AB-Türkiye arasında buzlar erirken

İHSAN ÇARALAN

Türkiye-AB Zirvesi 29 Kasım’da yapıldı.
Zirve sonrasında yapılan açıklamada;
*Türkiye-AB ortak sınırında düzen yeniden sağlanacak.
*Türkiye’deki Suriyeli mülteciler için 3 milyar Euro aktarılacak.
*Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerine yeniden hareket kazandırılacak. İlk adım olarak 17 No’lu fasıl müzakerelere açılacak. Diğer fasıllar için de hazırlık çalışmaları yapılacak.
*T.C. vatandaşlarının Schengen ülkelerinde vizesiz seyahati için geri kabul anlaşmasında kapsamlı değişiklikler yapılacak.
*Anlaşma 2016’da uygulamaya konulacak.

AB EMPERYALİSTLERİNİN İŞİ ZOR!
“AB’nin yöneticilerinin başına tuğla mı düştü?” Ki, böyle birden Türkiye’yi AB’ye almaktan söz etmeye, en azından “yeni fasıllar” açarak müzakereleri canlandırmak, T.C. vatandaşlarının Schengen bölgesinde vizesiz seyahat hakkını gündeme almak için harekete geçtiler! Son birkaç aydaki gelişmeleri dikkate aldığımızda AB’nin kodamanlarının başına bir değil üç tuğla birden düştüğünü söyleyebiliriz.
Bu “üç tuğla”yı şöyle sayabiliriz:
1) Milyonlarca sığınmacının öncüleri olarak on binlerce mültecinin Ege ve Akdeniz engellerini aşarak AB ülkelerine akın etmesi.
2) Suriye krizine batılı emperyalistlerin geliştirmek istediği “çözümler”in başarısızlığa uğraması.
3) Rusya’nın Suriye’de inisiyatif alarak IŞİD ve diğer cihatist gruplara karşı ciddi askeri operasyonlara yönelmesi ile rejim ve Hizbullah’ın kara güçlerini de kullanarak, Suriye krizinin kendi lehine çözümü için etkin bir pozisyona geçmiş olması.
İşte bu önemli gelişmeler karşısında AB ülkeleri tuğlaların Türkiye’nin başına düşerek parçalanmasını, en fazla tuğlaların etkisiz hale gelen parçalarının kendilerine çarpmasını istiyorlar.

MÜLTECİ ORDUSU KAPILARA DAYANINCA
Bu yüzden de kendisinin de teşvik ettiği mülteci dalgasının altında kalan Türkiye’ye onu güya bu dalganın baskısından da kurtarmayı da amaçlayan bir teklif sunuyorlar. AB ülkeleri Türkiye’ye diyorlar ki; “Mültecileri sen Türkiye’de tut. Onları kamplarda barındır, biz de mültecilerin giderleri için para verelim ve sonradan da ihtiyacımız oldukça istediğimiz sayıda mülteci almaya devam edelim. Yani Türkiye, mülteciler için batının ‘Yedek iş gücü ordusunun kışlası’ olacak ‘Mülteci toplama kampları’ oluştursun. Bu kamplardan kaçan ya da kamplara uğramadan batıya geçecek mültecileri de ‘Geri kabul anlaşması’ çerçevesinde, biz kamplara geri gönderelim. Böylece siz mültecilerin yarattığı ekonomik ve sosyal sorunlardan kurtulursunuz. Hatta uzun vadede mülteciler sizin için de işsizler ordusunun bir parçası olur!”

ERDOĞAN-DAVUTOĞLU BATININ KOLLARINA ATILIYOR
Öte yandan batılıların Suriye politikası ile yeni Osmanlıcı hayalleri arasındaki çelişkiler nedeniyle sorun yaşasalar da, Esad rejimi ve Suriyeli Kürtler ve Rojava kantonları gibi konulardaki anlaşmazlıkları, Rusya’nın devreye girmesiyle, anlamsızlaştı! En temel tezleri çöken Türkiye için de, batılı emperyalistlerle arasındaki çelişkileri görmezden gelerek, onlarla anlaşmak için her mihnete boyun eğmek tek seçenek haline geldi.
Dolaysıyla Türkiye, ABD’ye, NATO’ya üslerini açıp Çin füzelerini almaktan vazgeçerken AB ile de arasındaki buzları eritmeyi kendi yeni Osmanlıcılığının sıkıştırdığı köşeden kurtulmak için bir dayanak olarak gördü.
Kısacası Suriye üstünden gelişen olaylar Türkiye’yi AB ile anlaşmaya zorlarken, AB’nin mülteci krizi ve IŞİD’in Paris saldırısıyla ayyuka çıkan kendi “güvenliği” ile ilgili kaygıları da Türkiye’nin AB ile yakınlaşmasının önünü açtı.

AB’NİN ‘DOĞU İÇİN İYİDİR’ KRİTERLERİ!
Bu yazının başında sözünü ettiğimiz AB-Türkiye Zirvesi’nden çıkan kararların hayata geçmesi elbette kolay değildir. Çünkü her konuda yeniden tartışmaların olacağı kaçınılmazdır. Dolayısıyla, “Madem zirve bir karar almıştır o zaman 2016’da Türkiye-AB arasında yepyeni bir aşamaya geçilecektir” denilemez. Ancak şu da bir gerçek ki AB’nin kendi “güvenlik sorunu”, AB’nin Avrupa demokrasisinin geleneklerinden, özgürlükler konusundaki kriterlerini hayli geri çektiği anlaşılmaktadır. Nitekim 29 Kasım zirvesinde, AB’nin yüksek temsilcileri, ne AKP Hükümetinin son yıllarda özgürlüklere yönelik baskılar, adil yargılamayı hedef alan girişimleri, ne basın özgürlüğü konusundaki ayyuka çıkan ihlaller ne de çözüm sürecinin buzdolabına konmasına yönelik eleştiri yapılmamıştır.
Yani “Kopenhag Kriterleri”,  “Türkiye için iyidir(*) kriterine” dönüştürülmüştür!
Buradan da AB’nin, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin iç politikada özgürlükleri sınırlamasını hoş göreceği, Hükümetin vaatleri karşısında çok “anlayışlı” davranacağı anlaşılmaktadır.

(*) 19. yüzyılda mühendislik eğitimi alan “doğu ülkeleri”nden gelen mühendislik öğrencilerine (sömürge ve yarı sömürgelerde) “Doğu için iyidir” kaşesi olan diplomalar veriliyordu. Bu diplomayla bu kişiler “batı”da mühendislik yapamıyordu ama doğu ülkelerinde yapabiliyordu!