İşçi mücadeleleri boyutlanıyor

İ. Sabri Durmaz

Haftalardır Ankara’da bulunan Yatağan ve Milaslı maden ve enerji işçileri, önceki gün Türk-İş’in Genel Merkezini bastılar!
Yatağan maden ocakları Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerinin özelleştirilmesine karşı çıkan işçiler, hem Milas ve Yatağan’da hem de Ankara’da eylemlerini sürdürüyorlardı.
Ankara’daki işçiler Türk-İş’in genel merkezini basarak taleplerini yinelediler ve Türk-İş’in bu talepleri doğrultusunda eyleme geçmeye, tüm sendika ve konfederasyonları birleştirerek hükümeti özelleştirme politikasına karşı harekete geçirmek için mücadeleye çağırıp, genel greve kadar varan kararlar almasını istediler.
İşçilerin temsilcileriyle görüşen Türk-İş yöneticileri perşembe günü (dün) Türk-İş Başkanlar Kurulunu toplayıp işçilerin isteklerini görüşeceklerini söylediler. (Ancak, bu yazının yazıldığı saatlerde henüz, böyle bir toplantı yapılmamıştı.)
Yine önceki gün, Yatağan işçilerinin eylemine destek vermek için Kütahya, Elbistan, Amasya, Konya’dan 100’ü aşkın işçi Türk-İş Genel Merkezine geldiler. Madenci katliamının yaşandığı Soma’dan işçiler de eyleme katıldı. Soma işçileri, “Yatağan’ın da Soma olmaması için buradayız. Konfederasyonumuzu dürterek uyandırmaya geldik” dediler. Bu sembolik gibi görülen destek aslında göründüğünden çok daha güçlü, ortak mücadelenin ifadesi olarak değerlendirilmesi gerekir.
Nitekim Kütahya’da bir süre önce özelleştirilen Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ’de 18 kişinin işten çıkarılmasına tepki gösteren işçiler de önceki gün iş bırakarak oturma eylemi başlattı. Tesislerin önündeki çadır kuran işçilerin direnişi yeni katımlımlar büyücek görünüyor. (*)
Öte yandan Şırnak’taki kömür madenlerinde “kaçak” çalıştırılan bir ocakta göçük yaşandı, üç işçi hayatını kaybetti.
Soma’dan çok uzakta olan kömür madenlerindeki göçük, özelleştirmenin bir sonucunu (Kaçak ocak, gerçekten yasa ve bilmediği, gizlice açılmış ocak değil, Hükümetin kurallara uymadan çalışmasına izin verdiği ocaktır) daha ortaya çıkarırken maden işçilerini nasıl bir yaşama mahkum olduklarını, nasıl ortak kaderi paylaştıklarını gösterdi.
Soma’daki büyük işçi katliamı sonrasında ülke çapında hareketlenen emek mücadelesi, özellikle de taşeron işçiler merkezli çeşitli mücadele girişimleriyle sürüyordu. Ancak Yatağan işçilerinin mücadelesini ülkeni diğer yerlerindeki mücadelelerle de birleşme eğilimine girdiğini gösteren gelişmeler de ortay çıktı. Dolayısıyla özelleştirmeyi merkeze alan politikaların devamı olarak ortaya çıkan “taşeron” çalışmasının yaygınlaşmasına karşı değil, taşeronun yolunu açan özelleştirmeye karşı bir mücadelenin de yeniden canlanacağı gözlenmektedir.
Toplam açısından bakıldığında az çok sınıf talebi, mücadele kaygısı duyan işçiler; işçi mücadelesi kıpırdanmaya başladığında önündeki ilk engelin kendi sendikalarının başına çöreklenen sendikal bürokrasi olduğunu fark etmeye başlamışlardır. Somalı işçilerin sendika yöneticilerini nasıl işçi sorunlarından bihaber ve bu sorunlar karşısında umursamaz olduklarını görerek onları alaşağı etmişlerse, şimdi de Yatağan işçileri bir adım daha atarak, kendi sendika merkezleri yanında Türk-İş yönetiminin de aynı sorumsuzluk ve umursamazlık içinde olduğunu görmüşler, bütün işçilere de göstermişlerdir.
İleri işçi kesimlerinin, mücadeleden yana sendikacılar ve sendikalar ile sınıf partisinin, bu gelişmeleri yakından izleyip gerekli tutumu alarak, her adımda bu mücadelenin ilerlemesinde üslerine düşen desteği sağlayarak mücadeleyi ilerletebileceklerini görmeleri gerekir. Bu yüzden de Ankara’daki Yatağan işçileri şimdilik en azından Türk-İş’in merkezini kıpırdatmaya başlayan girişimlerinin desteklenip yaygınlaştırılması önem kazanmıştır.
Yine bugün yaygın biçimde sürdürülen, “taşeron çalışmasını yasaklanması” ve “işçi sağlığı ve iş güvenliği yönetmeliğinin her yerde yaygınlaştırılması” için sürdürülen çalışmaların da Yatağan işçilerinin mücadelesiyle birleştirilip ilerletilmesi de ayrıca önem kazanmıştır.