SIĞINMACININ HAKKI YOK!

Resmi rakamlara göre Ekim ayı sonuna kadar Almanya’ya 750 bin sığınmacı geldi. Yıl sonunda kadar sayının bir milyona yaklaşacağı tahmin ediliyor. İkinci Dünya Savaşın’dan bu yana en çok sığınmacının geldiği şu günlerde sığınmacı haklarına yönelik önemli saldırılar planlanıyor. Halk arasında sığınmacılarla dayanışma devam ederken, hükümet başta Suriye ve Afganşstan’dan gelenler olmak üzere gelenlere sığınma hakkı tanımadığı gibi, verilen yardımları da kısıtlamayı karar altına aldı.

MEHMET ÇALLI

Aylardır Almanya’nın siyaset gündeminin ilk sırasından inmeyen sığınmacılar konusu, gündemdeki yerini koruyor. Koalisyon partilerinin başkanları, 6 Kasım tarihinde bir araya gelerek bir uzlaşmaya vardıklarını açıklamışlardı. Ancak varılan anlaşmanın altına attıkları imzaların mürekkebi kurumadan yeni öneriler peşpeşe gündeme geldi. Der Spiegel dergisine göre, Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) saflarında yükselen çatlak sesler, başta Federal İçişleri Bakanı De Maiziere olmak üzere, Başbakan Merkel’e karşı kendi partisinden isimlerin gündeme getirdiği bir gensoru önergesi niteliğini taşıyor.

Gerek koalisyon ortaklarının vardığı uzlaşmanın, gerekse de Hıristiyan Birlik Partisi’nden gelen yeni önerilerin ortak özelliği, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman Anayasası’na bir temel hak olarak konulan, 1990’lı yıllarda büyük oranda kırpılan, sonraki yıllarda yeni yasal düzenlemelerle altı iyice oyulan sığınma hakkının son kırıntılarını da ortadan kaldırmaya yönelik olmaları. Bunun için, hükümet temsilcileri tarafından her fırsatta karşı olduklarını iddia ettikleri PEGIDA ve AfD gibi ırkçı hareket ve partilerin gündeme getirdiği talepler peşpeşe uygulamaya konuluyor.

HÜKÜMETİN UZLAŞMASINDA NELER VAR?

6 Kasım, Perşembe günü kameraların karşısına geçen Başbakan ve CDU Genel Başkanı Angela Merkel, CSU Genel Başkanı Horst Seehofer ve SPD Genel Başkanı Sıgmar Gabriel, gerçekleştirilen zirvede kararlaştırılan önlemleri şöyle özetlemişti: Sığınmacılar, Almanya’ya geldikten sonra bir süre Kayıt Merkezleri’nde tutulacak. Diğer bir deyişle, Almanya’nın beş ayrı kentinde kurulacak toplama kamplarına yerleştirilecekler. “Güvenli ülke” statüsünde bulunan ülkelerden gelen sığınmacılar, sınırdışı edilecekleri tarihe kadar bu kampları terk edemeyecek. Bu uygulamadan etkilenecek olanların başında Balkan ülkelerinden gelen Romanlar geliyor.

Koalisyon ortakları, bu kamplara yerleştirilenlerin “sıkılaştırılmış ikamet zorunluluğuna” tabi tutulması konusunda da görüş birliğine vardı. Kampları izinsiz terk edenlere, sosyal yardım hakkından mahrum bırakma ve sığınma başvurularının reddedilmesi gibi yaptırımlar uygulanacak.

SURİYE’DEN GELENLERE AİLE BİRLEŞİMİ YOK

Uzlaşmaya varılan diğer bir nokta, Suriye gibi savaş bölgelerinden gelen sığınmacılara, ilk iki yıl boyunca aile birleşimi izni tanınması. Anayasaya aykırı olduğu belirtilen bu uygulama, Almanya’ya ulaşabilen sığınmacıların eşlerine ve çocuklarına Akdeniz ve Ege Denizi üzerinden tehlikeli yolculuklara çıkmaktan başka şans tanınmaması anlamına geliyor.

