Paris Katliamı ve Müslümanlar

Paris’te konserde, kafede, stadyumda eğlenceli bir vakit geçirmek için toplanmış masum insanlara yönelik saldırı sonucu 130 insanın katledilmesi uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir olay oldu. Tıpkı, bir süre önce Ankara’da, Beyrut’ta yaşanan katliamlar gibi… Tıpkı, Ortadoğu veya Afrika’nın adını dahi yeni öğrendiğimiz kentlerinde kasabalarında ya da Akdeniz’in Ege’nin sularında hemen her gün yaşanan ölümler gibi…

TV ve gazetelerin, internet sitelerinin neredeyse “olağan” haberleri haline gelen bu katliamlar, çatışma ve savaşlar, zorunlu göçler nedensiz değil elbette. Ekonomik ve siyasi çıkar peşindeki güç odakları, ‚din‘ adına, ‚millet‘ adına, bazen de ‚insanlık ve demokrasi‘ adına bu savaşı, terörü trajediyi büyüttükçe büyütüyor.

Paris Katliamı da bu terör ve şiddet sarmalının bir sonucu oldu. Elbette, bu savaşı yürüten destekleyen hükümetler, devletler, örgütler…bu katliamı da kendi politikalarını haklı çıkarmanın bir aracı haline getirmeye çalışıyor ama şurası açık ki, en son örneği Paris’te görülen bu dram, ‚insanım‘ diyen herkesi derinden yaraladı.

Ama gelin görün ki, Türkiye’de veya Almanya vd. Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenliler ve İslam inancına mensup topluluk arasında, bırakın yaşanan bu acıya ortak olmayı, bundan ’sevinç duyan’lar çıkmadı değil. Türkiye Yunanistan futbol takımları arasında oynanan dostluk maçında Paris’te yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşunu ıslık ve tekbirli sloganlarla protesto edenler de bunun çarpıcı bir örneği oldu.

Almanya’da kendilerini Müslümanların temsilcisi gören dernek ve kuruluşlar da, yarım ağızla yaptıkları açıklamalarla olayı adeta geçiştirme utanmazlığı gösterebildi.

Sanki tartışılan oymuş gibi, “canım gerçek İslam bu değil; İslam barış dinidir” vb. gerekçelerle, orta yerde duran insanlık dışı saldırıyı açık ve kesin bir biçimde kınamaktan geri durmanın bir izahı olabilir mi? Hangi inançtan olursanız olun iki yılı aşkın bir süredir sürdürülen bu insanlık dışı terörü ‚amasız, fakatsız‘ lanetlememeyi, vicdanlara sığdırabilir misiniz?

Ne yazık ki, insani dramları bile milliyete, dine göre sınıflandıranlar bunu vicdanlarına sığdırmayı başardılar; dahası bu büyük acı karşısında şu düşünceleri içeren yorumlar yapabildiler: “Hep Ortadoğu’da insanlar ölüyordu, biraz da Avrupalılar bu acıyı tatsın”, “ Türkiye yıllardır terör belasını çekiyordu, Avrupalılar bundan sonra bizi daha iyi anlar belki”, “ABD ve Avrupalı devletler de orada ülkeleri işgal ediyor, insanları ölyordu, bu da onlara iyi oldu”!

Bu görüşlere sahip olanlar çoğunlukta değil belki ama vicdanların ve beyinlerin körleştirildiği bugün, bu görüşlerden etkilenenlerin sayıları az da değil.

Din ve milliyetçilik adına işlenen cinayetlerin, terörün ve katliamların en yakın tanığı olan bir coğrafyanın insanları olarak; bu körlükle hesaplaşabilmemiz gerekiyor. Bu hesaplaşma acılara sevinerek değil hangi ulustan hangi inançtan olursa olsun, insanlık adına yaşanan acıları paylaşabilmekten; bu acıları yaşatanların yakasına hep beraber yapışabilmekten geçiyor kuşkusuz.

Beyrut’ta, Ankara’da veya Paris’te faturası hep halka kesilen bu savaş ve terör ortamının dinle, vatan millet edebiyatıyla bir alakası olmadığı; çıkar ve egemenlik peşindeki güçlerin paylaşım kavgasının bir sonucu olduğunu görmek ve buna hep beraber ‚hayır‘ diyebilmekten geçiyor.