Gülmenin dili yok

Ortadoğu’da yaşanan ve etkisi Avrupa’ya yayılan insanlık trajedisi bütün hızıyla devam ederken, bir sanatçı grubu, belki de en zor olanı seçerek, bu trajedinin mağdurlarını güldürmek için çaba sarf ediyor.

SEMRA ÇELİK

Sınır Tanımayan Palyaçolar” (Clowns Without Borders) örgütü üyesi sanatçılar, geçen aylarda Türkiye-Suriye sınırındaki mülteci kamplarını ziyaret ederek genç-yaşlı herkesi bir saatliğine de olsa güldürmüşlerdi.

Palyaçolar, geçen hafta da Yunanistan’ın Lesbos adasındaki mültecilerle beraberdiler. Gösteri yaptıkları ülke ve halkın yapısını dikkate alarak programlar düzenleyen, onların dilinde selamlayan, türküler söyleyen örgüt üyeleri, bir gülümsemenin tüm yorgunluklarını yok ettiğini düşünüyorlar.

Lesbos’ta kamp alanına girdiklerinde önce rengarenk giysileri, ortama uygun olmayan yüksek topukları ve tabi ki kırmızı burunlarıyla ilgi çektiklerini, çocuk, kadın ve hatta erkeklerin birkaç saniyelik tereddütten sonra arkalarına takıldıklarını söylüyorlar. Bu cesur palyaçolar için gülümsetmek, güldürmek hele de böylesi durumlarda oldukça zor bir iş. Ama onlar zor olanı deneyip, sanatlarını, dilerini bilmedikleri, türlü acıları yaşamış bu insanları gülümsetmek için icra ediyorlar.

EZİDİ KAMPLARINDA 8 GÜN

Sınır Tanımayan Palyoçalar”, 8 gün boyunca Diyarbakır’da Qeleşe, Avdela, Neribe, Cıxse köylerinde ve Aram Tigran Konservatuarı’nda, Batman’daki Kobanê ve Şengal’den gelen Ezidi halkının yaşadığı kampta, Elazığ’da Hazar Gölü kıyısındaki çocuk yaz kampında gösteriler, atölyeler, etkinlikler yaptılar. Çocuklarla, kadınlarla, gençlerle, yaşlılarla oyunlar oynadılar. En kaşları çatık, burnundan soluyan “karşı partili” amcalar bile, birkaç dakika sonra gülüşünü saklamaya, kaşlarını daha da çatıp gülmemeye çalışsa da, o dudak, o kıvrımı bir kere vermişti artık. Palyaçolar görmüştü. Çocuklar görmüştü. Kadınlar görmüştü… Geri dönüşü yoktu. Amcam dünyayı değiştirmeye başlamıştı bile…

Dünyayı değiştirecek olan şey; tam da savaşın orta yerinde, tam da gündelik hayatın normal akışı bozulmuşken, tam da acıların, gözyaşlarının, kanların içinde inadına gülmekti. Diktatörlerin, katillerin, kimsenin gülmesini istemediği, hayatın normal akışını bozmak için elinden geleni yaptığı bir anda orda olmak ve inadına hayatı akıtmak. Onların silahlarının, jetlerinin sesleriyle ritim tutmak, nefretle dolmuş, kana doymayan canilikleriyle dalga geçmek, akıttıkları salyaları yağmur bellemek…

KIRMIZI BURUNLU APTALLAR

Farklı farklı işlerde çalışan, okuyan, kimi genç kimi yaşlı ama hepsi de insandan yana sanatçılar olan “Sınır Tanımayan Palyaçola”r, 22 yıldır travmalı çocuklar ve kadınlar için çalışan bir kitle örgütü.

12 ayrı ülkede şubesi olan oluşum, dünyanın savaş, açlık, doğal afet, salgın hastalık yaşanan bölgelerindeki çocuklara ve kadınlara oyunlar, atölyeler, gösteriler götürüyor. Güldürmek dışında herhangi bir ideolojiyi temel almıyorlar.

Sınır Tanımayan Palyaçolar-ABD”nin yönetmeni Tim Cunningham, bu yaklaşımlarını şöyle açıklıyor:

Herhangi bir ideolojiyle hareket etmiyoruz. Sadece güldürmek istiyoruz. Biz bunu yapmaya devam ettikçe de, yaptığımız iş ideolojik bir hale geliyor. Grup yola çıkarken palyaçoyu tercih etti. Ama palyaço deyince, büyük ayakkabılı, kabarık saçlı, çoğumuzun çocukken korktuğu palyaçolar gelmesin aklınıza. Her birinin kendine özgü bir karakteri olan, insanla ve etrafındaki herşeyle ilişkiye geçen, bir çocuğun dünyaya duyduğu merak, şaşkınlık ve naiflikle hareket eden, samimi bir dille oyun kuran, kırmızı burunlu ‚aptal‘ palyaçolar bizimkisi.”

Aptallar, evet. Çünkü ‚Akıl sınırlıdır, aptallık sınırsız‘ diyorlar. Sınırları zorladıkça, hatta tamamen ortadan kaldırdıkça, dünyanın nasıl da eğlenceli bir yer olacağının farkındalar.