Silvan’ın duvarları, Başakşehir’in tribünleri

Gezi direnişinde karşı karşıya geldiği kitlelerin kültürel sermayesi altında ezilen AKP, o günden bu yana bağrından çıktığı ve beslendiği dünyadan kendisine yeni dayanaklar üretmeye çabalıyor.
Bu kültürel hegemonya mücadelesi yer yer ‘Rabia’ gibi ithal simgeler, yer yer de fazlasıyla kurgu bir Neoosmanlıcılığa gönderme yapan ‘1453’ ön adlı taraftar gruplarıyla ete kemiğe bürünmeye çalışıyor.
AKP’nin son dönemde diskuruna kalıcı bir biçimde yerleştirdiği “yerli ve milli” vurgusu, bu çabaların söylemsel sağlamlığını artırmayı hedeflerken, bahsettiğimiz kültürel muharebe asıl barutunu ise temmuzdan bu yana sürdürülen hakiki savaşla sağlıyor.
Zira kilit bir pozisyon biçilen “yerli ve milli” vurgusunun taşıdığı iddia edilen kapsayıcılık, AKP’nin tüm milliyetçi-muhafazakar kitleyi bayrağında toplamayı hedefleyen ülküsüyle beraber işlev görüyor.
1 Kasım seçimlerinde AKP için başarılı neticesini gördüğümüz bu politika, Kürt illerinde sokağa çıkma yasağı uygulanan bölgeleri zapt eden kar maskeli neo-JİTEM’lerin eylemlerinde açığa çıkıyor. ‘Esedullah Timi’ denilen grubun üyeleri, dillerinden düşmeyen tekbir, ırkçı küfür (Boyun eğmeyen Kürt’ü Ermenilikle aklınca itham eden o sağcı sefalet) ve duvarları kirleten graffiti hevesleriyle savaşın bu kitle için ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor.
Cenazelere işkence eden, fotoğraflarını yayımlayan ve bunun pornografisini kendi kitle terbiyesi ve politikası açısından elzem gören bu IŞİD’vari anlayış, “Ölürüm Türkiyem” marşlarıyla ülkücüleri, “PKK’ye karşı savaş” görüntüsüyle ulusalcıları tavlamayı hedefliyor. 2. kesim üzerindeki etkisi daha az olsa da stratejinin omurgasını oluşturan “milliyetçi-muhafazakar” kitleyi toparlama hedefi ülkücüler üzerindeki sonuçlarıyla başarısını gösteriyor.
Sedat Peker, Mehmet Ağar gibi figürlerin AKP desteği bu konudaki bir başka güçlü gösterge olurken, Peker’in Erdoğan’a destek mitinginde bir eliyle Rabia bir eliyle bozkurt işareti yapması “Yerli ve milli” stratejinin kusursuz bir fotoğrafıydı. Keza Başakşehir’deki ıslıklı maça, Cumhuriyet’in haberine göre bedava biletle sokulan AKP teşkilatının maç öncesi çektiği fotoğraftaki pankartta yazan “Reis dik dur eğilme bozkurtlar seninle” sloganı da… Savaşla kendisini toparlayan ve daha geniş kitlelere seslenmeyi hedefleyen AKP’nin “yerli ve milli” politikasının en güçlü sonuçlarını IŞİD’in faili olduğu Ankara ve Paris Katliamları sonrası Konya ve Başakşehir tribünlerinde gördük.
Hiçbir şekilde kendisinden görmediği, “yerli ve milli” bulmadığı ölenlere saygı duymayı reddeden hatta IŞİD zihniyetine daha yakın durduğunu dosta düşmana göstermeyi tercih eden ıslıklar, tekbirler ve konuyla tamamen alakasız “Şehitler ölmez” sloganları, ölenlerle yakın dünya görüşlerini paylaşanlara yönelik bir ültimatomdu. “Biz güçlüyüz”, “Kitleseliz”, “Tribünlerde varız, her yerde karşınıza çıkarız” uyarısı bu meydan okumayı gerçekleştirmek için tüm ülkenin hatta uluslararası kamuoyunun gözlerinin çevrildiği milli maçı seçmişti ve amacına da ulaştı.
Hükümetin, tribünlerdeki ıslıkları da Esedullah Timi’nin marifetlerini (cinayetleri değil elbette) de -kısık sesle- tasvip etmeme açıklamaları politikadan ibaret. Yürütülen savaşın kültürel motifleri, bir yanıyla cenazelere yönelik işkenceler, bir yanıyla neo-JİTEM yazılamaları, bir yanıyla da ıslıklar ve tekbirlerle kamuoyunun gündemine giriyor. Ve AKP, bundan ziyadesiyle memnun.