Erdoğan’ın örnek gösterdiği Hitler nasıl ‚Üniter Başkan‘ (Führer) oldu?

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hitler Almanya’sının “üniter başkanlık” sistemini övmesi ve kendisi için de örnek göstermesi en çok Almanya’da şaşkınlık yarattı. Haftalık Focus dergisinin İnternet sitesinde Erdoğan’ın açıklamasını “İnanılmaz kıyaslama: Hitler Almanya’sındaki hükümet sistemini övdü” diye haberleştirdi. Spiegel Online, “Erdoğan Hitler Almanya’sını örnek gösterdi” diye yapılan açıklamayı haberleştirirken, Die Welt gazetesi sonradan yapılan tekzip açıklamasına yer verdi.
Neyin tekzibi ise…
Her şey kameralar önünde ve kayıtlı olduğu halde çıkıp sonradan “Böyle demek istemedi” demek Neyin nesi… Ortada “yanlış anlaşılmaya” yol açacak hiç bir şey yok. Açık, sade, tane tane anlatıyor: “Üniter sistemli başkanlık baktığımızda var. Hitler Almanya’sına baktığımızda da bunu görürsünüz.”
Erdoğan elbette boşta bulunduğu için “Hitler tarzı” bir başkanlık sistemi isteyen bir lider değil. Çünkü, onun yükselişiyle içinde bulunduğu koşullarla Hitler’in bütün gücü elinde toplama süreci birbirine çok benziyor. Bu nedenle de Hitler’in başbakanlıkla Rayş cumhurbaşkanlığını birleştirerek “başkanlık” sistemi kurması, bugün Erdoğan’a adeta feyz veriyor.
Anlaşılan o ki, Erdoğan’ın yakın çevresinde, Saray’da Hitler’in bütün gücü nasıl elinde topladığı üzerine yoğun bir çalışma yapılmış, bunun üzerinde tartışmalar yürütülmüş, Alman tarihini ince ayrıntısına kadar yakından bilenler dinlenmiştir. Erdoğan, yaptığı açıklamayla bu tartışmaları dışa vurmuş ve bundan sonra hangi yoldan ilerleyeceğinin mesajlarını vermiştir.
Gerçi, Erdoğan’ın Hitler’in gittiği yoldan, yan, seçimlerle bütün gücü elinde toplamak istediğine dair tartışmalar yeni yapılmıyor. Daha önce de aradaki benzerliğe dikkat çeken pek çok yazı yayınlandı.

AKP İLE NSDAP ARASINDA BENZERLİK
Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei – NSDAP) yükselişiyle AKP’nin yükselişi arasında pek çok noktada paralellikler var. NSDAP ilk önemli başarısını 1929 ekonomik krizi sırasında kazanırken, AKP 2001’deki büyük krizin ürünü.
Krizin yarattığı işsizlik ve yoksulluğa karşı yükselen mücadele döneminin Weimar Cumhuriyeti’nde partiler arasında sert tartışmalar siyasi krize neden oldu. 14 Eylül 1930’da yapılan erken seçimlerde Sosyal Demokrat Parti (SPD) birinci parti olurken, NSDAP yüzde 18.3 ile ikinci parti oldu. Ernst Thaelmann’ın başını çektiği Almanya Komünist Partisi (KPD) yüzde 13.1 ile büyük bir başarı elde etti.
Bu seçimlere kadar Avusturya vatandaşı olan Hitler, hızlı bir şekilde, 28 Şubat 1932’de yapılan bir öneriyle Hükümet Konseyi (Regierungsrat) tarafından Alman vatandaşı yapıldı. Bir ay sonra Hitler Rayş Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu. Ancak Weimar Cumhuriyeti’nde koalisyon ortağı partilerin desteğiyle Paul von Hindenburg yüzde 49.5 ile cumhurbaşkanı kalmaya devam etti. Hitler ikinci, Thaelmann üçüncü olmuştu.
Seçimlerle cumhurbaşkanı olamayan Hitler, bu hedefinden hiç vazgeçmedi.
Sosyal çalkantılar, ekonomik sorunlar, tartışma ve istikrarsızlık arasında Hitler’in iktidar yürüyüşü devam etti. Ve bu yürüyüşte 6 Eylül 1933 bir dönemeç oldu. Koalisyon kurulamayınca yapılan erken seçimlerde Hitler’in partisi NSDAP yüzde 33.1 ile birinci oldu. SPD yüzde 20, KPD yüzde 17 oy aldı.

HİTLER NASIL ‘ÜNİTER BAŞKAN’ (FÜHRER) OLDU?
Hitler Almanya’sı tarihinde Erdoğan’ın başkanlık planıyla ilgili en önemli tarih 1 Ağustos 1934. 87 yaşındaki Rayş Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg ölüm döşeğinde. 1 Ağustos 1934’te karar altına alınan “Alman İmparatorluğu Devlet Başkanı Yasası”yla cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık birleştirilir. 2 Ağustos 1934’de Cumhurbaşkanı Hindenburg ölür. 19 Ağustos 1934’te Hitler için birleştirilen cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık (Erdoğan’ın deyişiyle üniter başkanlık) görevine getirilmesi için referandum yapılır. Sonuç: sandık başına giden 43 milyon 568 bin seçmenden 38 milyon 394 bini Hitler’in “Führer” ilan edilmesi yönünde oy kullanır. “Führer” (başkan) tanımı da zaten buradan geliyor.
“Führer”in önce Almanya içinde sonra da Avrupa’da nasıl da insanlık dışı katliamlar yaptığı, toplama kampları kurduğu, kendisinden olmayanlara yaşama hakkı tanımadığı, komşu ülkelere savaş açtığı ve 50 milyon insanın hayatına mal olan İkinci Paylaşım Savaşı’nı başlattığı biliniyor. Hitler faşizmin yarattığı felaket aynı zamanda bütün gücü tek elde toplamanın sonucudur.

