Terör ve radikal dincilik: Aynı kaynaktan besleniyorlar

Avrupa ve dünya genelinde yaşanan terör saldırıları, farklı inançlardan emekçiler arasında önyargıları körüklerken, hem radikal dincilik hem de aşırı sağın ekmeğine yağ sürüyor. Zira, artan gerilim ve kutuplaşma her iki taraftan radikal kesimleri güçlendiriyor.

Radikal dinci örgütler tarafından Ortadoğu ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde gerçekleştirilen terör ve katliamlar, halklar arasında korku ve endişeye yol açmış durumda. Özellikle Avrupa ülkelerinde, radikal sağcı örgütlerin de körüklemesiyle halk arasında körüklenen bu korkunun en çok ırkçıların işine yaradığı açık olarak görülüyor. 13 Kasım’da yapılan Paris Katliam’ından sonra Fransa’da gerçekleştirilen yerel seçimlerde aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin birinci olarak çıkması da bunun en somut göstergelerinden biri oldu.

Almanya’da da benzer şekilde aşırı sağcı parti ve akımlar, terör ve radikal İslam aleyhtarlığı üzerinden güç toplamaya çalışıyorlar.

Batının İslamlaştırılmasına Karşı Avrupalı Yurtseverler” (PEGIDA) adı altında bir yıl önce Dresden merkezli başlayan hareket halen varlığını sürdürmeye devam ediyor ve binlerce insanın katıldığı gösteriler düzenliyor.

Federal İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan son rapora göre, en azından altı eyalette PEGIDA eylemleri doğrudan Neonazi gruplar tarafından örgütleniyor. Sol Parti’nin bir soru önergesi üzerine yapılan açıklamada, Berlin, Kuzey Ren Vestfalya, Saksonya-Anhalt, Thüringen, Mecklenburg-Vorpommern ve Bavyera eyaletlerindeki PEGIDA hareketlerini NPD, Die Rechte ve Pro NRW gibi Neonazi örgütler destekliyor.

AfD’NİN YÜKSELİŞİ DEVAM EDİYOR

PEGIDA, asıl olarak Dresden merkezli bir hareket olarak kalmaya devam ederken, Almanya için Alternatif (AfD), İslami terör, sığınmacılar ve göçmenler karşıtı söylemleriyle hem sokakta hem de temsil edildiği eyalet parlamentolarında eylemlerine devam ediyor.

Irkçı faşist gruplar aynı zamanda AfD içinde de etkili olmaya devam ediyorlar. Bir çok kentte AfD tarafından yapılan eylemlere de katılımın devam ediyor. En önemlisi de bu parti tarafından düzenlenen eylemlere orta kesimlerden katılımın olduğu dikkat çekiyor.

AfD’nin yükselişi yapılan kamuoyu araştırmalarında da kendisini gösteriyor. Insa adlı kamuoyu araştırma şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre, AfD’nin oy oranı ilk kez yüzde 10’un üzerine çıkmış görünüyor. AfD, 2013’te yapılan genel seçimlerde az bir farkla barajın altında kalmıştı. Ancak 2014’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 7 oy almıştı. Ardından Doğu Almanya’da yapılan eyalet seçimlerinde de yüzde 10 civarında oy almıştı.

Bugünkü koşullarda seçimlere gidildiği takdirde, özellikle koalisyon ortağı CDU/CSU’nun oy kaybına uğrayacağı görülüyor. Son anketlere göre CDU/CSU’nun yüzde 34, SPD’nin yüzde 24, Sol Parti’nin yüzde 11, Yeşiller’in yüzde 10, FDP’nin de yüzde 6,5 oy alacağı tahmin ediliyor. Bu da mecliste çok daha fazla partinin olacağı anlamına geliyor.

AfD özellikle “sığınmacılar krizi”ni kendi politik amaçları doğrultusunda kullanarak oylarını artırırken, bunda medyanın büyük bir rolü bulunuyor. Pek çok gazete ve televizyon tarafından “normal bir parti” olarak gösterilen AfD’nin temsilcileri açıkça göçmen ve sığınmacı düşmanlığı yaptıkları halde rahatlıkla kendilerine propaganda fırsatı bulabiliyorlar.

