Suriye tuğlası, Rus uçağı ve tehlikeli oyuncu

Son haftalarda uluslararası ilişkilerde yaşanan hızlı gelişmeler, Suriye’in “Ortadoğu duvarı”ndaki en önemli “tuğla” olduğunu gösteriyor. Duvardaki “Suriye tuğlası”nın değiştirilmek istenmesi şimdiden sarsıntılara, çökmelere neden olmuş durumda. Bu durum Suriye’nin bölge için ne kadar kıymetli olduğunu yeterine ortaya koyuyor.
Tarih boyunca da Doğu Akdeniz’in kontrol edilmesi uğruna verilen kanlı savaşların en büyükleri bugünün Suriyesi’nin üzerinde olduğu topraklarda verilmiş.
Son bir kaç yıldır bu topraklarda akan kan yetmiyormuş gibi, şimdi daha büyük bir savaş için çanlar çalıyor. Suriye, Frankfurter Allgemeine Zeitung’dan Nikolas Busse’nin tanımlamasıyla “Dünyanın barut fıçısı”na döndü. Türkiye bu fıçıya barut taşımaya kararlı olduğunu Rus uçağını düşürerek gösterdi.
Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesine Almanya’da en ilginç tanımlamayı Başbakan Yardımcısı ve SPD Genel Başkanı Siegmar Gabriel yaptı: “Bu olay, bölgede bir çok kesimin dikkat çektiği gibi ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir oyuncunun olduğunu gösteriyor. Bu oyuncu Rusya değil Türkiye’dir.” (speigelonline.de, 24.11.2015)
Gabriel’in “Türkiye” diye tanımladığı oyuncu elbette bütün ipleri elinde tutan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başkası değil. Kendisine göre planlar yapıp “bölgesel oyuncu” olmaya çalışan Erdoğan’ın, şimdi “Sahada ne yapacağı belli olmayan oyuncu” haline gelmesi, elbette bugüne kadar yaptığı atakların başarısızlıkla sonuçlanması, hatta her şeyi yüzüne gözüne bulaştırmasıyla bağlantılı. Suriye’den başlayarak bölgenin bu hale gelmesinde “Erdoğan Türkiyesi”nin büyük sorumluluğu var.
Şimdi asıl soru şu: Avrupa ne yapacağı belli olmayan bu oyuncuya ne kadar güvenebilir? Birlikte nereye kadar yol alabilir?
Rus uçağının düşürülmesinden bu yana Avrupa ülkeleri ve AB liderleri tarafından yapılan açıklamalara bakılırsa, Türkiye’ye karşı temkinli hava hakim. Söylenenlerin ortak noktası, “Türkiye’nin hava sahasını korumaya hakkı var, ancak Rus uçağını düşürmesi gerekmiyordu” şeklinde.
NATO’dan da benzer bir açıklama yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, Erdoğan’ın yine her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdığı anlaşılıyor. Rus uçağını düşürmekle NATO’nun devreye gireceğini bekleyen Erdoğan şimdilik beklediği açık desteği alamadı. Hiçbir NATO ülkesi olay nedeniyle Rusya’yla ilişkilerini gözden geçirme, protesto notası verme ihtiyacı duymadı.
Zira, 13 Kasım’da yapılan Paris Katliamı’nın üzerinden daha iki hafta geçmeden yaşanan bu gelişme Avrupa’da terör örgütü IŞİD’e karşı kurulmak istenen geniş ittifaka zarar vereceği endişesi hakim. Basında bu noktaya dikkat çeken pek çok yorum var. Çünkü, başta Fransa olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin bugünkü önceliği IŞİD’i bölgede zayıflatacak, yeni terör saldırılarını engelleyecek bir koalisyonun kurulması. En önemlisi de böylesi bir koalisyonunun merkezinde Rusya’nın olmasında sakınca görülmüyor.
Dün Moskova’da yapılan Putin-Hollande görüşmesinde de bu hava hakimdi. Görüşmeden önce yapılan açıklamalarda, Suriye’de terörle mücadelede iki ülkenin önemli adımlar atmaya hazırlandığı belirtiliyordu. Putin’den önce Obama, Cameron ve Merkel ile de görüşen Hollande, tam destek almıştı. Bu demektir ki, Putin-Hollande görüşmesinden çıkacak sonuç, büyük ölçüde bağlayıcı olacak.
Öyle görünüyor ki, Avrupa’nın “terör korkusu”ndan kurtulmak için Rusya’nın “Geniş ve gerçek bir koalisyon” kurma teklifinden başkaca ciddi bir seçeneği bulunmuyor.
Çünkü sahada Rusya’nın dışında teröristlerle etkili mücadele eden başka ülke yok.
ABD’nin 11 Eylül saldırılarından sonra devreye koyduğu “Ya bizden yanasınız ya terörden” yaklaşımının bir benzerinin Putin tarafından ilan edilmesi sürpriz olmayacak. Çünkü, bölgenin gidişatını bundan sonra asıl olarak bu ayrım belirleyecek gibi görünüyor. Rusya’nın davetine açıktan destek vermeyecek ülkeler “teröre destek verenler” olarak ilan edilecek.
Bunların başında Türkiye’nin olacağı ortada. Çünkü, bütün bunlar olmadan Putin G20 zirvesinde “G 20’de teröre destek veren ülkeler var” diyerek Türkiye’yi işaret etmişti.
Avrupa liderleri tarafından yapılan açıklamalara ve basında yer alan yorumlara bakılırsa Türkiye ile Rusya arasında bir denge dili tutturulmaya özen gösteriliyor. Verilen mesajlarla her iki taraf da doğrudan karşıya alınmıyor, orta yol izleniyor.
Peki bu ne zamana kadar böyle devam edecek?
Rusya, son gelişmelere bağlı AB’den Türkiye’ye daha açık ve sert tavır almasını, araya mesafe koymasını isteyebilir. Teröre karşı geniş koalisyonun adı konulmamış kriterlerinden birisi bu olabilir. Bunun ne kadar hayat bulacağını önümüzdeki pazar günü göreceğiz.
Brüksel’de yapılacak AB-Türkiye zirvesi, bir ilk olma özelliği taşıyor. Sığınmacı akımını durdurmak amacıyla yapılacak görüşmede Türkiye’nin her şeyi ağırdan alıp pek çok noktada kazanım elde etmeyi hesaplanıyordu. Ancak, son gelişmeler AB’yi sığınmacı akımının durdurulmanın yolunun Suriye’de terörü ve savaşı bitirmeden geçtiğini savunan Rusya’nın tezlerine daha yakınlaştırabilir. Bu da Türkiye’nin büyük beklentilerle katılacağı zirveden eli boş dönmesi anlamına geliyor.

 

YÜCEL ÖZDEMİR