Beate Zschaepe’nin ifadesi: Kuru Gürültü

NSU Davası’nda başsanık Beate Zschpä ve iki numaralı sanık Ralf Wohlleben ifade verdiler. Her ikisi de istihbarat elemanı Tino Brandt’ı işaret etti. Davanın müdahil avukatı Alexander Hoffmann, her iki sanığın verdiği ifadeyi değerlendirdi.

NSU Davası’nın başsanığı Beate Zschäpe’nin avukatı Mathias Grasel’in 9 Aralık’ta okuduğu ve müvekkilinin NSU’nun işlediği suçlarla hiçbir ilgisinin olmadığını öne sürdüğü ifadesi inandırıcılıktan tamamen uzaktı. Bu nedenle “eski avukatları” Heer, Stahl ve Sturm’un belirtiği gibi “hukuksal bir intihar” olduğu kendiliğinden belli oldu ve önümüzdeki haftalarda bu daha da bariz anlaşılacak.

“Mundlos ve Böhnhardt’ın işledikleri suçlara yönelik sözde “özürü” kabul etmiyorum: Bu bir yüzsüzlük, hele ki sorularımızın hiçbirini yanıtlamayacağını duyurduğu göz önüne alınırsa.”

NSU’nun 2004 yılında Dortmund’ta öldürdüğü Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık, Zschäpe’nin ifadesine olan tepkisini böyle özetledi. Çünkü Zschäpe’nin açıklaması ve avukatlarının bunu iletiş şekilleri pek çok yönden çizgiyi aşıyor ve kurbanları alaya alıyor.

Zschäpe ve avukatları, ilk olarak açıklamanın tarihini son ana kadar gizli tutmaya çalışarak müdahil davacılardan mümkün olduğunca kimsenin gelmemesine çalıştılar. Ardından açıklamayı mahkeme tarafından okunmasının öncesinde diğer avukatlara ve savcılığa dağıtırken, müdahil davacılar ve avukatlarına vermediler. Buna ek olarak sadece mahkemenin değil, savunma avukatlarının sorularının da cevaplanacağı, ama müdahil avukatların ve müdahil davacıların sorularının cevaplanmayacağını duyurdular.

Zschäpe bunun ardından gerçeklerden tamamen uzak, planlanmış ve kimi yerlerinden kendine acımanın aktığı bir açıklama yaptı. Tüm banka soygunlarında tarih ve adresleri detaylı şekilde belirtti, ama çoğu cinayet kurbanının adını bile anmaya gerek görmedi. Ve sonunda “ahlaki sorumluluğu” için “özür” dileme cüretini gösterdi. Bu acınası çabanın müdahil davacılar tarafından reddedilmesi elbette şaşırtıcı değil.

“TÜM KARDEŞLER SUSUYOR”

Bu, özellikle de duyduğunu iddia ettiği sorumluluktan hiçbir sonuç çıkarmadığı için böyle. Çünkü kurban aileleri, doğal olarak başka kimin NSU ağına dahil olduğunu, NSU’yu işlediği suçlarda kimlerin desteklediğini vs. bilmek istiyorlar. Ama Zschäpe açıklamasında bu konular hakkında tek bir kelime bile etmedi.

Tüm NSU destekçilerini korumaya devam ederek, son ana kadar Mundlos ve Böhnhardt’ın en yakın çevresinde bulunan sanık Eminger’in oynadığı role dair hiçbir şey söylemedi. “Jena Kamaradschaften” (Silah Arkadaşlığı) çevresinden çok sayıda Nazi ve üçlüye ortadan kaybolmalarında yardım eden “Blood and Honour Chemnitz” hakkında hiçbir şey söylemedi. Üstelik bu konular hakkında çok kesin bilgiler verebileceği halde.

İki istisna: Thüringen Vatan Koruma’nın (Thüringerer Heimatschutz) başı olduğunu söylediği Tino Brandt’ı zan altında bıraktı. Brandt’ın muhbir olduğu ortaya çıkmıştı ve mahkemede verdiği ifadesinde “Jenalıları” ağır şekilde zan altında bırakmıştı. Bunun dışında bir de Thomas Starke’nin Jena’daki garajda bulunan borulu bombalar için patlayıcı bulmuş olduğunu söyledi. Bunu Starke’nin kendisi de zaten polise bildirmişti.

Belli ki Beate Zschäpe için de Silahlı SS’in sadakat şarkısındaki “Tüm erkek (ve kız) kardeşler susuyor” cümlesi geçerli. Uzun açıklamalar okuttuğunda bile.

Wohleben’in de “ideallerine ve politik görüşlerine sadık kalmış olduğunu ve gelecekte de sadık kalacağını” söylemişti. İfadesiyle bunun Zschäpe için de geçerli olduğu, onun için de “silah arkadaşları”na bağlılığın, NSU’nun işlediği suçların kurbanlarından dilediği iki yüzlü özürden daha önemli olduğunu gösterdi.

