AB ruhunu sattı!

İsveç Devlet Televizyonu’na konuşan Güvenlik ve Gelişme Politikaları Uzmanı Halil Karaveli, Türkiye’nin sığınmacıları bir santaj silahı olarak kullandığını ve Avrupa Birliği’nin ruhunu sattığını söyledi.

Karaveli, yaz aylarında Avrupa ülkelerine Türkiye üzerinden gelen sığınmacı akını ile aynı zamanda Türkiye’nin Kürtlere savaş açmasının tesadüf olmadığını söyledi. Karaveli, Erdoğan’ın Avrupa Birliği’nin Kürtlere yönelik savaşa karşı çıkmasını engellemek amacıyla bilinçli olarak sığınmacıların Türkiye’den Avrupa’ya geçişlerine izin verdiği değerlendirmesini yaptı.

“Avrupa Birliği sığınmacıları durdurmak istiyor. Türkiye ve onun otoriter Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun karşılığında kendi baskı rejimine uluslararası meşruiyet kazandırmak istiyor ve utanç verici bir şekilde bunu elde etti” diyen Karaveli, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye sınırlarında önlem alması için para yardımında bulunmasının boş bir laf olduğunu, Türkiye’nin sınırlarda denetim için AB’nin parasına ihtiyacı olmadığını söyledi.

Birkaç gün önce, Türk devletinin Suriye’ye silah göndermesini haberleştiren gazetecilerin tutuklandığını ve insan hakları savunucusu Tahir Elçi’nin öldürüldüğünü hatırlatan Karaveli, “Son yıllarda giderek otoriterleştiği için AB’nin Türkiye ile ilişkilerini dondurduğunu hatırlayalım. Şimdi tam tersi yapılıyor ve oldukça otoriterleşen Türkiye kucaklanıyor. Bu hafta Türk demokrasisi tamamıyla bitti. Türkiye’nin artık demokrasi olduğundan söz edilemez” dedi.

BASKI VE ŞİDDET ARTACAK

Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte Türk devletinin baskıları yoğunlaştırmak için Avrupa Birliği’nden yeşil ışık aldığını söyleyen Karaveli, “İstediğini yapabilirsin, gazeteciler ve şef redaktörleri hapse atabilir, Kürtlere baskı yapabilirsin. Bunun için cezalandırılmayacaksın tersine ödüllendirileceksin. Avrupa Birliği’nin yaptığının Türkiye’de baskı ve şiddetin tırmanmasına yol açacağından korkuyorum” şeklinde konuştu.

Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin düşünce kuruluşu Olof Palme Uluslararası Merkezi de, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile anlaşma imzalamasına tepkili. Kuruluşun Türkiye uzmanı Helin Şahin, günlük yayımlanan ETC gazetesine verdiği demeçte Avrupa’nın iltica akımıyla başa çıkabilmek için demokrasi ve insan haklarını kurban ettiğini belirtiyor ve “Bu Erdoğan’ın ihtiyaç duyduğu ve yapılmasını istediği bir şeydi. Bu anlaşmayla Türk halkı, ifade ve insan hakları için mücadele eden herkes kaybetti” değerlendirmesinde bulunuyor.

Anlaşmanın Türkiye’de yaşayan sığınmacıları da olumsuz etkileyeceğine dikkat çeken Şahin, “Göçmenlerin çoğu inanılmaz kötü koşullarda yaşıyor. Biz Palme Merkezi olarak Türkiye’de sığınmacıların durumlarını araştıran bir kadın örgütüyle çalışıyoruz. Ve kamplardaki baskıları ve sığınmacıların geçinebilmek için nasıl fahişelik yapmaya zorlandıklarını gördük. Korkunç durumlar oluyor, artık sığınmacıların bunlardan kurtulmaları daha da zorlaşacak” diyor.

800 bini aşkın tirajıyla İsveç’in en fazla satan gazetelerinden Aftonbladet’in köşe yazarı Wolfgang Hanson da, sığınmacı krizinden sonra AB’nin Türkiye’ye yönelik tutumunu değiştirmesine sert tepki gösterdi. Avrupa Birliği liderlerini sığınmacıların durdurulması karşılığında otoriter bir rejimi Avrupa Birliği’ne kabul etme sözleri vermekle suçladı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tarihinin en büyük sığınmacı akımı ile karşı karşıya kalmasının Avrupa ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardığını belirten Hansson, sığınmacı akımının Avrupa Birliği projesini iflas etme noktasına getirdiği değerlendirmesini yapıyor.

Sığınmacı krizi öncesi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin pratikte ölü olduğunu, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduklarını hatırlatan Hansson, “Şimde Avrupa Türkiye’nin sınır polisi olması için bir sürü para vermekle kalmıyor. Türklerin vizesiz Avrupa’ya seyahat etmeleri için ayrıcalıklar getiriyor ve Türkiye’nin AB üyeliği sürecini hızlandırıyor” diyor.

Son yıllarda Türkiye’de insan hak ve özgürlüğü ihlallerinin arttığına dikkat çektikten sonra “Dünya’da hiç bir ülke Türkiye kadar gazetecileri hapsetmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan giderek yetkilerini kendinde toplayan otoriter Putin’in bir kopyasına dönüşüyor. Pek çok kişi Erdoğan’ı aşağılama suçundan yargılanıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hansson, bir kaç ay önce AB ve Türkiye arasında böylesi bir anlaşmanın imzalanmasının mümkün olmadığını ancak şimdi 28 ülkenin Hükümet Başkanları tarafından kabul edildiğini belirten Hansson, Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi için “Öncelikle Erdoğan’ın geriye giderek Batılı bir tarzda bir demokrasiye yönelmesi gerekir. Gerçekten bunu yapmaya hazır mı?” sorusunu soruyor.

TÜRKİYE İNSAN HAKLARINA SAYGI GÖSTERMELİ

Günlük yayımlanan Svenska Dagbladet Gazetesi’nin “Tartışma” köşesinde ‘Türkiye insan haklarına saygı göstermeli’ başlıklı makaleleri yayımlanan hukukçular Bengt Ivarsson ve Evin Çetin, İsveç ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’den sadece sığınmacılar için değil insan haklarının iyileştirilmesi için de talep de bulunmaları gerektiğini ifade ediyor.

Son dönemlerde avukatlar, gazeteciler ve insan hakları savunucularına yönelik baskı ve şiddetin arttığına dikkat çeken iki hukukçu, barış isteyen ve PKK ve Türk devleti arasında yeniden barış müzakerelerine dönülmesini savunan Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin  sokak ortasında katledilmesine, Türkiye’nin Suriye’ye yolladığı silahları haberleştiren gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün “vatana ihanet” suçlamasıyla tutuklanmalarına dikkat çekiyor.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünü gibi temel demokratik hakların ihlal edildiğini, İsveç ve Avrupa Birliği’nin bu ihlallere göz yummaması gerektiğine vurgu yaptıktan sonra “Avukatlar, insan hakları savunucuları ve gazeteciler görevlerini missilleme riski olmaksızın görevlerini yapamamaları demokrasiye karşı bir tehdittir. Avrupa Birliği’nin insan haklarına saygı gösterilmesi talebini öne sürmeden sığınmacılar için Türkiye ile anlaşma yapması oldukça üzücü” diyor.

Hukukçular, Türkiye’de insanların seslerinin çıkmasının engellenmesine karşılık olarak yurt dışında yaşayanlara insan hakları ihlallerine karşı seslerini yükseltmeleri çağrısında bulunuyor.

STOCKHOLM – MURAT KUSEYRİ