Mağara duvarından metro duvarına: Sokakları özgürleştirme sanatı

Başak ŞAHİNDOĞAN

“Bir sanatçının ne olduğunu sanıyorsunuz? O yeryüzünde olup biten şeylerin bilincinde olan ve kendini onların yansımasında şekillendiren politik bir varlıktır. Resim dekore etmek için yapılmaz. O bir savaş aracıdır.”
(Pablo Picasso)

Sanat yaşamda var olmuş, var olan ve var olabilecek her şeyin tanığıdır. Bu nedenle de sanatın tarihi insanlığın tarihiyle birlikte yazılır. Duvarlar ise bu tanıklığın halk elindeki yegâne belgesidir. Dolayısıyla sokak sanatının temelleri de sanılanın aksine modern şehir hayatından çok daha eskilere ilkçağlara dayanır. Pompei’deki duvar yazıları ya da Eski Mısır’da insanların geçtikleri yerlerdeki duvar ve kayalara yaptıkları şekiller graffitinin temelleridir.

Dünyanın birçok kentinde, kentlerin birçok duvarında gördüğümüz duvar resimleri sadece sokakları renklendirilmek için yapılmış çalışmalar değildir. Geleneksel sanat anlayışına ve endüstriyel sanata karşı bir duruş olan sokak sanatı çoğunlukla o sokaklardan geçen ezilen, baskı gören, ötekileştirilen ve hatta öldürülen halkın sesidir.

Ve sokak sanatçıları tüm baskılara, karanlıklara, kalıplara ve kurallara başkaldırarak yollara çıkıp dünyanın sokaklarını özgürlüğe boyadılar.
Renkli ve cesur yürekleri, kentlerin griliğine ve baskılarına sığmayan başta Burak Şefkat olmak üzere tüm özgür yürekli dostlara…

‘DUVAR DÜNYANIN EN GÜÇLÜ SİLAHIDIR’ 

Gerçek kimliği bilinmeyen Banksy, 10 yıldan uzun bir süredir başta İngiltere olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde çarpıcı duvar resimleri yapmaktadır. İnsanı ilk görüşte hayretlere düşüren yeteneğini yalın çizgisiyle pekiştirerek çarpıcı resimler yapan sanatçı, kimliğini açıklamayarak eserlerini Banksy adıyla imzalamaktadır.Yaptığı işi “Gerilla sanatı” olarak tanımlar ve özellikle savaş karşıtı çalışmalarıyla ön plana çıkmaktadır.

Sanatçı İngiltere’nin yanı sıra Filistin’de yaptığı politik eserlerle de tanınmaktadır. Banksy geçtiğimiz yaz iki binden fazla Filistinli’nin ölümüne neden olan İsrail’in operasyonları sonrası gizli tünellerle Gazze’ye gitmiştir. Burada İsrail hükümetinin Filistin sınırına inşa ettiği duvarlara yaptığı ve “Tatil Enstantaneleri” adını verdiği 9 çalışmasıyla savaşın acı yüzünü ortaya koymuştur. Sanatçı internet sitesinde paylaştığı bu çalışmalarını şu cümlelerle yorumlamıştır: “Gazze çoğu zaman ‘Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi’ olarak tasvir ediliyor. Çünkü kimsenin şehre girmesine ve şehirden çıkmasına izin verilmiyor. Ancak böyle söylemek, hapishanelere haksızlık, çünkü Gazze daha kötü bir durumda”

Sanatçı yıkık bir evin duvarına yaptığı yavru kedi resmini de “Orada yaşayan bir adam yanıma gelerek resmin ne anlama geldiğini sordu. Ona Gazze’deki yıkıma dikkat çekmek istediğimi, bu yüzden de bu fotoğrafları internet sitemde paylaşacağımı, kedi resmi yaptığımı, çünkü insanların yalnızca kedi yavrularının fotoğraflarına baktığını söyledim” sözleriyle anlatmıştır.

Çalışmalarını, herkesin görebileceği yerlerde gerçekleştiren sanatçı, iletmek istediği toplumsal ve politik eleştirilerini bu yolla kitleselleştirmektedir. Banksy, özellikle günlük yaşam içinde görmekten ve düşünmekten kaçtığımız acı gerçekleri, sistemin dayattığı bireyselliğe inat tüm derinliğiyle gözler önüne sermektedir, sokak sanatında çok haklı ve özel bir yere sahiptir.

“Duvar dünyanın en güçlü silahıdır. Birinin yüzüne vurabileceğiniz en iğrenç şeydir o.” (Bansky)

CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ KOLOMBİYA DUVARLARINDA 

Bastardilla sokak sanatında çok özel bir yere sahip Kolombiyalı kadın graffiti sanatçısıdır. Feminist ve mücadelenin içinde bir aktivist olması onu benzerlerinden ayıran en önemli özellikleridir. Sanatçı başta cinsiyet eşitsizliği olmak üzere, devlet şiddeti ve adaletsizlik konularını işlediği eserleriyle Kolombiya sokaklarını çarpıcı ve politik bir hale getiriyor.

