Bu acı hepimizin, hesabını da hep beraber soralım…

151 kapak foto

 

Ankara’da ‚barış ve kardeşlik‘ karşı girişilen alçakça saldırı Almanya’da yaşayan biz Türkiye kökenli işçiler, emekçiler, gençler ve kadınların da yüreklerini sızlattı, derin acı ve öfkeye sürükledi.

Ve haklı olarak, ‚Nasıl bir alçaklıktır bu? Türkiye nereye gidiyor? Daha ne kadar bedel ödenecek, insanca, barış ve kardeşlik içinde yaşanması için?‘ diye soruyoruz…

Evet, yüreğinde en küçük bir insanlık kırıntısı taşıyan herkesi derinden sarsan ve “yeter artık” dedirten bu katliam, hepimiz için sadece acı ve öfke değil, aynı zamanda köklü bir sorgulama ve sorumluların yakasına yapışma konusunda bir dönüm noktası olmak durumunda.

Türkiye’yi yönetenlerin sorgulandığı, iktidar hırsı uğruna ülkeyi bataklığa sürükleyenlerin yakasına yapıştığımız ve dini, milli değerleri öne sürerek gözlerimize perde çekmeye çalışanların yalanlarının açığa çıktığı bir dönem…

NASI BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ?

Şurası açık ve nettir ki, Ankara Katliamı, IŞİD üyesi iki alçağın sıradan bir terör eylemi değil; devlet ve AKP’nin yıllardır izlediği politikanın adım adım yarattığı bir sonuçtur.

Ülkeyi yıllardır savaş konseptiyle yönetmek isteyen; halkın dini, etnik, mezhepsel değerlerini çatıma ve kutuplaşma nedeni haline getiren; demokrasi ve özgürlüklerin lafını edip gerçekteyse bütün muhalif görüşleri, söz, basın, örgütlenme hakkını ezerek fiili bir diktatörlük uygulayan; mahkemeleri, yargıçları kendi memuruna dönüştüren; alınteri ile geçinen işçiyi, emekçiyi, yoksulu iliklerine kadar sömürmek için sermayeye teslim eden devlet ve hükümet zihniyeti bu ülkenin başının belasıdır ve durmadan ölüm, kan ve gözyaşı üretmektedir.

Geçmişi de olan bu devlet zihniyetinin şu anki uygulayıcısı AKP ve Erdoğan’dır; ve AKP yönetimi, “İslam-Vatan-Millet” propagandasının arkasına sığınarak şimdiye kadar göz boyamayı başarsa da, gerçek yüzü açığa çıkmıştır; iktidarı yitirmemek adına ülkeyi felakete sürüklemektedir.

Peki biz nasıl bir Türkiye’den yanayız? Barışın ve kardeşliğin hakim olduğu bir ülke mi; yoksa barış ve kardeşlik diyenlerin katledildiği, zulüm gördüğü bir Türkiye mi?

Türlü yalanlara sarılarak, sözde Türkiye’nin çıkarları adına Suriye’de savaşı körükleyen, radikal İslamcı grupları silahlandırıp besleyen bir savaş politikasını mı onaylayacağız yoksa barış ve halkların kardeşliğinden şaşmayan bir siyasetin mi?

Kürtleri ‚düşman, bölücü‘ ilan edip, kardeşi kardeşi kırdıran; her gün ölüm haberleriyle anaların yüreklerine ateş düşüren; çözüm sürecini savaş sürecine çeviren bir politikaya mı destek vereceğiz; yoksa silahlar susmasını, Türk-Kürt kardeşliğini lafta değil gerçekte sağlayacak bir eşitlik-kardeşlik ortamının oluşmasına mı?

Soma’da 301 madenciyi göz göre ölüme yollayan emek düşmanlığına ‚kader‘ mi diyeceğiz; yoksa işçinin emekçinin insanca yaşayabileceği bir ülke istiyoruz mu diyeceğiz?..

