İş yaşamının dijitalleştirilmesi üzerine

 

Ver.di sendikasının aylık dergisi Publik, bu ay beş sayfasını çalışma yaşamında dijital teknolojinin yaygınlaşması ve otonom robot sistemlerinin gündeme gelmesi konusuna ayırmış. Dijital teknoloji ve otonom robot sistemlerinin kaçınılmazlığı ortaya konulurken, bunların aynı zamanda çalışma yaşamını kolaylaştırdığına dikkat çekilen yazılarda aslında “yeniliklerin” uzun bir süredir hayatımıza girdiğine dikkat çeliliyor.
Dijital teknolojinin, tam ve yarı otonom robot sistemlerinin başta üretimde, üretime direk ve dolaylı bağlı alanlarda olduğu gibi sosyal hizmetler/kamu hizmetleri alanlarında da gündeme geliyor. Şüphesiz bu gelişmelerin önümüzdeki yıllarda milyonlarca emekçinin çalışma ve yaşam koşullarını sürekli etkileyecek hatta alt üst edecek niteliğe sahip olduğu ortada.
Fakat karşı karşıya olunan sorun “teknolojik gelişmenin olumsuz yansımalarından korunma” ile sınırlandığında yeni teknolojik gelişmeleri işçi ve emekçilerin lehine kullanma konusu da baştan sınırlandırılmış oluyor.
Diğer yanda Alman sermayesi ve hükümeti, “Almanya dijital devriminde öncü rol oynayacak” iddiası ile çok sayıda girişimi başlattılar ve AR-GE çalışmaları için ciddi kaynaklar ayırıyorlar. Sendikalar içinde çok güçlü bir “ulusal sermaye bu alanda da ortak çalışmayı güçlendirmek ve sürecin yapıcı parçası” olma eğilimi mevcut. Buradan bakıldığında başta sınıftan yana bütün sendikacılar ve mücadeleci işçiler olmak üzere bütün işçi ve emekçilerin bu tartışmaya katılmalarının kaçınılmaz olduğu görülmekte.
‘Yakın gelecekte her şeyi robotların ve bilgisayar sistemlerinin yapacağını, programlayıcılardan başka insan emeğine ihtiyaç kalmayacağını’ ileri sürenlerle bunun mümkün olup olmadığını tartışmak ve “peki o zaman bu işçilere ne olacak” diye hayıflanmak yerine kapitalizmin sorgulanmasını; üretim araçlarının toplumsallaştırılması bu tartışmanın merkezine koyulması gerekmekte.
Önümüzdeki dönem bu konudaki teknolojik gelişmeleri olduğu gibi bu yönde devam eden tartışmaları sayfalarımıza yansıtacağız. Dijital teknolojinin çalışma yaşamını nasıl değiştirdiğini/değiştireceğini göstermesi açısından Chaos Computer Club sözcüsü Constanze Kurz’un söyledikleri ilginç. Ver.di Publik’te yayınlanan söyleşiyi okurlarımız için Türkçeleştirdik.

„HER MESLEK DALINDA YERİ DOLDURULAMAYACAK İNSANLAR OLACAK“

‚Yerimizi dolduran makinelere bir keşif gezisi‘ adlı bir kitap yazdınız. Dijital çağda çalışma yaşamı nasıl değişiyor?
– Makineler birçok alanda yerimizi dolduruyor. Sadece robotlar değil bilgisayar programları da iş yaşamında üstlendiğimiz birçok görevi üstleniyor. Bazı işler çoktan beri insanlar tarafından değil robotlar tarafından yapılıyor. Örneğin otomobil sektöründeki gibi kolayca ölçülebilen ve rutin olan işlerde insana gerek kalmıyor.
Şimdilerde çalışırken yapılan iş üzerine düşünmeyi, yeniden organize ve yapılanmayı gerektiren işler de bilgisayarlar tarafından üstlenilmeye başlandı. Yani sadece işçilerin yaptıklarını değil beyaz gömleklilerin yaptığını, düşünmeyi, yeniden biçimlendirmeyi ve organizeyi gerektiren işleri de robotlar yapıyor. Bunu bankalarda görebiliyoruz. Kredi almak isteyen birinin alıp alamayacağına bankacılar değil bilgisayar programları karar veriyor. Bazı ülkelerde işe alınacak eleman konusundaki kararı bile bilgisayar sistemi veriyor.

Makinelerin insanın yerini alamayacağı herhangi bir branş yok mu?
– Hayır. Bilgisayar programları ve robotlar tarafından üstlenilecek alanlar çok yönlü ve kapsamlı. Muhakkak her branşta yeri doldurulamayacak bir kişi kalacaktır ama sektör olarak buraya ‚dijital teknik giremez‘ diyeceğimiz bir alan yok.

Sosyal alanla ilgili mesleklerde de öyle mi?
– Bu alanlarda otomatikleşme akarbantta olduğundan daha yavaş gerçekleşiyor doğal olarak. Ancak bu mesleklerde de asistan sistemine ihtiyaç duyuluyor. Örneğin bakım sektöründe hastanın veya engellinin yatağının değiştirilmesi robotlar tarafından yapılmaya başlandı, ilaçların tam saatinde ve eksiksiz verilmesi de bir bilgisayar sistemiyle yapılıyor. Eğer bir sosyal danışman veya eğitmenin görevi gençlerle konuşmak, boş zamanlarını iyi değerlendirmesini, geleceğini iyi biçimlendirmesini sağlamaksa bu işi robotun üstlenmesi oldukça zor ama öğrencilere bilgi veren öğretmenler açısından bu işi bilgisayar sistemlerinin öğrenim paketleri halinde sunması çok kolay.

