2015 Fransa’da terör ve savaşların doruğa çıktı rekorlar yılı oldu

2015 Fransa’da terör ve savaşların doruğa çıktı rekorlar yılı oldu. Fransa 2016 yılına, dışarda daha saldırgan bir emperyalist politikanın izlendiği, iç politikada gericiliğin doruğa çıktığı ve yanı sıra aşırı sağcı politikaların da en fazla yankı bulduğu koşullarda giriyor.

 

2015 yılı içerde terör saldırı, dışarda savaşlarla başladı ve içerde 2. Dünya savaşının en kanlı terör saldırısı ve dışarda ise daha fazla saldırgan bir çizgi ile son buldu.

Fransa’da 7 Ocak 2015 Çarşamba sabahı Said ve Şerif Kuaşi kardeşlerin, haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’ya saldırıp 12 kişiyi katletmesi, ertesi gün Amedy Coulibaly’nin bir polisi öldürmesi ve 9 Ocak’ta ise bir Yahudi marketinde onlarca kişiyi rehin alıp 4 kişiyi katletmesi ile başlayan yıl terör ve gericiliğin hortladığı savaşlar yılı olarak geçti.

Charlie Hebdo saldırısından hemen sonra hükümet, olayların yarattığı tepkiyi kendi siyasi hanesine yazmak için girişimde bulundu ve 10-11 Ocak günleri ülke çapında dev gösteriler tertipledi. Bu iki gün içinde Fransa çapında 4 milyon insan, terörü lanetleyip “cumhuriyeti” savunmuştu. Cumhurbaşkanı Hollande, Paris’te yapılan 1,5 milyonluk dev gösteriye, aralarında terörü destekleyenden tutun da ‚cumhuriyet düşmanı‘, baskıcı ya da diktatöryal rejim yöneticileri olmak üzere toplam 44 devlet başkanını davet etmişti.

Büyük güvenlik önlemleri etrafında gerçekleşen bu liderler geçidinin ertesi gününden itibaren 10 binden fazla asker, polis güçlerine ek olarak ellerinde silahlarla sokaklarda “güvenliği” sağlamak için seferber edildi. Terör saldırılarından tam 2 hafta sonra Başbakan Manuel Valls bir dizi güvenlik önlemlerinin alacağını ve tüm bunların 3 yıl içinde 735 milyon Euro’ya mal olacağını ilan etti. Bu önlemler yurttaşların özgürlüklerini kısıtlamanın yanı sıra, yol açtığı masrafların tamamen diğer kamu harcamalarından kesilerek yapılacağı ilan edilmişti.

Yani 2015 yılı bir terör saldırısı ve ardından ülke içinde özgürlükleri kısıtlayan gerici bir seferberlikle başlamış oldu.

Yılsonuna doğru, 13 Kasım’da eş zamanlı Paris’in birçok yerinde gerçekleşen terör saldırıları sonucu ise 130 kişi hayatını kaybetti. Aynı gece François Hollande bu saldırıları “bir savaş nedeni olarak” nitelendirdi, ülke içinde OHAL ilan etmenin yanı sıra IŞİD terör örgütüne karşı Suriye’de kapsamlı bir saldırı gerçekleştireceklerini ilan etti.

OHAL kapsamında polis devletini anımsatan önlemler alındı, gösteri ve yürüyüşler yasaklandı, 2500 civarında yapılan ev baskını ve yoğun gözaltılarla hükümet, içerde adeta bir “temizlik operasyonu” yürütmeye başladı. Terör ve gerici politikaların güçlenmesiyle başlayan 2015 böylece, terör ve gericiliğin doruğa çıktığı bir yıl olarak bitti.

DAHA DA SALDIRGANLAŞAN FRANSIZ EMPERYALİZMİ

Paris’teki terör saldırıları François Hollande’un saldırgan emperyalist politikalarının dozunun artmasının vesilesi oldu. 27 Eylül’den bu yana zaten bombaladığı Suriye kıyılarına savaş gemisi Charles de Gaule’ü göndererek havadan bombalamaları böylelikle daha hızlandırdı. Aynı süre içinde François Hollande, Suriye’de IŞİD’e karşı savaşın ana güçlerini temsil eden Barack Obama ve Vladimir Putin’e ziyaretlerde bulundu. Yalnız ne Obama’yı karadan adam gönderme, ne de Putin’i Esad’ı desteklememe konusunda ikna edebildi.