Şurası açık ve kesindir ki; Türkiye’nin katliamlarla, savaş ve çatışmalarla anılan bir ülke olup olmayacağı, şu ya da bu politikacının vicdanına, yeteneğine, ‚dindarlığına‘ vb. değil, halk olarak bizim bu sorulara vereceğimiz yanıtlara bağlıdır. Cevabımızın doğruluğunun ölçüsü ise hepimizin gözleri önünde duran Ankara Katliamı’dır!

 

BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN TÜRKİYESİ İÇİN HEPİMİZE GÖREVLER DÜŞÜYOR

Ankara’daki katliamın ardından Almanya ve Avrupa ülkelerinde de yüreği sızlayan binlerce insan sokağa çıktı, acısını, öfkesini, tepkisini dile getirdi. Bundan çok daha fazlası da sokağa dökülmese de katliamı lanetledi. Sadece Türkiye kökenliler değil sendikalar, kitle örgütleri, partiler, iş arkadaşı komşumuz olan Alman halkı da bu acıya ortak oldu, barış dileklerinde bulundu.

Ancak barışın, kardeşliğin ve insanca yaşanacak bir Türkiye için sadece bunun yetmeyeceği açıktır.

Elbette Türkiye’nin kaderini Türkiye’de yaşayan emekçi halk belirleyecektir; ancak bir sürü bağla ilişkimiz olan Türkiye’de savaşın değil barışın; çatışma ve kutuplaşmanın değil kardeşliğin; diktatörlüğün değil demokrasi ve özgürlüğün hakim olması için yaşadığımız ülke Almanya’dan da daha fazla katkı sunabiliriz.

Çünkü sadece bu katliama karşı değil, onu da ortaya çıkaran nedenlere ve güçlere karşı verilen barış ve demokrasi mücadelesine katkı sunmaya ihtiyaç vardır.

Bunun için de bugün savaştan ve sermayeden yana bir zihniyetle Türkiye’yi yöneten güçlerin gerçek yüzlerini Türkiyeli, Alman bütün çevremize daha fazla ve daha anlaşılır biçimde anlatmaya; Ortadoğu ve Türkiye’deki savaş ortamının hazırlayıcılarından olan ABD ve Avrupalı devletlerin emperyalist politikalarına karşı Alman halkıyla ortaklaşan bir barış mücadelesi vermeye ihtiaç vardır.

Yine Almanya’da da Türk-Kürt çatışmasını körüklemek isteyen ırkçı-faşist örgütlerin işçileri, gençleri kutuplaştırma çabasını boşa çıkarabildiğimiz; inancı-etnik kökeni ne olursa olsun bütün emekçilerin ve gençlerin ortak ihtiyacı ve özleminin barış, demokrasi ve özgürlük olduğunu anlatabildiğimiz ölçüde, Ankara’da patlatılan bombaların amacına ulaşamayacağını görmek durumundayız.

Bu katliamın sadece ilericileri, demokratları, ’solcu’ları değil Türk’ü Kürdü, Alevisi Sünnisi bütün emekçi halkı hedef aldığı ve zarar verdiğini gördüğümüz ve bunu daha geniş kesimlere anlatabildiğimiz ölçüde Türkiye’nin emekten, kardeşlikten ve barıştan yana bir ülke haline gelmesine katkı sunabileceğimizi unutmamız gerekiyor.

1 Kasım’da yapılacak olan ve Almanya’da oy verme işlemleri başlamış olan seçimler de öfkemizi, tepkimizi ve nasıl bir ülke istediğimizi göstermenin bir yolu olacaktır. Bu yüzden, bu seçimlerde barış, kardeşlik ve demokrasi taleplerini temsil eden  HDP’ye Almanya’dan da daha güçlü bir destek sunmaya ihtiyaç vardır.

Bütün bunlar olduğu ölçüde, Ankara Katliamı’nın ve katliamları, savaşları, zorbalığı Türkiye ve Ortadoğu’nun başına bela edenlerden hesap sorulmuş olabileceği; ve bu hesabın sorulmasına Türk-Kürt-Alman… hepimizin yakıcı ihtiyacı olduğu ortadadır.