Alexander Hoffmann*

  • NSU Davası müdahil avukatı

(Davayla ilgili gelişmeler Türkçe olarak www.nsu-nebenklage.de adresinden takip edilebilir)


Sanık Wohlleben suçsuz olduğunu iddia ediyor

Sanık Ralf Wohlleben, Zschäpe’nin davaya karşı değişen tutumu üzerine yapacağını duyurmuş olduğu açıklamasını biraz şaşırtıcı bir şekilde 16 Aralık’ta okudu. Wohlleben davanın tüm taraflarının sorularını cevaplayacağını, ama bugün sadece şahsına dair soruları cevaplayacağını söyledi. Hazırlanması gerektiğinden olaylarla ilgili sorulara Ocak ayındaki duruşmalarda cevap vereceğini söyledi.

Wohlleben kendisine yönelik suçlamaları reddetti. Arkadaşlarına kaçmalarında yardım etmişti, ama böylesi suçlar işleyeceklerine asla ihtimal vermemişti. Carsten Schultze’ye nereden silah alabileceği konusunda tavsiyede bulunmuştu, ama Uwe Böhnhardt’ın bu silaha sadece bir tutuklama durumunda intihar amacıyla sahip olmak istediğini varsaymıştı. Politik yaşamında da özel yaşamında da şiddet kullanımına karşıydı, özellikle de yabancı düşmanı şiddete karşı çıkıyordu. Wohlleben bu şekilde André Kapke’nin onun kişiliğini tarif ederken kullandığı “barış güvercini” tabirini benimsedi ve kendisini kurban olarak gösterdi. Arzu ettiği ulusalcı yönelimin yerine küreselleşme, göç ve kapitalizmi getiren Almanya’nın yeniden birleşmesinin kurbanı! “Ulusalcılara” keyfi bir şekilde karşı koyan polisin kurbanı! Kendisine ve yoldaşlarına sürekli saldıran antifaşitlerin kurbanı! Sadece kendilerinin değil onun da aleyhine konuşan diğer sanıklar Gerlach ve Schultze’nin kurbanı!

Wohlleben’in Zschäpe, Mundlos ve Böhnhardt’la defalarca Chemnitz’de ve Tino Brandt’ın muhbir olduğunun ortaya çıkmasının ardından (Mayıs 2001’de) bir kez de Zwickau’da görüşmüş olduğunu söylemesi önemliydi. Chemnitz’deki bir görüşmede tanımadığı ve üçlünün kaçmasıyla ilgili detayları bilen bir “dazlak” da oradaydı. Tanımadığı bir adam telefonda talimatları vermişti. Bu bilgilerle üçlü için önemli bir işlevi olduğunu doğruladı. Bu, Brandt’ın üçlüyü tehlikeye atıp atmadığı sorusu için de geçerli.

Wohlleben’in açıklamasında dikkat çekici olan Zschäpe’nin açıklamasına benzer bir şekilde, büyük oranda Böhnhardt’ın iddia edilen intihar planına dayanmasıydı. Ancak Zschäpe kimi iddialara yönelik saçma açıklamalar bulmaya çalışırken, Wohlleben sadece inkar etmekle yetindi. Zschäpe politik duruşunu saklamaya çalışırken Wohlleben mahkemede yaptığı açıklamayı politik propaganda amacıyla kullandı. Kendisinin de organizatörleri arasında bulunduğu “Halk Festivali” için yapılan çağrıyı detaylı şekilde okudu, bir Neonazi propaganda videosu izletti, “etnik çoğulculuk” teorilerinden bahsetti.

İki açıklamada ortak olan her türlü şahsi suçu reddetmeleriydi. Başka bir ortaklık da kendi içlerinde tamamen tutarsız olmaları ve ayrıca şu ana kadarki delillere ters düşmeleriydi. Zschäpe müdahil davacıların, açıklamasının okunacağı gün mahkeme salonuna gelmelerini önlemeye çalışmıştı. Wohlleben de bunu denedi ve şaşırtıcı şekilde önceden haber verilmeyen açıklamasıyla başardı. Ancak görünen o ki, izleyici bölümünde yerlerini almış olan bir dizi Neonazi destekçinin açıklamanın yapılacağından haberleri vardı.

Sanıklardan Schultze ve Gerlach’ın, Wohlleben’i ağır zan altında bırakan ve daha önce polise vermiş olup mahkemede tekrarladıkları ifadelerini sadece inkarda bulunarak çürütmek mümkün değil. Hele ki bu kadar geç yapılan ve halihazırda sunulmuş delillere göre hazırlanmış bir açıklamanın sadece düşük bir delil değeri taşıdığı düşünülürse…

Ayrıca Wohlleben’e yöneltilen daha ilk soruda, tüm soruları yanıtlayacağına dair yaptığı açıklamaya rağmen sözünde durmayacağı ortaya çıktı: Kendisine sahip olduğu harddiskin şifresi sorulduğunda bunu vermeyi reddederek içerisindeki belgelerin şifresiz harddisktekiyle aynı olduklarını söyledi. Bu akla yatmayan bir açıklama. Bu belgeler zaten bilinen belgelerle aynıysa, şifreyi söylemek sorun olmazdı!