Fransa kuşkusuz başından beri önce Irak, ardından da Suriye’de IŞİD’i bombalıyor ama burada etki ve yetkisi olağanüstü derece de sınırlıydı (Fransa’nın bombalamaları koalisyonun bombalamalarının sadece yüzde 5’ini teşkil ediyor). Hollande aslında bu girişimlerle, Suriye’de ve çevresinde görece zayıf olan durumunu güçlendirmeyi umuyordu.

Ama Fransa’nın cihatçı güçlerle savaşma adına emperyalist çıkarlarını korumak üzere esas savaşını Afrika kıtasında yürütüyordu. Charlie Hebdo saldırılarından tam bir hafta sonra Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen ve babası Cezayir’de 1960’lı yıllarda katliam yapan gizli askeri örgüt OAS üyesi, abisi de aşırı sağcı bir siyasi partinin bugünkü yöneticisi olan General Pierre de Villier de bu durumu açıktan şu sözlerle ifade ediyordu: “Sahel bölgesinde Fransa en önlerde, Suriye’de ise sadece işbirliği içinde”.

Anlaşılacağı üzere, Fransız emperyalizmi açısından öncülük Afrika kıtası. Ama düne kadar emperyalistlerin beslediği IŞİD’in, bugün Fransa açısından baş belası haline gelmesi (Charlie Hebdo Ocak saldırısı ile Kasım Paris saldırıları arasında IŞİD’in tam 6 terör saldırısı engellenmiş) ve diğer emperyalist güçlerin paylaşım savaşının yğounluk kazanması, Ortadoğu’ya yönelik ilgisinin artmasını da beraberinde getirecekti kuşkusuz.

Ama François Hollande’un savaşları önce Mali’de başladı. Cumhurbaşkanlığına geleli 6 ay olmuştu ve Mali başkentini tehdit eden cihatçı güçlere karşı Fransız emperyalizmin çıkarlarını savunmak için askeri bir operasyon başlattı. 2013 yılının Aralık ayında ise Orta Afrika Cumhuriyeti’ne askeri müdahalede bulundu. Ağustos 2014’de Irak’ta IŞİD’e karşı hava saldırıları başlatıldığında yine François Hollande en ön sıralarda yer almaya adaydı. Ama aynı ay Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Burkina Faso ordularını da içine alarak başlattığı “Barkhane Operasyonu” ile 4500 Fransız askeri kalıcı olarak Sahel bölgesine yerleştirildi. Fransız askeri üslerinin sayısı arttırıldı. ‚Cihatcı güçlere karşı mücadele‘ adı altında Fransa, gerçekteyse, bu ülkelerin tümüne doğrudan müdahale etmekte ve devlet başına getirtilen kukla diktatörlerle kendi emperyalist çıkarlarını en saldırgan biçimiyle savunmakta.

2015 yılı boyunca yürüttüğü tüm savaşlarla François Hollande, son 70 yılın en savaşçı Cumhurbaşkanı olma ünvanını almayı şimdiden hak etmiş oldu!

Onca savaşın yaşandığı 2015 yılı başka bir tarihsel rekora daha imza attı: 17-18 milyar Euro değerinde silah satan Fransa silah tekelleri, kendi tarihinin rekorunu kırdılar ve dünya silah ihracatında 2. sıraya yükseldiler.

Aşırı sağ ve içerde gericilik

Fransa’nın dışarda saldırgan bir politikaya yönelmesi, kuşkusuz içerde de daha saldırgan bir politika izlemesini zorunlu kıldı. Fransız emekçilerine 2008 krizinden bu yana “bütçe açığını kapatma” adına pe peşe devasa kemer sıkma politikaları dayatılmıştı. Terör ve artan savaşlara bağlı olarak François Hollande, ordu ve güvenlik güçlerine ayrılan bütçeleri arttırarak, Fransız emekçilerden daha fazla kemer sıkmalarını istedi. Doğal olarak da, tüm bu tasarruf politikaları ülke içinde gericiliği sürekli güçlendiren bir rol oynadı. Aşırı sağcı FN, son yerel seçimlerde aldığı 6,8 milyon oyla kendi tarihinin en fazla oyunu toplamış oldu.

DENİZ UZTOPAL