Merkel, Seehofer ve Gabriel, Afganistanlı sığınmacıların ülkelerinde “güvenli bölge” olarak nitelendirilen bölgelere gönderilmesi konusunda da anlaştı. Böylece, yürürlükteki düzenlemeler nedeniyle başvuruları reddedilse bile ülkelerine gönderilemeyen Afganistanlı sığınmacıların oranını yüzde 80’den daha düşük seviyelere çekmek. Adı geçen güvenli bölgelerin nasıl sağlanacağı sorusunun yanıtı ise, yine uzlaşma metninde yer alan bir cümlede veriliyor: “Almanya Afganistan’ın istikrara kavuşturulması için alınan önlemlere katılmaya devam edecek (…) ve ABD ve diğer müttefikleriyle birlikte Afganistan’daki askeri çabalarını uzatacaktır.”

Son olarak, sığınmacıların entegrasyon masraflarına katkıda bulunması da karara bağlandı. Katıldıkları kurslara ve diğer programlara katkı payı ödemesi istenen sığınmacılar, böylece kendilerine nakit olarak ödenen harçlıkların bir kısmını da geri ödemek zorunda kalacak.

DE MAIZIERE ATAKTA

Aynı gün bir başka açıklama yapan CSU Genel Başkanı Seehofer, partisinin Federal Hükümetin sığınmacı politikasına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağını açıkladı. Bu konuda bir bilirkişi raporu hazırlatmak üzere Anayasa hukukçusu Udo Di Fabio’yu görevlendirdiğini açıklayan Seehofer, bu adımı “sığınmacıların teşkil ettiği tehlikelere karşı Alman halkını korumamız gerekir” diye gerekçelendirdi.

Ancak çatlak ses, sadece Seehofer’den gelmedi. Federal İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere, uzlaşmanın açıklandığı günün ertesinde bir genelge yayınlayarak, Suriyeli sığınmacılara “kısıtlı koruma” adı altında bir yıllık oturma izni verilmesini ve aile birleşimlerinin engellenmesini istedi. De Maizier’in bu kararı Merkel ve diğer bakanlarla görüşmeden alması, kimi köşe yazarları tarafından “Merkel’e karşı darbe” olarak nitelendirilirken, genelgenin uygulamaya konmayacağı duyuruldu. Ancak CDU saflarından büyük destek alan De Maiziere, önerisinin arkasında durduğunu belirtti.

Irkçıların talepleri hayata geçiriliyor

PEGIDA/AfD SOKAKTA, TALEPLERİ SE TARTIŞILIYOR

Seehofer, De Maiziere ve ona destek verenlerin ileri sürdüğü taleplerin ırkçı PEGIDA hareketiyle ve Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin taleplerinden pek farklı olmadığı göze çarpıyor. Almanya’nın gerektiğinde sınırlarda sığınmacılara karşı silah kullanmasını isteyen AfD temsilcisinin bu sözleri, hükümet temsilcilerinin resmi açıklamalarında eleştirilirken, Federal Savunma Bakanı Von der Leyen’in yaptığı “ülke içinde kalıcı olarak 18 bin asker görevlendirilecek” yönündeki açıklaması görmezden geliniyor.

Alınan kararlara rağmen, sığınmacılar Almanya’ya gelmeye devam edecek. Hükümet politikasının zeminini oluşturduğu artan saldırılar da, bu durumu değiştirmeyecek. Bu saldırıların hedefinde sadece sığınmacılar değil, onlara yardım eden gönüllüler de var. Almanya’nın yüzlerce kentinde sığınmacılara yardım eden onbinlerce gönüllünün çabaları da, madalyonun bu konuda gözardı edilmemesi gereken diğer yönü.