Türkiye’de seçim savaşı

didf1

Sendikalar, sol partiler, barış ve sosyal hareketlerin oluşturduğu Barış Bloku’nun daveti üzerine Avusturya, Almanya ve Hollanda’dan politikacı, barış aktivistleri, gazeteciler tarafından oluşturulan bir heyetle Türkiye’deki Kürt bölgelerine iki günlük bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu gezi Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu tarafından organize edildi.

Heyetimizin amacı, Türk ordusunun Kürtlere yönelik son saldırılarını yerinde görüp bilgi edinmek ve halka dayanışmamızı göstermekti. Güncel duruma bağlı olarak grubumuz ilk olarak Barış Bloku üyeleriyle birlikte direk Suriye sınırındaki Mardin’e bağlı Nusaybin kazasına doğru yola çıktı. Şehirde 1 Ekim’de bu yana sokağa çıkma yasağı uygulanmaktaydı.  Yasak,  hareket eden herşeye ateş eden polis ve jandarma tarafından uygulanmaktaydı. Bizim orada bulunduğumuz güne kadar 14 ölü, çok sayıda yaralı olduğu söylentisi vardı.

Türk yasalarına göre sokağa çıkma yasağı ilan edebilmek için  parlamentodan onay alınması gerektiği halde HDP milletvekillerinin verdiği bilgiye göre bu yapılmadı. Ordu tarafından uygulanan sokağa çıkma yasağı ve kuşatmaya karşı çevre halkı ve bir HDP milletvekili kasabanın girişinde oturma eylemi yapmaktaydı.

Askerler geldiğimizi görünce sokağa bariyerler koyarak şehre girmemizi engellemeye kalkıştılar. HDP Milletvekili Mithat Sancar sayesinde tarlaların arasından geçerek protestocuların yanına gidebildik. Nusaybin’e giriş sözüm ona teröristlerle mücadele ve yeniden düzeni sağlamak adına asker ve polis tarafından Toma, makineli tüfek ve tankla engellenmiş durumda. Mardin milletvekili Sancar, Nusaybin’deki durumu şöyle anlattı: ‚Beş günden beri sokağa çıkma yasağı vardı. Halkın ihtiyaçlarını ve durumunu öğrenmek için kasabaya girmek isteyen milletvekilleri şehre sokulmuyordu. Gerekçe olarak silahlı gençlerin yollara barikatlar kurduğu,  şimdi bu barikatların kaldırıldığı gösteriliyordu.  HDP milletvekillerinin aracı olma girişimi reddedildi. Sancar, 120 bin nüfuslu kasabaya yapılan bu baskının nedeninin geçen seçimlerde HDP’nin oy oranının yüzde 90 olmasına bağlıyor. Bölgede çok eski bir direniş geleneği var. Hükümet ve ordunun hedefinin halkı bölerek  HDP’nin oylarını azaltmak, ve AKP’nin mutlak çoğunluğu almasını sağlamak.

Uzun pazarlıklardan sonra delegasyon polis eşliğinde Cizre’ye gidebildi. Sokaklar bomboş, ortalıkta kimse görünmüyor. İlçede sadece askeri tanklar ve polis araçları dolaşıyor. Kısa süre sonra ilçenin yeniden bombalandığını öğreniyoruz.

Cizre Belediye Başkanı’nın anlattığına göre 4-12 Eylül tarihleri arasında özel timler tarafından işgal edildi ve giriş ve çıkışları kontrol etmek üzere keskin nişancılar yerleştirildi. Daha Ağustos ayı ortasında binlerce polis ve özel tim tank ve panzerlerle ilçeye getirmişti. Sokağa çıkma yasağı süresince telefon, internet bağlantısı ve  su, elektrik yoktu.  140 bin nüfuslu ilçenin iki semti dışında dünya ile bağı kesilmişti.  Bir aylık bebekten 60 yaşında olana kadar 21 kişi öldürüldü. Çoğu evlerinin kapısının önünde ya da semtinde kurşunlandı. 11’i başları hedef alınarak vuruldular, altısı da ambulans geç geldiği ve hastaneye yetiştirilemediği için öldü. Yüzün üzerinde yaralı vardı.

Hiçbir eczane, hiçbir fırın, hiçbir dükkan açılamadı. İnsanlar evlerinde ne varsa onunla yaşamak zorundaydılar. Bazı evlerin damındaki su depoları kurşunlandı, sular boşa aktı ve kullanacak su da kalmadı.

Durumdan en çok etkilenen semtlerden Nur’da dolaştığımızda felaketi daha yakından gördük: Çoğu ev ve dükkanlar tahrip edilmişti, bazıları yakılmıştı. Her yerde değişik büyüklük ve çeşitte mermi delikleri gördük.  Doktorlar, ne olduğunu anlayamadıkları değişik silahların kullanıldığını söylediler. Salkım mermilerinin de kullanıldığını tahmin ediyoruz. En büyük sorun yaralıların hastane veya doktora götürülmesini, ölülerin gömülmesini engelleyen sokağa çıkma yasağıydı.

Ertesi gün oradaki sıkıyönetimin kaldırılması sonrası yapılabilecek bir cenaze töreni için Diyarbakır’a bağlı Silvan ilçesine geldik. Sokaklar kalabalıktı. Cenaze töreni bir eylem gibiydi.  Sıkıyönetim günlerinde bir kadın grubuyla beraber bir tankın önüne geçerek askerden sivil halka yönelik saldırıların kaldırılmasını rica eden iki kadın toprağa veriliyordu. Kurşunlanmışlardı. 70 yaşın üzerindeki bir kadın bacağından yaralanmıştı, ambulansa izin verilmediği için tıbbi yardım alamamıştı. mezarlığa giderken evinin ve olay yerinin önünden geçtik. öyküsünü anlatacağız.

Bir grup kadın cenaze törenini eylem yaparcasına üstlendi. Kadınlar tabutu taşıdılar, mezarlığa getirdiler ve mezarı kazmaya başladılar. Burada kadınlar ilk kez iş başına geçmiyorlardı. Şiddetin sona ermesini talep eden kadınlardı, ölüleri toprağa veren kadınlardı, acılarını ve öfkelerini de kadınlar gösteriyorlardı.

tören sonrası ilçede dolaşırken önceki gün Cizre’de gördüğümüzden farklı birşey görmedik.  Suriye sınırında, çoğunlukla Kürtlerin yaşadıkları tüm bölgelerde Türk ordusu halkı bir nevi kolektif cezalandırmaktaydı.

HDP, bu bölgelerde Haziran seçiminde oyların yüzde 60-90’ını almıştı. Bu sonuçlar da HDP’nin yüzde 10 barajını aşarak ulusal meclise girmesine katkı sunmuştu.  halbuki iktidardaki AKP, oy oranını yüzde 60’a çıkararak çoğunluğu elde etmek, Anayasa’yı değiştirerek Erdoğan’ın başkanlığını garanti altına almak, gücünü arttırmak hedefindeydi.  HDP’nin başarısı ve  meclis çoğunluğunu yitirmesiyle AKP, herhangi bir hükümet kurmak yerine erken seçime gitmeyi esas aldı ve 1 Kasım’da seçim yapılacak.  AKP, HDP seçmenleri arasında korku yayarak veya sıkıyönetim nedeniyle  onların seçime katılmasını engellemek için çaba harcıyor.

Inge Höger