‚Devlet sopası‘ hep beyazların elinde

 

ABD’nin Baltimor kentinde 25 yaşındaki Freddie Gray’ın polis tarafından dövülerek öldürülmesinden sonra yaşananlar, bir kez daha tartışmalara yol açtı. Resmi rakamlara göre ülkede 2013’te 460 kişi polis tarafından öldürüldü.

ABD’de polisin sokak ortasında şiddet uygulayarak katlettiği siyah gençlere bir yenisi daha eklendi. 12 Nisan’da Baltimor kentinde polis tarafından dövülerek komalık edilen 25 yaşındaki Freddie Gray, kaldırıldığı hastanede 20 Nisan günü hayatını kaybetti. Bunun üzerine kentte polis şiddetine başlayan protesto gösterileri günlerce devam etti. Saldırıda bulunan polislerin yargı önüne çıkarılması talebiyle yapılan eylemlerin ardından 6 polis hakkında dava açıldı. Polisleri görevden alarak protestoları yatıştırmayı planlayan bölge yöneticileri, olayların durmaması üzerine dava açıldığını duyurdu. Bir polis hakkında doğrudan “adam öldürme”den dava açılacağı belirtildi.
Polisin sokak ortasında Gray’ı dövdüğü görüntülerin sosyal medyaya düşmesi üzerine ülke genelinde bir kez daha polisin siyahlara yönelik şiddetini güdeme getirdi. Silahsız ve suçsuz Gery’nın polis tarafından neden durdurulup aşırı derecede dövüldüğü halen bilinmiyor.
Gray’ın ölümü elbette ABD’de ilk değil. 2014’ün yaz aylarında da Ferguson’da 18 yaşındaki Michael Brown da aynı şekilde polis tarafından öldürülmüş, arından kentte günlerce süren gösteriler başlamıştı.
Yıllardır, benzer biçimde, sokak ortasında siyah gençler polis tarafından şiddete maruz kalıyor ve bu saldırıların çoğu genellikle ölümle sonuçlanıyor. Polisin siyah geçleri dövmesi üzerine başlayan kitlesel gösteriler ilk olarak 1991 yılında yaşanmıştı. Los Angeles’te George Holliday adındaki bir vatandaşın balkonundan polisin Rodney King adlı gencin nasıl vahşice dövdüğünü kameraya almış, ardından da televizyonlara yansımıştı.
Dünya kamuoyunda geniş yankı yaratan görüntülerin ardından sorumlu polisler hakkında dava açılmış, ancak hepsi beraat etmişti. Şiddet olayını belgeleyen George Holliday daha sonra ölüm tehditleri almış ve işten atılmıştı. Polisin şiddetini oraya çıkarmak, ödüllendirileceğine cezalandırılmıştı. King’i döven polislerin beraat etmesi üzerine başta siyahlar olmak üzere insan hakları savunucuları günlerce gösterilerde bulunmuş, çatışmalar yaşanmıştı.
O günden bu güne polisin siyah gençlere yönelik şiddeti ve ölüm olayları dinmek yerine daha da arttı.

2013’TE 460 İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ
Freddie Gray’nin ölümünün ardından başlayan tartışmalar ABD’deki polis şiddetini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak bu, polis şiddetinin duracağı anlamına gelmiyor. New York Times gazetesinde yer alan bir habere göre, 2013 yılında ABD polisi toplam 460 kişiyi öldürdü. Kaldı ki bu rakam federal polis FBI’nin kayıtlarına geçen ve yargıya intikal eden rakamla sınırlı. Bu nedenle gerçek ölü sayısının çok daha fazla olduğu belirtiliyor.
New York Times, 2013 için “Uzmanlara göre öldürülenlerin sayısı çok daha fazla” diye yazıyor ve resmi olmayan rakamlara göre yılda öldürülenlerin sayısının 1100 olduğu belirtiliyor. Bu da ABD’de günde ortalama 3 kişinin polis tarafından katledildiği anlamına geliyor. Öldürülenlerin ağırlıklı bölümü tahmin edilebileceği gibi siyahlar.
Yine FBI’nin verilerine göre, 2012’de 426 kişi polis tarafından öldürülmüş.