İlk olarak 1964’te iç savaş döneminde duvarları resimlerle özgürleşmeye başlayan Kolombiya’da, son yıllarda başta Bastardilla olmak üzere pek çok sokak sanatçısı duvarlara yaptıkları eserlerle ülke gündemiyle ve siyasi olaylarla ilgili tepkilerini bu yolla ortaya koyuyor.

Kolombiya’nın başkenti Bogota’da yaşayan sanatçı ülkenin durumunu “Kolombiya’da şiddet hala bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bir şey” sözleriyle anlatırken şiddetin büyük bir kısmının polislerin gücünü kötüye kullanmasından kaynaklandığını belirtiyor.

Şiddet unsurunun evrensel olduğunu düşünen sanatçı Güney Amerika’daki vahşetin durdurulması için verilen kavga ve sistemdeki adaletsizliklerle ilgili pek çok eser üretiyor. Sanatçının cinsiyetçi eşitsizliğe karşı ve feminizm bakış açısıyla şekillendirdiği eserlerin başarısına kayıtsız kalmak imkânsız. Bastardilla bu durumu kendisinin de kadın olmasının bu dünyadaki kadın savaşını çok net görmesini sağladığını ifade ediyor. Bu durumu “Bir kadın olarak, bu gerçekliklerle savaşmak zorundayım, pek çok konuda yok sayılmam ve insanların beni aşağılamaya çalışması sorunlarıyla savaşmalıyım. Ve hala çoğunlukla erkeklerin etrafında dönen Dünya’ya karşı da savaşmalıyım” sözleriyle anlatıyor.

Sanatçının en önemli eserlerinden biri Amazon dilinde sosyal yaşamda yararlı olan ve topluca olarak yapılan iş anlamına gelen Minga. Özellikle Kolombiya ve benzer özelliklerdeki Türkiye gibi ülkelerde barışçıl ve toplu hareketlere çok ihtiyaç olduğunu düşünen sanatçı bu çalışmasında değişik bölgelerden bir araya gelip, topraklarının onurunu korumak için çalışan insanları anlatıyor. Bastardilla şiddetin, baskının ve adaletsizliklerin ancak toplumsal birlikten doğacak bilinçle yok edilebileceği düşüncesiyle sokaklara çok önemli izler bırakıyor.

Her nasıl ki; sanatın özgürleşmesi sokakların özgürleşmesine bağlıysa,  halkların özgürleşmesi de ancak bireylerin özgürleşmesiyle mümkündür.

‘ŞEHİR, BÜYÜK SEYİRCİLERİ OLAN BÜYÜK BİR GALERİDİR’

Sokak sanatı denince ilk akla gelenler duvarları renklendiren graffitiler ya da yollar ve kaldırımlar üzerine yapılan 3D eserler olsa da, Portekiz duvarlarında gördüklerimiz sokak sanatını bambaşka boyutlara taşıyor. Sanatçı Artur Bordalo kentin içinde çeşitli noktalara buluntu objeler ve çöplerle alışılagelmiş graffitilerin dışına çıkarak 3 boyutlu muhteşem çalışmalar yapıyor. Nam-ı diğer Bordalo II çöp, metal, lastik, boya gibi malzemelerle bazen duvarlar bazen yolları tuval olarak kullanarak çok etkileyici işler yaratıyor.
Bordalo II,  ilk bakışta resim olarak algılansa da geri dönüşüm malzemelerini boya ile birleştirerek üç boyutlu yaratıcı kolajlar hazırlıyor. Sanatçı çok dinamik ve renkli olan bu sokak resimlerini yaratabilmek için aylar boyunca şehrin sokaklarını gezerek eskimiş lastikler, elektrik malzemeleri, atık plastikler gibi birçok malzeme topluyor. Daha sonra tuval olarak kullanacağı mekanda bunları boyayla bir araya getirerek eserlerini ortaya çıkarıyor.

Sanatçının tüm çalışmalarını dünyadaki tüketim çılgınlığına büyük bir eleştiri olarak ortaya koyuyor. Yani BordaloII’nun sokak resimleri sadece çöpe giden malzemelerin bir geri dönüşümü değil, aynı zamanda dünyamızda güzel şeylerin var olduğunu ve onları ancak tüketmeden dönüştürerek koruyabileceğimizi gözler önüne sermek için üretiyor. Aksi takdirde o güzellikleri tüketerek aslında bizim de tükeneceğimizi anlatıyor.
“Şehrin duvarlarını boyayabileceğim bir tuval olarak görüyorum.
Şehir, büyük seyircileri olan büyük bir galeridir” (Black Hand)

İNSANLAR İÇİN İNSANLARLA KONUŞAN POLİTİK BİR DİL

İran’ın başkenti Tahran son yıllarda dikkat çekici graffiti çalışmaları ile adından söz ettiriyor. İran’da izinsiz sanat yapmak suç kabul edildiği için ismini açıklamayan sanatçı çalışmalarını Black Hand adıyla imzalıyor.

İran’da sadece devlet destekli duvar resimlerine izin verilirken, bu düzene sanatıyla karşı gelen Black Hand ülkedeki sansür, baskı ölüm ve tüm siyasi olayları şehrin duvarlarına taşıyor. Ancak sanatçının çalışmaları Tahran sokaklarında maalesef kalıcı olamıyor. Baskıcı rejim tüm çalışmalarını sansürleyerek yok ediyor.