Lampedusa Adası yakınlarında 360 kadar sığınmacının bir teknenin batması üzerine hayatını kaybetmesi nedeniyle oluşan geniş tepki ve hassasiyet bir süre sonra yerini normalleşmeye bıraktı. Bir daha böylesine büyük ve kitlesel katliamların yaşanmaması için yapılan çağrıların tümü temenniden başka bir işe yaramadı. Zira önlem çağrıları çoğunlukla sözde kalıyor. Gerçeğe dönüşmesi ise mümkün görünmüyor.

12 Nisan’da Libya’dan kalkan bir mülteci teknesinin batması ve 400 kadar insanın hayatını kaybetmesi üzerine, Akdeniz’deki en kitlesel ölümlerden biri olduğu tartışması başlarken, hemen arkasından bu kez 700 kişinin öldüğü kaza haberi geldi. Değişik kaynaklar tarafından verilen haberlere göre, Libya sahillerinden 110 mil uzaklıkta batan gemide en az 200 kadın ve 50 çocuk da bulunuyordu. Afrika ve Asya ülkelerinden sığınmacıların bindiği gemide kimi kaynaklara göre ise 950 kişi bulunuyordu, bu yüzden de ölen sayısının çok daha fazla olabileceği tahmin ediliyor.

Değişik kaynaklara göre geçen yıl İtalya üzerinden 170 bin sığınmacı Avrupa’ya giriş yaptı. En az 3 bin 600 insanın aynı yıl içinde Akdeniz’de hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Son iki hafta içinde 1100’den fazla insanın öldüğü gözüne alındığında bu yıl „ölüm rekoru“nun kırılacağı anlaşılıyor, hem de göz göre göre…

EN BÜYÜK KATLİAM

12 ve 19 Nisan’daki katliam elbette son yıllarda Akdeniz’den gelen en büyük sığınmacı katliamlarıdır. Ve bu büyük katliamlar karşısında Avrupa devletlerinin tutumu tam anlamıyla ikiyüzlülük örneğidir. Bir taraftan bu kadar insanın Akdeniz’in sularına gömülmesinden üzüntü duyulduğuna dair açıklamalar yapılırken, diğer taraftan bu insanların neden Avrupa’ya ulaşmak istendiği gerçeği gözlerden uzak tutuluyor, gerçekler saptırılıyor.

Bugün yüzbinlerce, sığınmacı için cehenneme dönüşen Libya, Avrupalı emperyalist devletlerin müdahaleleri sonucu kaos ve kargaşanın içine çekilmiş durumda. Bu nedenle yoksul Afrika ülkelerinden Libya’ya daha önce gelen sığınmacıların hiç bir can güvenliği bulunmuyor. Radikal dinci örgütler, çeteler, savaş ağaları rejiminin hüküm sürdüğü Libya, Kaddafi döneminde sığınmacılar için önemli bir liman olma özelliği taşıyordu. Emperyalist devletlerin sömürdüğü, kaosa sürüklediği, yoksullaştırdığı ülkelerden Avrupa’ya doğru yola çıkanların önemli bir bölümü daha sonra Libya’da kalmaya devam ediyordu. Ama artık Libya’da kalmak ölüme göze almak anlamına geliyor.

AVRUPA’YA SAĞ ULAŞMALARI İSTENMİYOR

Avrupalı emperyalist devletlerin sömürdüğü, iç çatışmaların, savaşların girdabına itildiği yoksul Afrika ülkelerinden kaçmak zorunda olan insanların Avrupa kıtasına ulaşmasını istemeyen AB yetkilileri, bugüne kadar meseleye hep “kaçak göçle mücadele” olarak baktılar ve sürekli güvenlik önlemlerini almayı gündeme aldılar.

Bu çerçevede AB tarafından kurulan Frontex adlı polis örgütüne, AB’ye doğru yola çıkan sığınmacılarla mücadele görevi verildi. Başta Kuzey Afrika olmak üzere AB’ye komşu olan ülkelerin sınırlarını her türlü teknolojik destekle denetleyen Frontex, adeta uçan kuştan dahi haberdar. Dolayısıyla Libya’dan İtalya’ya doğru kalkan en küçük tekneden de haberdar. Bu yüzden batan gemiye İtalya’nın müdahalede bulunmadığı ortaya çıkınca, sığınmacılara yardım örgütleri tarafından sert eleştiriler yöneltildi. Daha önce “Mare Nostrum” operasyon kapsamında görev yapan İtalyan gemilerin görevinin batmakta olan gemileri ve tekneleri kurtarmak olduğuna işaret eden Birleşmiş Milletler yetkilileri, bu misyonun Ekim 2014’te bitirilmesini eleştiriyor. Sığınmacılara yardım amacıyla kurulan pek çok örgüt de yaptığı açıklamada ölümlerden AB’nin sorumluluğuna işaret etti.

