AB’nin ‚Türkiye pragmatizmi‘

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde bir ilki ifade eden “ortak zirve” önceki gün Brüksel’de 28 AB üyesi ülkenin lideri, AB Konseyi, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu başkanları ve Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla yapıldı. AB’nin sığınmacı akımını önce azaltmak, sonra durdurmak için gündeme getirdiği Türkiye-AB Zirvesi, sonuçları itibariyle haftalardır kamuoyunda tartışılan konuların dışında sürpriz bir gelişmeye sahne olmadı.

Denilebilir ki, AB-Türkiye Zirvesi’nden çıkan sonuçlar asıl olarak 18 Ekim’de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye yaptığı ziyarette belirlenmiş görünüyor. O günden bu yana tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları maddelere yenilerinin eklenmesi konusundaki sondajların önemli bir kısmı sonuç getirmedi. Bu nedenle, Brüksel’deki zirve asıl olarak Merkel-Erdoğan görüşmesinde üzerine varılan kararların kağıda dökülmesinden öteye gitmemiştir.

SONUÇLAR NE ANLAMA GELİYOR?

Türkiye basınına bakılırsa zirvenin asıl kazananı Türkiye. “AB ile yeni bahar”, “Vizesiz Avrupa” gibi başlıkların öne çıktığı Türkiye basını, yeni anlaşmayı hükümetin hanesine bir başarı olarak yazmaya başladı.

Başta Almanya olmak üzere Alman basınında ise “Türkiye’ye sığınmacıları engellemesi için 3 milyar Euro”, “Eylem planında anlaşma”, “Türkiye AB’nin kıpı görevlisi”, “AB ile Türkiye anlaştı” gibi başlıklar öne çıktı.

Anlaşma uzunca bir süredir buzdolabına konulan Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir hareketlenmeye yol açsa da sonucu değiştirmeyecektir. Çünkü bu hareketlenme AB’nin ilan ettiği kriterlerden ziyade, AB’nin pragmatik çıkarları gereğince gerçekleşmiştir. Yaz aylarında Türkiye üzerinden Yunanistan’a oradan da AB’nin diğer ülkelerine ulaşan yüzbinlerce sığınmacıyı engellemek üzere başlayan süreç nedeniyle, Almanya ve diğer AB ülkeleri, sığınmacıların önünü kesmek için “kilit ülke” konumundaki Türkiye ile pazarlıklara girişmiş ve bazı tavizler karşılığında istediğini Türkiye’ye kabul ettirmiştir. Mesele asıl olarak sığınmacıların üzerinden yapılan pazarlıklardan kaynaklanıyor.

ÖNCE EYLEM SONRA PARA

Türkiye’nin “kazanan” gibi göründüğü zirvede ortaya çıkan sonuçların ne kadarının hayata geçeceği ise zaman gösterecek. AB ülkeleri tarafından yapılan açıklamalara göre, 3 milyar Euro’nun aşamalı olarak verilmesi dile getirildi. Aynı şekilde müzakere başlıklarının da Türkiye’nin sığınmacıları önlemesi karşılığında açılması gerektiği dillendiriliyor. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, zirve sonrasında yaptığı açıklamada bunlara ek olarak Türkiye’nin teröristlerin geçişini engellemesi ve Suriye’de politik çözümden yana olması gerektiğini gündeme getirdi.

Gelişmeler, AB’nin Türkiye’ye karşı “peşin bir güven” içinde olmadığı, pragmatist davrandığını, bu nedenle atacağı adımlara bağlı olarak verilen sözlerin yerine getirileceğini gösteriyor.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ AB’NİN UMRUNDA DEĞİL!

AB’nin Türkiye konusunda kendi çıkarlarına bağlı izlediği pragmatist politika, aslında AB’nin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koydu. Sığınmacılar konusunda Türkiye’yle tam uyum içinde çalışacağını ilan eden AB, daha bir kaç hafta önce açıkladığı İlerleme Raporu’nda yer alan eleştiriler dahi dile getirilmedi. Hem de, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmasına, Tahir Elçi’nin iki gün öldürülmesine rağmen.

İnsan hakları savunucularının katledilmesi, gazetecilerin hapse atılması konusunda bir tek söz dahi edilmemesi AB’nin tek derdinin kendi çıkarları ve güvenliği olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu konularda Türkiye egemenleriyle uyumlu çalıştıkları sürece, insan hakları ve demokrasi hep arka planda tutulmaya devam edecek. 

YÜCEL ÖZDEMİR