Emeğin geleceği emekçinin elinde

15-04-07---dgb-logo-1--maiAlman Sendikalar Birliği’nin (DGB) bu yılki 1 Mayıs sloganını “Die Arbeit der Zukunft gestalten Wir“ (“Geleceğin işini biz düzenliyoruz” veya “Emeğin geleceğini biz düzenliyoruz”) biçiminde Türkçeleştirebiliriz. Türkçeye şu veya bu şekilde çevrilmesi anlam açısından şüphesiz önemli; fakat slogan Almancada her iki anlamı da içeriyor. Bildiriyi bu iki anlam üzerinden de ele alacağız.

YANITLARI İÇİNDE OLAN SORULAR

İşçi ve emekçilere toplam 14 sorunun yöneltildiği 1 Mayıs çağrısı, sorulara yanıtları da içeriyor. İlk bakışta herkes bütün sorulara ‘evet’ diyebilir görünüyor. Ancak biraz daha dikkatlice bakıldığında ise ‘evet’lerin ikisi düşebilir: “Sürekli çalışabilir olmadan, özel hayata daha fazla zaman ayırabilmek için daha esnek çalışmak istiyor musun?” Görüldüğü gibi oldukça çetrefilli bir soru. “Özel hayata daha fazla zaman ayırabilmek için daha esnek çalışma…” İşçi ve emekçilerin son yıllardaki tecrübeleri tam tersini ortaya koyuyor. Daha fazla esnek çalışma = daha az özel yaşam anlamına geliyor. Buna ‘evet’ diyecek bir işçi yok gibi.

Karmaşık bir diğer soru da, “İşin bugün ve yarın nasıl olacağına işyerinde daha fazla ortak karar vermek istiyor musun?” İşçi ve emekçilerin bu konudaki tecrübeleri de pek iyi değil. “Ortak karar verme hakkı” (“Mitbestimmungsrecht”) adı altında şimdiye kadar yapılanlar gerçekte, işyeri ve sendika temsilcilerini, sermayenin saldırılarına suç ortağı yapmaya yönelik. Birçok işletmede “ortak karar verme” adına saldırıların altına işyeri ve sendika temsilcilerinin de imzası bulunuyor. Bu soruya da birçok işçinin ‘hayır’ demesi muhtemeldir.

HEM NALINA HEM MIHINA…

Diğer sorulara verilebilecek yanıtların ‘evet’ olduğunu yukarıda belirtmiştik. Fakat bu arada DGB’nin “hem nalına, hem de mıhına” vurduğunu söylemek zorundayız. “Kiralık ve taşeron işçilik veya mini işler yerine güvenceli iş” tabii ki bütün işçilerin arzuladığı bir durum. Yıllar önce bu çalışma biçimlerine olanak sunan yasaların yürürlüğe konulmasına, “üretim merkezinin rekabet gücünün korunması” adına destek veren, sessiz kalan sendika bürokrasisinin bu tutumu pek inandırıcı değil. Aynısı Hartz yasaları, emeklilik yaşının 67’ye çıkartılması için de geçerli.

Eğer DGB işçi ve emekçiler açısından iyiden iyiye inandırıcılığını yitirmek istemiyorsa, “hem nalına, hem de mıhına” vurmaktan vazgeçmeli, daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için mücadelenin önüne geçmeli – işkolu sendikalarını arkasına alarak ve grev aracını da kullanmaktan çekinmeden!

GREV HAKKINA SALDIRI

Grev hakkını kullanacak sendikaların öncelikle, içinden geçtiğimiz dönem bu hakkı korumakta kararlı olduklarını ortaya koymalılar. Tam bir yıl önce yapılan DGB Genel Kurulu, “Grev hakkını kısıtlamaya yönelik her türlü yasal müdahaleyi reddediyoruz” kararını almıştı. Fakat bugün “TİS birliği sağlama” veya “TİS birliğini güvenceye alma” adına, grev hakkı değiştirilmek üzere Federal Meclisin gündeminde. DGB yönetimi, IG Metall, IG BCE, IG BAU yasa taslağına karşı çıkmak bir yana hazırlanmasına dahi katkı sundular. Yasaya meslek sendikalarıyla birlikte sadece Ver.di, GEW ve NGG sendikaları dürüst bir tutum alıyorlar.