MESELE POLİSİN KÖTÜ EĞİTİLMESİ Mİ?
Her cinayetten sonra ABD kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışmalar yaşanırken, bu tartışmalar yeni cinayetlerin önüne geçebilmiş değil. ABD polisi içindeki ırkçı ve ayrımcı varlığın üstünü örtmek isteyen çevreler, genellikle ölümleri “polisin kötü eğitilmesi”ne bağlıyorlar. Polis şiddetine geniş yer veren New York Times da, sorunu, “Çok fazla tecrübesi olmayan ve iyi eğitilmeyen polisler şiddete karışıyor” değerlendirmesiyle açıklıyor. Ancak ölenlerin çoğunun siyah, öldürenlerin çoğunun ise beyaz olması, “devlet sopası”nı eline alan beyazların, bunu ölümcül şekilde kullandığını yeterince ortaya koyuyor.
Zira, polis aygıtında beyaz ırkından gelen polislerin oranı nüfustaki ortalamanın çok daha üzerinde. Örneğin Michael Brown’un öldürüldüğü küçük Ferguson kentinde, 2014’te polislerin 53’ü beyaz iken sadece üç siyah polis bulunuyordu. Halbuki kasaba nüfusunun üçte ikisini üçte ikisini siyahlar oluşuyor. (Spiegel.de) Yine başka bir ölümün yaşandığı North Charleston’da The Post and Courier gazetesinin haberine göre halkın yüzde 45’i siyah iken polislerin ise yüzde 18’i siyah.
FBI tarafından tutulan en güncel rakamlara göre, ülkede 630 bin polis bulunuyor. ABD’de halkın dörtte üçünü beyazlar oluştururken sadece yüzde 13’ü siyah. Veriler, yoksul siyahların yaşadığı kentler ve semtlerde ağırlıklı olarak beyaz polislerin görevlendirildiğini ve bunların da halka karşı ırkçı bir tutum içinde olduğunu gösteriyor. Bu durum elbette siyahlar arasında polise yönelik güvensizliği de had safhaya ulaştırmış. Gallup araştırma şirketinin verilerine göre, beyazların yüzde 53’ü polise güvenirken bu oran siyahlar arasında yüzde 37 olarak tespit edilmiş.

IRK AYRIMINA KARŞI YOKSULLARIN ÖFKESİ BÜYÜYOR
4 Mayıs 2015’te Junge Welt gazetesi için “Unutulan Kurbanlar” başlıklı bir makale kaleme alan Jürgen Heisen, ABD polisi tarafından öldürülenlerin yüzde 20’sinin siyah kadın olduğuna dikkat çekiyor ve bu konuda somut örnekler veriyor.
Öncesi bir yana Ferguson ve Baltimor’da yaşanan cinayetler, ABD polisinin vahşetini ve buna karşı halkın öfkesini açık olarak gösteriyor.
ABD’de her ne kadar yasal olarak ırk ayrımcılığı yasak olsa da, günlük yaşamda bunun yoğun bir şekilde yaşandığını istatistikler gösteriyor. Cinayetlerin siyahi Barack Obama’nın devlet başkanı olduğu bir dönemde artması ise dikkate değer bir diğer nokta olsa gerek. Bütün bu cinayetlere kurban gidenler ise asıl olarak yoksul siyah gençleri. Bu nedenle siyahların yaşadığı kent ve semtlerde bu cinayetlere karşı yoğun bir öfke kendisini açık olarak yansıtıyor. Ancak yaşananlara bakıldığında, siyah emekçilerin ırkçı cinayetlere tepkisi ancak beyaz çoğunluk arasında güçlü bir destek görmesi halinde anlamlı bir etki yaratacak görünüyor. Yoksa bu alçak cinayetlerin sonu kolay gelmeyecektir. (YH)