Gelişmeler, Akdeniz’in bundan sonra da sığınmacılara toplu mezar olmaya devam edeceğini gösteriyor. Zira egemen sistemin bunu değiştirmeye niyeti yok. Tersine, bir insan hakkı olan sığınma hakkı alabildiğince budanmış, savaş, kıtlık, baskı ve tehdit karşısında çaresiz kalanlara yaşam imkanı sunulmuyor. (YH)

ÖLÜMLER KATLANARAK ARTIYOR

Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya ulaşmak isteyen sığınmacıların Akdeniz’deki ölümü her geçen yıl artıyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre, bu yılın Ocak ayından bu yana 900 sığınmacı adayı hayatını kaybetti. Sadece ilk üç ayda yaşanan bu ölümler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artmış durumda.

Göçmenlerin Avrupa’ya doğru akını daha çok havaların ısınmasıyla birlikte başlıyor. Bu da önümüzdeki aylarda daha fazla insanın Avrupa’ya ulaşmak için yola çıkacağı anlamına geliyor. Fransız Liberation gazetesine konuşan Uluslararası Göç Örgütü sözcüsü Florance Kim, Akdeniz’deki ölümlerin önceden öngörülebilir olduğuna dikkat çekti. „Göçmenlerin akış sezonu giderek daha erken başlıyor“ diyen Kim, yaz başı yerine bu yıl Şubat ayından itibaren göç akışın başladığını söyledi.

Gemilerin de giderek daha dolu olduğunu ve içindekilerin hayatını tehlikeye attığını dile getiren Florance Kim, „Uluslararası Göç Örgütü’nün hesaplarına göre Ocak ayı başından bu yana gemi batmaları nedeniyle 900’e yakın kişi öldü. Bu bilanço, 2014 yılının aynı dönemine kıyasla, 18 kat daha fazladır“ dedi. (YH)

 

Denizde Kurtarma Programı hayata geçirilsin

Akdeniz’de yaşanan ölümler nedeniyle Almanya’da yaşanan tartışmalarda hükümet partileri konuyu daha çok güvenlik çerçevesinden bakmayı tercih ediyor. Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere yaptığı açıklamada, insan kaçakçılarına karşı mücadelenin artırılmasının yeni ölümlerin önüne geçebileceğini ileri sürdü. Maiziere yaptığı açıklama ölümleri durdurmak için basit bir yanıtın olmadığını ileri sürerek, AB’nin bu konudaki politikasında bir değişikliğe gerek olmadığına dikkat çekti.

Yeşiller ve Sol Parti yöneticileri tarafından yapılan açıklamalarda ise Akdeniz’de batma tehlikesiyle karşı karşıya olan gemileri kurtarma programının hayata geçirilmesini talep ettiler. Daha önce gemileri kurtarmak için AB tarafından hayata geçirilen Mare Nostrum programının yeniden hayata geçirilmesini isteyen her iki parti, bunun maliyetinin gerekçe olamayacağına dikkat çektiler.

Berlin’de 12 bin kişi eylem yaptı

Öte yandan 18 Nisan Cumartesi günü Berlin’de bir araya gelen 12 bin kişi Federal Hükümet’in Sığınma Yasası’nı sertleştirme planlarına tepki gösterdi. „Herkese Şartsız Kalma Hakkı“ inisiyatifi tarafından Berlin-Kreuzberg’da yapılan eylede sahneye çıkan pek çok konuşmacı ve müzik grubu Akdeniz’daki ölümlere seyirce kalınmaması gerektiği yönünde mesajlar verdi.

 

AB rotayı değiştirmeyi düşünmüyor

Akdeniz’deki ölümlerin başlıca sorumlusu olan Avrupa ülkeleri, bu konuda bir politika değişikliğine gitmeyi gündemlerine almaya yanaşmıyorlar. Son büyük kazanı ardından bir açıklama yapan Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, AB’nin sert sığınma politikasının sorumlusunun üye ülkeler olduğunu söyledi.

AB Komisyonu Başkanı Donald Tusk ise Twitter aracılığıyla yaptığı açıklamada AB devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı bir zirvede konunun ele alınmasını istedi. Ancak AB’nin konuyla ilgili politikasında bir değişiklik yapması beklenmiyor. (YH)