Hak ettiğimiz değeri elde edinceye kadar grev!

 

Yuva çalışanları günlerdir eylem ve grevler yaparak haklarını almaya, sorunlarını topluma anlatmaya çalışıyorlar. 28 Mayıs’ta Frankfurt’ta Ver.di mitinginde konuşan 28 yaşında ve 5 yıllık yuva eğitmeni Anna Lena Styra’nın yaptığı konuşma, onların hangi koşullarda çalıştıklarını ve ne istediklerini ortaya koyuyor.

 

„Sevgili meslektaşlarım, sevgili grevdaşlarım ve elbette ki sevgili anne ve babalar,
Ben 28 yaşındayım ve Rödermark’ta bir yuvada beş yıldır eğitmen olarak çalışıyorum.
Her gün yuvalarda karşılaştığımız sorunları gördükçe, bunlara yetişemeyince ve de sorunların giderek daha fazla arttığını görünce içim inanılmaz bir şekilde öfkeyle doluyor!
Yuvalardaki gruplar kalabalık, hazırlık yapma zamanımız çok az, özel gereksinimleri nedeniyle hazırlık için daha çok zamana gerek duyduğumuz birçok sorunlu çocuk var. Diğer çocuklara da yetişmemiz gerekiyor, herşeyin protokolünü yapmak zorundayız, stajyerleri yetiştirmek ve veliler için de hazır olmak zorundayız!
Çalışma koşullarım ve bana sunulan olanaklar nedeniyle mesleğimi gerektiği biçimde yapamadığım zaman kendime, çocuklara ve anne-babalarına karşı, kendimi elim kolum bağlı hissediyorum ve bu yüzden hem kızıyorum hem de üzülüyorum!
Ya zamanım ya da kapasitem olmadığı için kimi çocukların gerektiği biçimde desteklenemediklerini ve yarı yolda kaldıklarını görmek zorunda kalıyorum.
Geçen sonbaharda diğer meslektaşlarım gibi ben de, yeterli meslektaşımız olmadığı için, gücümün sonuna kadar çalışmak zorunda kaldım. Bu genç yaşımda yuvadaki gürültüden kaynaklanan tinitus gibi strese bağlı sorunlarla uğraşmak zorundayım. Baş ağrısı ve migren artık yaşamımızın normallerinden sayılıyor. Uzun süre bu psikolojik ve vücudu yoran koşullarda çalıştığımız için hasta oluyoruz.
Biz yuva eğitmenleri olarak çocukların sağlıklı gelişmeleri için çaba gösteriyor, onlar için yaşam alanları açıyor ve fırsat eşitliği sağlıyor ve anne ve babalarıyla birlikte onların geleceklerini ‘örmeye’ çalışıyoruz!
Ama yaşadıkları ortamda zaman ve mekan sorunları olan, onların özel gereksinimlerine eğinilmeyen bu çocukları nasıl bir gelecek bekliyor?
Birçok siyasetçi, yerel yönetici ve sorumlu insanlarla konuştuğumda hepsi ‘sosyal ve eğitim hizmetlerinde çalışanların emeklerine saygı duyduklarını!’ söylüyorlar. Ama duruma baktığımızda buna inanmak oldukça zor!
EMEĞE SAYGI NASIL OLUR?
Emeğe saygı nasıl belli olur? Bunu hiçbir yerde göremiyorum: Ne ücretlerimizde, ne yuvalardaki çalışma malzemelerimizde ne de toplumun kafa yapısında!
Emeğimin geleceğin değerini taşıdığını nereden göreceğim? Eğitim işi şu anda yaşamsal bir iş durumunda! Biz eğitimciler toplumun yarınlardaki kişiliklerini yetiştiriyoruz!
Bu koşullarda emekli oluncaya kadar çalışabileceğimi hiç sanmıyorum, böyle giderse kendim(iz) yarı yolda kalacağım(z)!
Ben sağlıklı bir özgüvene sahibim ve ŞİMDİ bunun bilinciyle hareket ediyorum. Biz kadın ve erkek eğitimciler olarak, kendimiz için de sorumluluk almak zorundayız!
Eğer toplum geleceği için sorumluluk almak istemiyorsa, ben bu sorumsuzluk için ve sermayenin paspası olarak kullanılmak istemiyorum!
İşte bu yüzden de artık pek kimse bu mesleği öğrenmek istemiyor.
Bu konudaki düşüncelerin değişmesini talep ediyorum, yoksa bu toplumun geleceğinin hiç de parlak olmayacağını düşünüyorum.
Eğer yuvalardaki eğitmenler olmazsa ne yapacaksınız?
Anne balar çalışmayıp, evde çocuklarına mı bakacaklar? (…)
Şimdi baskı uygulamak zamanı! Nihayet eğitmenler ayağa kalkıp isteklerini yüksek sesle haykırıyorlar!
Ama görünen o ki, uyguladığımız baskı yeterli değil!
Greve devam etmek zorundayız ve pes etmek yok!
Halen belki de ‘meseleyi henüz kavrayamadıklarından’, davranışlarıyla kendi gerçekliklerini yansıtan, yuvalarda çalışmaya devam eden meslektaşlarımız bizimle dayanışma içinde olmak zorundadırlar!
Bizim yerel yöneticilere gidip taleplerimizi anlatarak grevin bir an önce bitmesi için velilerin dayanışmasına da gereksinmemiz var!
Güçlü olmak zorundayız!
Greve devam edeceğiz!
Çünkü biz bunu hak ediyoruz!“