GELİŞMELER VE OLAYLAR ARASINDA PARALELLİKLER VAR
Erdoğan varmak istediği başkanlıkla Hitler’in “üniter başkanlığı” yani “Führer”lik arasında bir paralellik kurunca, dönemin olayları arasında benzerliği görmeden geçmek olmaz. 1930’dan itibaren yerel ve eyalet seçimlerini saymazsak, dört seçim ve bir referandum yapıldı. Türkiye’nin geldiği aşamada son üç seçim önemli. Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu siyasal koşullar dönemin Almanya’sında 5 Mart 1933 seçimleri sonrasını anımsatıyor. AKP tek başına hükümet ama Anayasa’yı değiştirecek gücü yok. Hitler çareyi KPD’yi meclis dışına atmakta bulmuştu! Bugün HDP o dönemki KPD’nin rolünü üstlenmiş. Faşizme karşı en dinamik güç o zaman KPD idi.
Dünün Almanya’sı ile bugünün Türkiye’si arasındaki bu benzerlikler, bütün gücü tek elde toplayacak “üniter başkanlık”ın Türkiye ve bölge için ne kadar tehlikeli olduğunu da gösteriyor.
Dünden çıkarılacak derslerle tehlikeyi önlemek mümkün. Dönemin SPD’si ile KPD’si mecliste ve sokakta birleşik bir antifaşist mücadele hattı kuramadığı için sermaye Hitler ve partisini kendi iktidarı için halka bir seçenek olarak dayattı.
Bu nedenle Erdoğan’ın kafasındaki tehlikeli planlara karşı Kürtlerin, Türklerin, diğer halkların, demokratların, sosyalistlerin içinde olduğu birleşik bir demokrasi cephesi “Führer”lik hesaplarını bozabilir.

SERMAYE İSTEDİ, HİTLER BAŞBAKAN OLDU
Rejim tarafından “radikal görülen” iki parti NSDAP ve KPD bu kez meclise daha güçlü girmişti. Özellikle KPD’nin yükselişi sermayeyi ürkütüyordu. Bu tablo karşısında sermaye KPD’ye karşı bütün yatırımını Hitler’e yaptı. 19 Kasım günü çok sayıda sermaye sahibi ortak bir çağrıyla Cumhurbaşkanı Hindenburg’a, Hitler’i başbakan ataması için çağrıda bulundu.
Ve yapılan pek çok açık ya da gizli görüşmenin ardından yaşlı Hindenburg, Hitleri’i 30 Ocak 1933’te başbakan atadı. Bu gün Alman tarihinde “Hitler’in iktidarı ele geçirmesi” olarak geçiyor. Gerçekten de öyle oldu.
Alman sermayesinin isteği doğrultusunda önce KPD ve sosyal demokratlara karşı amansız bir savaş başlatan Hitler, 27 Şubat 1933’teki Rayştag (Meclis) yangınını gerekçe göstererek komünistlere karşı cadı avı başlattı. Bir gün sonra “Devletin ve halkın güvenliğini sağlamak için Rayş Cumhurbaşkanının yetkilerini artıran” bir yasa yürürlüğe konuldu.
Hitler’le aynı görüşte olmayan bütün toplumsal kesimlere karşı baskı ve terörü öngören bu düzenlemeye karşı KPD’nin çağrılarına rağmen ortak bir antifaşist cephe kurulamadı.
Bu arada hükümet kurulamadığı için 5 Mart 1934’te yeniden seçimlere gidildi ve NSDAP bu kez oyunu yüzde 43.9’a çıkardı. SPD yüzde 18, KPD yüzde 12.3 oy aldı.
Ülkenin bütün sağ, muhafazakar partileri tabanını NSDAP’ye kaptırdı. Türkiye’de diğer sağ, muhafazakar partilerin AKP’ye kaptırdığı gibi…
Salt çoğunluğu az bir farkla kaçıran Hitler, Erdoğan’ ve AKP’li bakanların şu günlerde HDP’nin meclis dışına itilmesi yönündeki çağrılarını andıracak şekilde, 8 Mart 1933’te KPD’nin 81 milletvekilini yeni çıkarılan yasayı dayanak göstererek meclisten attı. Böylece Hitler, yasaları kolaylıkla değiştirecek üçte ikilik çoğunluğu mecliste sağlamış oldu! HDP’nin kapatılmasının gündeme getirilmesinin arkasında Meclis aritmetiğini değiştirmek yattığı çoktan biliniyor. Bu konuda açıklama yapanlar Hitler’i örnek alıyor anlaşılan.

 

YÜCEL ÖZDEMİR