Makineler tarafından işyerleri yok edilen kişiler ne yapabilirler? Hepsinin yeni bir meslek eğitimi alması imkansız değil mi?
– İnsanların belli yetenekleri vardır ve bir yıl içinde yeni bir meslek öğrenmeleri imkansızdır. Örneğin bir kamyon şoförü bir yıl içinde bilgisayar programcısı olamaz. Ama biliyoruz ki kısa süre içinde otonom sürücü sistemleriyle sürücülerin işyerleri yok edilecek. Almanya’da taksicilik, kurye ve taşımacılık yaparak hayatını kazanan 800 bin kişi var. Eğer beş-yedi yıl içinde bunların işyerlerini bilgisayar sistemleri alırsa durum ne olacak? Bu politik toplumsal bir sorudur ve cevabı da politik toplumsal olmalı. Aşırı kar elde etmek için otomatikleştirme, robotlaştırma, işleri insanlar yerine bilgisayar sistemlerine yaptırmayı mı tercih edeceğiz yoksa toplumsal problemleri mi dikkate alacağız? Yani açıkça servetin yeniden dağılımı sorunuyla karşı karşıyayız. Çalışma saatlerini yeniden nasıl dağıtacağız ve üretimi nasıl vergilendireceğiz? Bir meslek veya branşta işlerin şimdilik üçte biri, kısa sürede yarısı, biraz sonra yarısından da çoğunun robotlar tarafından üstlenileceği senaryosundan yola çıkmalıyız. Eğer bir branşta gelecekte insana hiç ihtiyaç duyulmayacağını kestirebiliyorsak insanları o mesleğe yönlendirmemizin ve o alanda çalışanlardan vergi kazanacağımızı düşünmemizin anlamı yok. Belki makine vergisi getirme konusunda kafa yormak gerekebilir.

Dijital değişimden yararlanmak ve dijital değişim sürecini ‚ölmeden atlatmak‘ için neler yapılmalı?
– Sorun bu dönemi olumlu atlatmak için sadece süreci toplum çıkarlarına uygun biçimlendirmek değil, dijitalleşmeye bağlı olarak ortadan kaybolan mesleklere, işlerini kaybedenlere toplumun nasıl baktığı da önemli. İşlerini robotların aldığı insanları veya kaybolan meslek gruplarını damgalamamak gerekiyor. Belki de işlerin büyük bir kısmını robotlar üstlendiği için sevinmemiz gerekiyor. Güzel şeylere harcayacak zamanımız artıyor bu şekilde. Ancak tabi ki boş zamanımızı zevklerimize uygun değerlendirebilmek için maddi ve toplumsal güvencemizin olması gerekiyor. Bunun masrafını kim karşılayacak? İşte bu konuda tartışmalı ve fikirler üretmeliyiz. Makinelerin vergilendirilmesinden, koşulsuz temel gelirden söz ediliyor. Politik arenada ise bu konular gündeme getirilmiyor. Önemli olan sanki 15 sene sonrasının sorunuymuş gibi tartışma ve fikir üretimini ertelememek…

Varsayalım işleri robotlarca üstlenilen insanların mali kaybı telafi edilebildi, bu insanların kendilerini işe yarar hissetmeleri için iş sahibi olmaları gerekmiyor mu?
– İşten ne anladığınıza bağlı. İş sadece paranın kazanıldığı bir şey mi yoksa oturduğum, yaşadığım yerde toplumsal angajmanım da buna sayılabilir mi? Yeteneklerimi göstereceğim, yaratıcı olabileceğim bir alan mı? Eminin robotlar ve bilgisayar programlarıyla işlerinden olanların bir kısmı bilgisayar oyunlarının başından kalkmayacaktır ama büyü bir kısmı anlamlı bir uğraş arayacaktır. Temel gelir üzerine tartışılabilir ama bana kalırsa mutlaka denenmesi gerekir.

Otomatikleşme ve dijitalleşmenin riskleri neler?
– Makinelerle çalışılırken insan ya hissedilen ya da gerçek olan bir baskıyla karşı karşıyadır. Makineler, insanlardan farklı olarak mola vermeden, duygusuzca ve mükemmel bir şekilde çalışırlar. Bu da çalışan kişiye daha ya da en verimli olması askısı demektir. Bilgisayar sistemleriyle çalışmak ise daha değişik bir baskı yaratır. Nasıl çalıştığınız, kiminle iletişim kurduğunuz sürekli olarak ölçülür ve kaydedilir. Bu bilgilerin patronun eline geçip geçmediği ve hangi ayrıntıda geçtiği ise bilinmez. Bunlardan büyük problem ise dijitalleşme çağında güvenlik sorunlarının ortaya çıkmasıdır. Gözetleme, casusluk, değişik sistemlerin hacklenmesi vb. programların kontrol edilemeyecek boyuta gelmesidir.

Röportaj: Fanny Schmolke/ Çeviren: Semra Çelik