Sorun sadece ‚biz‘ değiliz

Fabian FEDERL

Der Tagesspiegel

Paris saldırıları sürekli iddia edildiği gibi bizim kültürümüze ve değerlerimize yönelik saldırılar değil.
10. Paris’teki Petit Cambodge ve Carillon’u geçip sola döndüğünüzde Saint-Martin Kanalı’na ve Comptoir General’e erişilir. Meyhaneler, lokantalar, konser salonları ve küçük müzeler vardır burada. Duvarlarda Afrika’dan getirilmiş takılar, sömürgeci dönemden kalma politik afişler, Berberilerin yaşadığı bölgelerden çekilen resimler asılıdır. Birçok yerde sömürgeciliğe karşı konularda toplantılar yapılmaktadır. Amaç herkesçe tanınmayan kültürlerle, onları obje yapmadan, yakınlaşmaktır.

Comptoir General, Paris’te, hatta tüm Avrupa’da daha iyisi bulunamayacak bir yerdir.

10. Paris, Paris’in göçmenlerin en yoğun bölgesinde Afrikalıların yaşadığı sokakların yanında bohem yaşantının merkezi olan Magenta bulvarı bulunmaktadır. Cumhuriyet Sarayı çevresi ise eğlenmek, içki içmek, oyun oynamak isteyenlerin toplandığı bir yerdir. Faslılar, Hindistan ve Pakistanlılar ile burası göç şehri Paris’in merkezidir.

Bataclan’a arkanızı vererek 15 dakika güneye doğru yürürseniz art arda gelen kahvelerle karşılaşırsınız. 17.00-22.00 saatleri arasında ucuz kokteyl içebileceğiniz kahveler… Her akşam burada gençler, kalabalıkta bulunmaktan zevk alanlar, varoş çocukları, işten çıkanlar, turistler bir bardak içki içebilmek ve sohbet edebilmek için toplanırlar.

PARİS VE BEYRUT, HALKA VE İHTİYAÇLARINA SALDIRI

İşte bu şehir cuma günü ağır bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Barlara, konser salonuna, stadyuma, bir şehrin doğal yapısına; müzik dinlemek, eğlenmek, takımını desteklemek, birbiriyle sohbet etmek isteyen insanlara saldırıldı. İnsanlara ve onların en insani ihtiyaçlarına saldırıldı, aynen birkaç gün önce Beyrut’ta bir alışveriş merkezine saldırılıp 40’tan fazla insanın öldürüldüğü gibi…

Ancak saldırıdan bir gün sonra bambaşka bir hava yaratılma çabası içine girildi. Die Welt
“Söz konusu olan biziz” manşetiyle çıktı; “Teröristlerin neyi hedeflediği konusunda hiçbir şüphe yok; bizi, bizim özgürlüğümüzü ve değerlerimizi hedef aldılar”

‘Biz’ derken neyi kastediyorlardı? ‘Bizim değerlerimiz’ hangileriydi? Bizim kültürümüz sadece eğlenmek mi?

Frankfurter Allgemeine Zeitung; “Kültürümüze saldırı!” başlığını attı. “Barlar, kahveler, konser salonları hedef alınırsa bu, sadece yaşam tarzımıza değil kültürümüze yönelik bir saldırıdır.” diye devam etti.
Şu soruları cevaplandırmak zorundayız:

Bizim kültürümüz hangisi? Sadece dans ve müzikten ibaret bir kültürümüz mü var?

NSU cinayetleri “değerlerimize” yönelik bir saldırı değil miydi?

Yapılan gerçekten “bizim kültürümüze” saldırı mı?

Eğer İstanbul’daki kahvelere, Odessa’daki meyhanelere, Osaka’daki çay ocaklarına, Delhi’deki pizzacılara, Bogota’daki konser salonuna, Johannesburg’daki stadyuma saldırılsaydı sadece onların kültürüne mi saldırılmış olacaktı?

NSU on yıllardır Almanya’nın değişik yerlerinde katliamlar gerçekleştirdiğinde bunu “değerlerimize” yönelik bir saldırı olarak gördük mü? Dönerciler, çiçekçiler, terziler, manavlar, anahtarcılar, büfeler, internet kafeler kültürümüzün kapsamına dahil mi? Neonazi ideolojisi, aynı cihat gibi insanlık dışı, kültür düşmanı, insanı zapturapt içine almayı hedefleyen bir ideoloji değil mi?

Paris’teki saldırılar, kültüre, kültür kurumlarına yapıldı ama sadece bizim kültürümüze değil, herkesin kültürüne. 13 Kasım’da insanlığa, kültüre, kamu yaşamına saldırıldı. Kurbanları, “batı değerleri” kahramanları olarak görmek yanlış. 129 kişi, konuşma, eğlenme gibi normal her insanın ihtiyaçlarına yönelik saldırıların kurbanı oldu.

Paris bize çok yakın ve Berlin’e çok benziyor. Bir dünya şehri, çok kültürlü ve rengarenk. Dünyanın en fazla turist çeken, en renkli, en heterojen şehrine saldırıldı. Bazı tepkiler ise maalesef Paris gibi birleştirici bir şehre yakışmayacak kadar bölücü.

Saldırılardan birkaç gün önce de Paris’te bu türden tartışmalar sürdürülmekteydi; o zamanlar  “Fransız kültürünü savunmalıyız, korumalıyız!” diyenler IŞİD’i değil 10. ve 11. Paris’te yoğun olarak yaşayan göçmenleri hedef alıyorlardı.

Değerlerimiz, ortak yanlarımız, farklılıklarımız tartışması sağduyulu şekilde ve enine boyuna sürdürülmelidir.  Şimdilerde meyhanelerde, kahvelerde ve sosyal medyada sürdürüldüğü gibi kültürler çatışmasına yol açacak, kışkırtacak şekilde değil ama.

Sınırların çoktan iç içe geçtiğini, kültürün değişken olduğu ve birlikte yaşamın kültürü değiştirebileceğini bilerek, bu konuda tartışmalar sürdürerek ilerleyebiliriz. Yeni insanlara kapımızı açma güçlülüğünü gösterirsek Paris gibi uluslararası bir uygarlık şehri yaratabiliriz.

“Bizim kültürümüz”, Kamboçya restoranına, İtalyan pizzacısına, Afrikalı, Çin ve Arapların yaşadığı semtlere yapılan saldırıları da “bizim değerlerimize” yönelik olarak görmektir.

(Çeviren: Semra Çelik)