Edebiyat çınarından üç yaprak düştü…

Geçtiğimiz 28 Şubat’ta yaşama veda eden Yaşar Kemal’in ardından 13 Nisan’da, Almanya’nın Lübeck ve Uruguay’ın Montevideo kentlerinden gelen iki ölüm haberi, edebiyat dünyasında adeta yaprak dökümüne dönüştü.

Belki ayrı coğrafyaların, ayrı olayların, ayrı hikayelerin içindeydiler… Ama yaşadıkları dünyayı ve toplumu, yüreklice eleştirel bir süzgeçten geçiren bu usta kalemler, zorbalığa karşı barıştan, insandan yana ideallerin takipçisi oldular. Koca bir çınarın dalları misali…

Her biri kendi tarzında  oynattı kalemini, ama hepsi de ustaca, hepsi de zalimin zulmü ve adaletsizliğine karşı…

Bizde bu sayımızda kültür sayfalarımızı aynı gün yaşama veda eden iki edebiyat ustasına ayıralım istedik.

Yaşar Kemal’in ölümü üzerine, Günter Grass’ın 2 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısı, iki ustanın neden aynı zamanda iki dost olduklarını da anlatıyor bize.

Grass Yunanistan konusunda da susmadı

Günter Grass’ın ölümü haklı olarak medyada büyük yankı uyandırdı. Ancak Grass’ın Yunanistan’la ilgili düşünceleri ve yazdıkları karşısında sessiz kalındı. Neden acaba?

Herkes onu büyük yazar, sanatçı ve politik tavrını net bir şekilde ortaya koyan bir kişi olması nedeniyle övdü. Başbakan Merkel Grass’ın savaş sonrası Almanya’yı sanatı ve politik ilgisiyle etkileyen ve izleyen çok az kişiden biri olduğunu söyledi. Evet gerçekten de öyle, savaş sonrası Almanya, ‚4+2 sözleşmesi’ ile savaşın sorumlulukları ve savaş tazminatlarını geçiştirme derdindeyken Günter Grass, ‚Ein weites Feld- Uzak Tarla‘ romanında iki Almanya’nın birleşmesi sürecinde DDR’in yok edilmesi için kurulan Yedi Eminler Heyeti’ni ve gerçek Alman tarihinin çöpe atılması girişimlerini sert bir şekilde eleştirdi.

SPD Başkanı ve başbakan yardımcısı Sigmar Gabriel, Günter Grass’ın önünde eğildiklerini söyledi.  ‚O, ülkemizi değiştirdi ve en iyi duygularla bizi aydınlattı!‘ diye devam etti. Aynı Gabriel, birkaç gün önce cahilce Yunanistan’ın savaş tazminatı talebini aptallık olarak nitelemiş, Almanya’nın sorumluluğundan ne anladığını ifade etmişti.

Günter Grass, üç yıl önce Yunanistan üzerine aydınlatıcı bir şiir yazmış ama bu şiir medya tarafından egemen fikre ters olduğu için görülmezden gelmişti. Grass, Troyka’ya, Almanya’nın Yunanistan’ı krizden kurtarma adına yapılan talan politikasının başını çekmesine karşı çıkmıştı. Şiirinde „Troyka, Yunanistan’a yardım edeceğiz diye diye, emeklilik maaşının gaspını, sosyal hakların talanını, özelleştirmeyi  dayatıyor“  demekteydi.

Grass, 24 mısradan oluşan ‚Avrupa’nın Ayıbı‘ başlıklı şiirinde, Avrupa ülkelerinin derin mali kriz içerisindeki Yunanistan’a yönelik politikalarını sert bir dille eleştirip ülkenin adeta çıplak bırakılan ve teşhir edilen bir borçlu konumuna getirildiğini söyledi.

Yazar, Avrupa medeniyetine kaynaklık etmiş olan ve yıllarca Avrupa’nın müttefiki olmuş Yunanistan’a yönelik bugünkü tavrı eleştirirken, Yunanistan’ı ‚yoksulluğa mahkum edilmiş bir ülke‘ olarak tasvir etmişti.

Şiir, Yunanistan olmadan, Avrupa’nın da ruhsuz bir şekilde yok olacağı uyarısıyla sona eriyor. (Winfried Wolf)

Tüm insanların Yaşar Kemal’e borcu var

Türkiye’deki, tüm dünyadaki Yaşar Kemal okurlarına baş sağılığı diliyorum. Ben de çok iyi bir romancının yanı sıra güvenilir bir dostumu, engin yürekli bir yol arkadaşımı kaybettim. Türkiye-Almanya Kültür Forumu’nun onur başkanlığını paylaştığımız yirmi yılı aşkın bir süredir birçok kereler bir araya geldik. 2010 yılında daveti üzerine geldiğim İstanbul’dan unutulmaz anılarla dönmüştüm.

Anısı önünde saygıyla eğiliyor, O’na Frankfurt Kitap Fuarı’nda barış ödülünü verirken dile getirdiğim düşüncelerle veda ediyorum:

Yaşar Kemal’ın kitapları, ajitasyondan uzaktırlar. O, hayat mektebinden deneyimleriyle sosyalisttir, ve haksızlığın gözler önündeyken bile sürekli farklı kılıklara büründüğünü iyi bilir. Ancak onun hikaye ve romanlarına tamamen kendini vermiş okurlar onun politik itirazlarının halkın sıkıntıları, düşleri ve umutlarıyla nasıl temelden kaynaşmış olduğunu kavrayabilirler.

Irkçı çılgınlık, Yaşar Kemal’ın kitaplarında, yabancılara karşı düşmanlık biçimine bürünüp, anlatılan öykünün bir parçası olur, ancak bunun resmi hükümet politikasının bir göstergesi olduğu da ortadadır. Bu yüzden yazar, egemen çevreleri hep rahatsız etmiştir. Bu yüzden sürekli mahkemelere çıkarılmış, bu yüzden işkence ve hapis cezalarına katlanmak zorunda kalmıştır.

Şimdi, bu büyük yazara teşekkür borcumuzu ödeme sırası bizde: insanlara sınırlar koyan, sonra da onları toplumun dışına iten politikaları aşmamız, buraya, Avrupa’ya yerleşmiş Türkiye kökenli komşularımızla, ön yargılardan kaynaklanan korkulardan uzaklaşmamız ve daha da önemlisi, Almaya’daki milyonlarca Türk ve Kürt kökenli insana eşit yurttaşlık hakları tanıyacak bir politika talep etmemiz gerekmektedir.

Benim övgüsünü yaptığım türden bir edebiyat, eğer bir çeşit yol göstericilik yapabiliyorsa, o zaman bugün burada toplanmış olan bütün yazarlar, yayıncılar, kitapçılar; kısaca politik sorumluluğunun bilincinde olan tüm insanlar, Yaşar Kemal’ın seslenişine uymaya, onu daha da ileriye taşımaya ve onunla birlikte evrensel insan haklarının geçerli kılınması için, silahların iktidarının sona ermesi için, en ücra köylere kadar barışın egemen olması için mücadele vermeye çağrılıdırlar. (Cumhuriyet, 2 Mart 2015)