Avrupa savaşta birlik mi?

Öyle görünüyor ki, Rusya’nın aktif müdahalesi ve Paris Katliamı, terör örgütü IŞİD’e karşı mücadele ve Suriye’deki dengelerde yeni bir aşamayı başlatmış bulunuyor.
Son bir kaç haftadır olup bitenlere bakılırsa bölgede güç olmak isteyen her ülke durumunu yeniden gözden geçirerek, yapacaklarını ve yapabileceklerini tartıyor.
Saldırının mağduru olarak Fransa, bütün Avrupa ülkelerinin Hollande’ın belirlediği strateji etrafında birleşmesini talep etti. Katliam nedeniyle hiçbir ülke buna ilk etapta “hayır” demedi, diyemedi. Ancak kısa sürede farklılar da dillendirilmeye başlandı.
Bu konuda en ilginç tartışmalar “Avrupa’nın motoru” sayılan Almanya’da yaşanıyor.
Fransa’nın isteği üzerine bugün Federal Meclisten (Bundestag) altı “Tornado” keşif uçağı, bir havada yakıt ikmal uçağı, bir fırkateyn ve 1200 askerin Suriye’de IŞİD ile mücadele için İncirlik Hava Üssü’ne gönderilmesi için oylama yapılacak.
Meclisin ezici çoğunluğunu elinde tutan “büyük koalisyon” ortakları CDU/CSU ve SPD’nin oylarıyla Tornadolar ve 1200 askerin gönderilmesine karar verilecek.
Ancak gönderilecek Alman keşif uçaklarının ne yapacağı tam anlamıyla muamma…
Hükümetin Meclise sunduğu gerekçede, Suriye üzerinde keşif uçuşu yapacak Alman uçakları, topladıkları bilgileri Fransa başta olmak üzere müttefik ülkelerle paylaşacak. Bu müttefikler arasında Rusya ve Suriye bulunmuyor.
Halbuki; Fransa Cumhurbaşkanı Hollande geçen hafta Moskova’ya yaptığı ziyaret sırasında  IŞİD’e karşı mücadelede Esad’ın başında bulunduğu Suriye ordusuyla da çalışabileceklerini açık olarak söylemişti. Ardından Dışişleri Bakanı Fabius bunu detaylandırmıştı.
Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen de bu açıklamaya paralel olarak, Almanya’nın da Suriye ordusuyla birlikte hareket edebileceğini ifade etti.
Ancak hem partisi hem de basından gelen tepkiler üzerine açıklamasını tekzip etmek zorunda kaldı.
Bu demektir ki; Almanya, Suriye’de IŞİD ile mücadele konusunda kendisini göreve çağıran Fransa’dan farklı düşünüyor.
Dahası, Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier başta olmak üzere pek çok kesim, havadan bombalamanın bir işe yarayamayacağını, terör örgütünün bu şekilde bitirilemeyeceğini açık olarak dillendiriyor.
Hatta, havadan bombardımanı sırf “aksiyon” olsun diye yapıldığını söyleyenler de var. Bu “aksiyon”lara katılan ülkelere dün de İngiltere katıldı. İngiltere’nin bu tek başına hareketi de Avrupa’nın savaşta birlikte hareket etmediğinin bir diğer kanıtı oldu.
Peki madem havadan bombardımanla terör örgütünün bitirilmesi mümkün değil, o zaman Almanya Tornadolar ve 1200 asker neden gönderiyor?
Bu soruya net ve açık yanıt veren yok. Buna rağmen meclis toplanıp askerlerin gönderilmesine karar verdi.
Hükümet temsilcileri, halktan gelen tepkileri yatıştırmak için “Tornado ve askerlerin gönderilmesi savaşa katılmak anlamına gelmiyor” dese de, Genel Kurmay Başkanı Andre Wüstner, “Bizim için bu açıkça bir savaş. Afganistan’a müdahale sırasında olduğu gibi hukuki çerçeve konusunda detaylı tartışmayalım, özellikle toplum için açık bir söylem bulalım” diyor. (Spiegel Online)
Yani, halkı inandıracak ciddi bir nedenin bulunması isteniyor.
Gerçekten de Almanya’ya 134 milyon avroya mal olması beklenen misyon konusunda net bir açıklama bulunmuyor.
Anlaşılan o ki; bütün emperyalist devletler Suriye ve etrafını “barut fıçısına” çevirmeye kararlı. Bu da bugüne kadar “vekalet” şeklinde süren savaşın “bölgesel savaş”a dönüşme riskini ciddi olarak içinde barındırıyor.
Terör örgütünün havadan bombardımanla bitirilmeyeceği anlaşıldığına göre bundan sonra ne olabilir?
Junge Welt’ten Karin Leukefeld, ABD’nin 20 bin askerle Irak ve Suriye’de IŞİD’in elinde tuttuğu bölgelere girmeye hazırlandığını, en azından Cumhuriyetçilerin bu konuda yoğun bir girişimde bulunduğunu yazıyor. ABD kaynaklarının, Rusya ve İran’ın ancak bu yolla Suriye’yi tamamen kontrol etmesini engellenebileceği üzerinde çalıştıklarını belirtiyor. Olup bitenler ABD ve müttefiklerinin, Rusya-İran ittifakının terör örgütüne karşı sağlayabileceği bir başarıya seyirci kalmayacağını, müdahil olacağını gösteriyor. Bu da tarafların açık ya da dolaylı karşı karşıya gelme olasılığının hiç de az olmadığını gösteriyor.
Bütün bunlardan ötürü gelişmeler, her yerde savaşa karşı barış talebinin giderek çok daha fazla önem kazandığını gösteriyor.

YÜCEL ÖZDEMİR