Halbuki pek çok sosyal bilimci, AfD’nin söylemlerinin açıkça aşırı sağ çizgide olduğunu ifade ediyor. Örneğin siyaset bilimci Hajo Funke verdiği bir demeçte, aralarında bu partinin Thüringen Meclis Grup Başkanı Björn Höcke’nin de olduğu temsilcilerinin çizgisini “milliyetçi-devrimci” olarak tanımlıyor.

Yine sağcılar konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan gazeteci Olaf Sundermeyer, AfD ile PEGIDA arasındaki bağın sanıldığından da güçlü olduğuna dikkat çekiyor. “AfD PEGIDA’dır” diyen Sundermeyer, bu partinin gösterilerinde NPD’nin temsilcilerinin de tanıtıldığına işaret ediyor.

Bütün bunlar, AfD etrafındaki ırkçı-faşist parti ve akımların kendilerini ifade etmek için yeni bir kanal bulduğunu ve bunun da giderek güçlendiğini gösteriyor. Bu güçlenme sırasında İslam düşmanlığı ve terör örgütlerinin yaptığı eylemler ve kullandığı söylemler de önemli bir rol oynuyor.

RADİKAL DİNCİLER DE GÜÇ KAZANIYOR

Irkçılar radikal dincilerin yaptıklarını kullanarak güçlenirken, radikal dinciler de ırkçıların eylemlerini kendilerine malzeme ediyorlar. Almanya’da İslam’ın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu, bu nedene Müslümanların kendi aralarında örgütlenmelerini savunan bu kesimlerin de son zamanlarda Almanya’da güç topladığına işaret ediliyor.

Federal Anayasayı Koruma Örgütü tarafından hazırlanan rapora göre, radikal dinci Selefilerin sayısının 7 bin 900’e çıktığı ifade edildi. Bu rakam iki yıl önce 5 bin 500 olarak tespit edilmişti. Aynı rapora göre Suriye’deki savaşta Almanya’dan giden radikal dincilerin olduğuna da işaret edilerek bunların sayısı 760 olarak belirtildi.

Yine pek çok dini cemaat ve grubun da ırkçıların yaptığı eylemleri gerekçe göstererek Müslüman inancından gençleri kendilerine çektiği ifade ediliyor.

ÇARE NE IRKÇILIK NE DİNCİLİKTE

Irak ve Suriye ile bağlantılar, Almanya açısından sadece dış politika değil aynı zamanda iç politika açısından da büyük bir önem taşıyor. Emperyalist amaçlar için izlenen politikaların ülke içinde yarattığı kamplaşma, aşırı uçlardaki ırkçı, milliyetçi ve dinci çevrelerin etki alanını genişletiyor. Bu bakımdan her iki kesim de Ortadoğu’da akan kan üzerinden güç toplamanın gayreti içerisinde.

Ne ırkçılık, milliyetçilik toplumun karşı karşıya olduğu sorunları çözebilir ne de radikal dincilik. Aynı okula giden, aynı işyerinde çalışan Müslüman-Hıristiyan, Alman-göçmen emekçilerinin, gençlerin çıkarları karşı kamplarda yer almakta değil, bir arada bulunmaktan geçiyor. Çünkü dini veya etnik kökenleri farklı olsa da, ortak sorunları, ortak ihtiyaçları bulunuyor. Çünkü toplumu zehirleyen, kutuplaştıran ve korku tohumları eken ve aynı kaynaktan beslenerek büyüyen dinci terörün de, ırkçılığın-milliyetçiliğin de kökünü kurutacak tek yol bu beraberlikten geçmektedir.

Bu nedenle ağırlaşan sorunlar karşısında doğru çözümleri öne çıkarmak, farklı inanç ve uluslardan gençlerin, emekçilerin bir araya gelerek ortak hareket etmesi büyük bir önem taşıyor. (YH)