Saldırı ‚Avrupa değerleri’ne mi?

YÜCEL ÖZDEMİR

Paris Katliamı için türlü türlü nitelendirmeler yapılıyor: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’ya en büyük saldırı, “En güvenli başkentte büyük katliam”, “Fransa’nın 11 Eylül’ü”, “Avrupa’yı en fazla sarsan eylem”… Bu büyük katliam hakkında ne yazılsa ne denilse azdır. Alçakça, barbarca işlenen katliam bir gecede 132 kişiyi aramızdan aldı. Ankara’da 102, Beyrut’ta 43 insanın aynı terör örgütü tarafından katledildiği göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık bir ay içinde 277 insanın intihar saldırılarıyla katledildi.

Peki, bu son üç büyük terör saldırısı arasında farklı olan ne?

Paris katliamından hemen sonra 15 Kasım’da Almanya’da yayımlanan “Bild am Sonntag” “Welt am Sonntag” ve “Frankfurter Allgemeine” gazetelerinde yer alan başyazılar ve analizlerde saldırıların kimlere yönelik yapıldığı tersyüz edilerek, “biz” ve “onlar” yani “Avrupalılar” ve “Ortadoğulular” ayrımı üzerinden gidilerek, Paris Katliamı “Yaşam tarzımıza açılan savaş” olarak tanımlandı. Her pazar milyonlarca insana ulaşan “Bild am Sonntag”ın Yayın Yönetmeni Marion Horn, “Tanrı yanımızda” başlıklı yazısında şu cümleleri arka arkaya dizdi: “Elbette biz Almanlar uluslararası terörizmin hedef tahtasındayız. Yaşam tarzımızdan nefret ediyorlar. En değerli şeyimiz olan özgürlüğümüze karşı savaş açmış bulunuyorlar.”

Horn yazısını şu cümleyle bitirdi: “Biz Avrupalılar ya şimdi kararlı bir şekilde özgürlüğümüz ve değerlerimiz için her türlü yola başvurup mücadele hazır olduğumuzu göstereceğiz ya da çoktan olduğu gibi bundan vazgeçeceğiz”.

SÖZ KONUSU SADECE BİZİZ!

Benzer bir yaklaşım Welt am Sonntag gazetesinde de söz konusuydu. Sascha Lehnartz tarafından kaleme alınan, “Söz konusu yaşam tarzımızdır” başlıklı yazıda yine Paris katliamının asıl olarak Avrupalıların “yaşam tarzına” yönelik bir saldırı olduğu ileri sürülüyor ve buna inandırıcı dayanaklar aranıyor. Aynı gazetedeki başka bir yazıda aynı görüşler farklı tarzda dile getiriliyordu.

Yani, katliamı yapan teröristlerin asıl olarak Avrupa ya da batı olarak ifade edilen yaşam tarzını hedef aldığı, bu yaşam tarzından teröristlerin rahatsız olduğu için cinayetlerin işlendiği ifade ediliyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) ise saldırıyla ilgili hazırladığı kapağa, “Kültürümüze saldırı” yazmış ve devam etmiş: “Eğer barlara, restoranlara, cafelere saldırılıyor, konsere baskın düzenleniyor, ziyaretçiler öldürülüyorsa bu sadece bizim yaşam tarzımıza değil, aynı zamanda kültürümüze yönelik bir saldırıdır.”
FAZ “kültürü”, bar, cafe, restorana kadar indirmiş ve bunun üzerinden okuyucularında bir hassasiyet oluşturmaya çalışmış.

Milyonlarca insana katliamın asıl amacının “Biz Avrupalıların yaşam tarzını kabullenme” olarak anlatan ve çare olarak da “Avrupalıların ortak hareket etmesini” gösterenler elbette gerçekleri çarpıtıp, ön yargıları pekiştiren bir yaklaşımın güç bulmasının planlarını yapıyorlar. Keza, bunu yapanlar hizmetinde oldukları devletlerin ve düzenin bugün pek çok yerde eylem yapan terör örgütünün büyümesine oynadığı rolü gizlemenin peşindeler.

Her şeyden önce Paris Katliamı’nı “Batılı yaşam tarzına saldırı” olarak değerlendirmek ve buna göre teoriler geliştirmek hiçbir şekilde gerçeği ifade etmiyor.

ANKARA VE BEYRUT’U GÖRMEDEN PARİS ANLAŞILABİLİR Mİ?

Paris Katliamı’nı “Avrupa/Batı değerlerine saldırı” olarak değerlendiren yazarlar, aynı terör örgütü tarafından daha kısa bir süre önce Ankara ve Beyrut’ta da benzer intihar saldırıları düzenlendiğine ise değinmiyorlar, hatırlamak, görmek istemiyorlar. Halbuki, hem terör örgütü hem de eylem biçimi aynı. Bu bakımdan Ankara ve Beyrut Katliamlarından geçerek Paris’e varan terör örgütünün hedefi ileri sürüldüğü gibi sadece “belli bir yaşam tarzını” hedef almak değildir. Asıl hedefi kendisine karşı çıkan bütün herkesi katletmektir.