Sığınmacı yurtları ateş altında

Yılın başından bu yana Almanya genelinde 200 sığınmacı yurduna ırkçı saldırı düzenlendi. Molotofkokteyl ve taşlı saldırıların yanı sıra bir çok yerde sığınmacı yurdu ateşe verildi. Saldırıların çoğu aydınlatılmadı.

Almanya’da bir yandan hükümetin sığınmacılara yönelik ‘ılımlı bir politika izlediği’nden söz edilirken diğer taraftan sığınmacı yurtlarına yönelik saldırılar adeta rekor seviyeye ulaştı. Die Zeit gazetesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bu yılın başından Kasım ayı sonuna kadar 200 sığınmacı yurduna ırkçı saldırı düzenlendi.

Molotofkokteyl ve taşlı saldırıların yanı sıra bir çok yerde sığınmacı yurdu ateşe verildi. Yurtlara saldırıları düzenleyenlerin çok azı gözaltına alındı. Yapılan araştırmaya göre her dört saldırıdan sadece birisinin failleri mahkeme karşısına çıkarılarak yargılandı. Yılın başından bu yana yapılan hiç bir saldırı tam olarak aydınlığa kavuşturulamadı. Saldırganlara karşı açılan soruşturmaların yüzde 11’i delil yetersizliğinden ötürü kapatıldı. Saldırılarda toplam 104 sığınmacı ise yaralandı.

Die Zeit gazetesi tarafından Federal Kriminal Dairesi’nin tuttuğu veriler üzerinden yapılan araştırmaya göre, sığınmacı yurtlarına yönelik toplam 747 farklı suç işlendi. Bu suçların bir kısmı küçük suçlar ve propaganda şeklinde olurken önemli bir kısmı da kundaklama şeklinde oldu.

SADECE DOĞUDA DEĞİL HER YERDE

Araştırmaya göre sığınmacılara yönelik saldırılar sadece ülkenin doğusunda değil bütün bölgelerde önemli şekilde arttı.

Gazetede yer alan habere göre sığınmacılara yönelik saldırılar en fazla Saksonya eyaletinde gerçekleşti.

Dikkat çeken bir nokta da saldırıların önemli bir bölümünü gece yapılması. Bu, bir taraftan saldırganların kaçmasına imkan tanırken değer taraftan ise uyuyan sığınmacıların ölme ihtimalini yükseltiyor.

Olaylardan sonra gözaltına alınan zanlıların önemli bir bölümü de gerektiği gibi araştırılmıyor. Bu nedenle çoğu kısa bir süre sonra serbest bırakılıyor. Hem de saldırıların 22’si Federal İçişleri Bakanlığı tarafından “ağır” tanımlanmasına rağmen.

Bir diğer önemli nokta da kriminal daire tarafından tutulan istatistiklerle bakanlığın rakamları arasındaki çelişki. Polisin kayıtlarına göre sığınmacı yurtlarına yönelik 200’e yakın saldırı olurken, Federal İçişleri Bakanlığı’na göre bu rakam sadece 120.

Bu da politik olarak işlenen bir çok suçun sayılmadığı anlamına geliyor.

Irak ve Suriye’de süren savaş ve çatışmalardan ötürü can güvenliği olmadığı için Almanya’ya gelmek zorunda olan sığınmacıların can güvenliğinin Almanya’da da tehlikede olduğu anlaşılıyor. (YH)


Irkçılık İslam düşmanlığı üzerinden yayılıyor

Friedrich Ebert Vakfı’nın desteğiyle hazırlanan bir araştırmaya göre, Almanya’da İslam düşmanlığı temelinde yapılan ırkçılıkta önemli bir artış meydana geldi. Prof. Dr. Andreas Zick ve Prof. Dr. Beate Küpper’in hazırladığı „Öfke, dışlama, aşağılama: Almanya’da sağcı popülizm“ adlı akademik çalışma, Berlin’de tanıtıldı.

Prof. Dr. Zick, yaptığı konuşmada, aşırı sağın artık sağcı popülizmin parçası haline geldiğini, nefret suçları ile İslamofobi’nin ciddi boyutlara ulaştığını ifade etti. Prof. Dr. Küpper de şiddetin artık sağcı popülist hareketlerde de sıklıkla gözlemlendiği ve meşru görülme oranının arttığı uyarısında bulundu.

Sağcı popülizmin araç olarak kullandığı korku ve ön yargıların analiz edildiği araştırmada, 2014 yılında 2 bin kişiye sorular yöneltildi. Anket sonuçlarını inceleyen uzmanlar, Alman halkının yüzde 20’sinin açıkça sağ popülist görüşü benimsediklerini, yüzde 42’sinin de sağ popülizme eğilimli olduğunu ortaya çıkardı.

Ankete katılanların yüzde 16’sı, bir mülteci yurduna yakın bir konutta yaşamak istemediğini, yüzde 77’si de demokrasiye güvenmediğini, demokratik partilerin sorunları çözmediğini ifade etti.

„İslamofobi’ye karşı adımlar yetersiz“

Almanya’da İslamofobi’nin ciddi boyutlara ulaştığını, çok olumsuz ön yargıların toplumda yaygın şekilde içselleştirildiğini, İslam’ın hep tehdit ile özdeşleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Zick, İslamofobi’ye karşı adımların yetersiz olduğunu belirtti.

Küpper, belirli gruplara yönelik ayrımcı eğilimlerin olduğu, öfkenin ve şiddetin makul ve anlaşılabilir görüldüğü ortamlarda şiddet eylemlerinin de meşruiyet kazandığını kaydetti.

PEGIDA hareketinin özellikle Müslüman nüfusun yok denilecek kadar az olduğu Saksonya’da güç kazandığını anımsatan Beate Küpper, „Müslümanları tanımıyorlar bile, sadece televizyonlardan IŞİD ile özdeşleştirebiliyorlar, etrafında komşusunun söyledikleriyle fikir oluşturup sokağa çıkıyorlar. İşte tehlike de tam olarak bu. Çünkü gruplar kendilerini radikalleştiriyor“ değerlendirmesinde bulundu. (YH)