1 Mayıs çağrısında sorularla ileri sürülen taleplerin “ortak karar verme hakkıyla” elde edilmesi mümkün değil. Bunları ve diğer talepleri (çalışma sürelerinin kısaltılması, emeklilik yaşının düşürülmesi vb.) elde etmek için sağlam bir grev hakkına gerek olduğu gibi, bunu gerektiğinde kullanmaktan çekinmeyecek, “rekabet gücü” yerine işçi ve emekçilerin çıkarlarını gözeten mücadeleci sendikalara ihtiyacımız var.

“ENDÜSTRİ 4.0” VE SENDİKALAR

Yaklaşık bir yıldır Almanya’da “Endüstri 4.0” (kutuya bkz.) başlıklı tartışmalar devam ediyor. Sermaye, hükümet ve sendikalar kendi içlerinde sürdürdükleri bu tartışmayı bugün ortak platformlarda kurulan birliklerde sürdürüyorlar.

“Endüstri 4.0” çerçevesindeki uygulamalarının sanayide ‘devrim yaratacağı’ ve bu alanda Almanya’nın dünya lideri olması gerektiği konusunda taraflar hemfikir. IG Metall ve IG BCE gibi sendikaların “geleceğe yatırım” ve “işin insancıllaştırılması” adına aktif rol üstlenmek istediklerini söyledikleri bu sürecin nasıl işleyeceği konusunda sermaye ve hükümeti çok netler: “Üretimin bütün aşamaları daha planlı olacağı, siparişin verilmesiyle üretime geçiş arasındaki sürenin pratik olarak ortadan kalkması çalışanların da daha esnek olmasını gerektiriyor. Geleceğin fabrikası Stuttgart havaalanı gibi esnek olmalı. Yılın 365 günü açık olan, yaz ve kış arasında olduğu gibi hafta için ve sonunda trafiğin sürekli değiştiği bir işyeri burası. Yer hizmetlerinde çalışan 200 işçi havaalanının bütün personel ihtiyacına yanıt verecek derece esnek çalışıyorlar. Fakat bu da yeterli olmayacak. Bize esnek serbest çalışan (“flexible Freelancer”) elamanlar gerekiyor.” (Fraunhofer Enstitüsü)

Şüphesiz çalışma ve genel yaşamı kolaylaştıracak her türlü teknolojik gelişmenin uygulanmasından yanayız. Fakat yaşadığımız sistemde kullanıma sunulan bütün teknolojik gelişmeler ciddi kâr getirmeye endeksli. Bu mümkün görünmüyorsa, teknolojinin bütün harikaları tekellerin çekmecelerinde kalıyor.

Sendikal bürokrasinin bugün girdiği yol da, yeni teknolojinin emekçilerin lehine kullanılacağına dair ümit vermiyor.

Fakat ne sendikal bürokrasi ne de sermaye ve hükümeti sonuçta her şeye muktedir değiller. Çünkü, emekçiler kendi çıkarları için harekete geçtiklerinde her şey farklı olacak ve işte o zaman teknoloji de işçi ve emekçilerin geleceği için kullanılacaktır. O zaman buna da ‘devrim 5.0’ derler!

ENDÜSTRİ 4.0 NEDİR?

Buhar makinesinin icadı ‘1. Sanayi Devrimi’ olarak değerlendiriliyor. ‘2. Devrim’ olarak ise Ford tekelinin üretimde uygulamaya koyduğu bant sistemi sayılıyor. Mikro elektronik ve bilgisayarın üretim sürecine dahil edilmesi de ‘3. Sanayi Devrimi’ olarak değerlendiriliyor.

Sanayide ‘dördüncü devrim’ ise internet ve robot sistemlerinin üretimle bütünleşmesiyle gerçekleşecek. İnternet ve robot sistemleri yıllardır üretimin parçası olmasına karşın bunlar birbirlerinden bağımsız olarak değerlendiriliyor. İnternetle üretimdeki otomasyonu hızlandırmak işin bir yanıyken, gelişmiş ve öğrenme kapasitesi (yapay zekâsı) olan robotları da bu sürece katarak fabrikaların üretim kapasitelerini en verimli bir şekilde kullanmanın olanakları yaratılmak isteniyor. Ayrıca bugün henüz deneme aşamasında olan 3 D yazıcı araçlarının üretimde daha fazla kullanılarak, düşük ölçekte ama karlı üretmenin koşullarının geliştirilmesi hedefleniyor. ‘Endüstri 4.0’ en son Hannover fuarının gündemindeydi. Başbakan, ekonomi ve araştırma bakanlarını yanı sıra, IG Metal ve IG BCE sendikaları da özel stantlarıyla fuara “renk” kattılar!