Tanrı, patron, bey, sultanla değil, kendi kollarımızla kurtulacağız

9 Ocak’ta Berlin’de yapılacak Rosa Luxemburg Konferansı’nın bu yılki programıyla ilgili olarak, konferansı düzenleyen Junge Welt gazetesinin şef redaktörü Arnold Schölzel sorularımızı yanıtladı.

21 yıldan beri Rosa Luxemburg Konferansı düzenliyorsunuz. Neden böyle bir çaba içerisindesiniz?

Konferansın temel perspektifi, Alman solunun ulusal sınırların dışından bakabilmesini sağlamak. Dünyanın her kıtasındaki mücadeleci solun deneyleri, bilgisi, değerlendirmeleri, yenilgi ve başarılarının ilk ağızdan dinlenilmesini amaçlıyoruz. Avrupa ülkeleri bu konuda önemli bir rol oynuyorlar ama geçen 20 yıl boyunca yaptığımız konferanslarda Latin Amerika’da, özellikle de Küba’da olan bitenler de aynı derecede önemliydi. Enternasyonalist olmayan bir sol, sol olamaz. Bu nedenle bu ülkelerin mücadeleci parti ve sendikalarından konuşmacıların konferansa katılması için çaba harcıyoruz. Bizce, Almanya’da böylesi başka bir konferans yok. Bu da konferansımızın başarısının göstergesi. Dünya çapında emperyalist savaşların sürdürüldüğü bir dönemde yaşadığımız için, buna karşı mücadele bu yılki konferanslarımızın ana konusu oldu. Konferans kapsamında düzenlenecek panelde ise geleneksel olarak oldukça tartışmalı bir konu olan, ‚Almanya’da solun durumunu‘ ele alıyoruz.

Konferans, özellikle de Avrupa’daki sağa kayışın güçlenmesine bağlı olarak Alman ve Avrupa soluna somut ve pratikte uygulanabilecek perspektifler sunabilir mi?

Deney alışverişinde bulunmayı hedefliyoruz. Bu konferanslardaki asıl özellik, değişik ülkelerdeki mücadele koşulları hakkında bilgi edinmek. Gelişmeleri, politik mücadelenin içinde olan kişilerden dinlemekle, bir gazete ya da dayanışma yazısından öğrenmek arasında büyük fark var. Konuşmacılarımızı sosyalistler, komünistler, bilim insanları, politikacılar, sendikacılar, gençlik örgütleri temsilcileri arasından, yani geniş bir yelpazeden oluşturuyoruz. Konferansın amacı, açıklamalar yapmak ya da program kararlaştırmak değil, cesaretlendirmek, başkalarının örneklerinden öğrenmek, demokrasi ve sosyalizm mücadelesindekileri birleştiren ortak yanları hissetmek. Bu nedenle konferans her zaman manifestolarla kararlaştırılmasa bile yeni perspektifler açıyor. Cesaretlendirmenin kapsamına müzikten edebiyata ve plastik sanatlara kadar, diğer ülkelerdeki devrimci kültür ve alanların da dahil olduğunu düşünüyoruz.

Avrupa’da sağa kayış, faşizm ve milliyetçiliğin yeniden canlandırılması, NATO ve AB’nin emperyalist savaş politikası, göçmenlere yönelik sağ şiddet ve diğer taraftan sosyalist düşünce ve eyleme yönelik devlet baskısı, birbiriyle bağlantı içinde duran konular. Biz sol politikanın en önemli bir halkası olacak geniş bir barış hareketinin yaratılmasının çok önemli olduğu düşüncesindeyiz. Çünkü barış için mücadele, ırkçılık ve faşizme karşı mücadeleyi, kapitalizmin yok edilmesi ve sosyalizmin kurulması mücadelesini de kapsamaktadır.

21. konferansın ana konuları neler? Programda neler var?

Bu yılki sloganımız, Enternasyonal’e gönderme yaptığımız ‚Tanrı, patron, bey, ağa, sultanla değil, kendi kollarımızla kurtulacağız!‘ Sürmekte olan savaşlara, bir dünya savaşı tehlikesine, ırkçı ve faşistlerin güçlenmesine bağlı olarak bu yıl her zamankinden daha açık olarak şunu söyleyebiliyoruz: Bu duruma karşı çıkabilmek ancak solun tüm örgüt ve akımlarıyla birleşmesi ve savaşa karşı çıkan tüm güçlerle ittifak yapılmasıyla mümkündür. Kapitalist toplum sadece ekonomik ve mali kriz içinde değil, toplumsal bakımdan her boyutta kriz yaşıyor. Buna karşı ise örneğin Küba var. Bu yıl devrim adasından aralarında 16 yıl ABD hapishanelerinde tutsak olan Gerardo Hernández’in de aralarında olduğu üç temsilcinin konferansımıza katılmasından gurur duyuyoruz. Sol Parti Meclis Grup Başkanı Sahra Wagenknecht, AB’nin krizi ve sol angajman üzerine konuşacak. Auschwitz ölüm kampından kurtulan ve şimdiye kadar şarkılarıyla faşizme karşı mücadelenin içinde yer alan Esther Bejarano’nun aramızda olmasından gurur duyuyoruz. Programla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere, www.rosa-luxemburg-konferenz.de sayfasına bakmalarını tavsiye ederim.

Bu yıl ilgi o kadar fazla ki, biletlerin ön satışını durdurmak zorunda kaldık. Konferansımıza 2 bin kişinin katılacağını tahmin ediyoruz. Berlin Urania’ya ya giremeyenler, en önemli bölümleri internet aracılığıyla izleme olanağına sahip olacaklar.

Türkiye’den sosyalist yazar Aydın Çubukçu da konferansta sunum yapacak. AB ve Almanya’nın Erdoğan ve AKP diktatörlüğü ile yakınlaştığı bu dönemde Türkiye’deki muhalefeti güçlendirmek için Almanya’da neler yapılabilir?

Müthiş politik deney sahibi Aydın Çubukçu’nun aramızda olmasından büyük sevinç duyuyoruz. Evet, Türkiye iç ve dış politikasıyla bölgeyi aşan düzeyde bir anahtar ülke. Erdoğan’ın kendi halkına karşı korkunç saldırıları ve Suriye’ye yönelik politikası Almanya’da da gündeme getirilmeli. Ne yazık ki devlet ve tekel basını bu konuyu ele almıyor. Kısa süre önce Alman askerleri Suriye savaşına müdahale etmek için Türkiye’ye gönderildi. Şimdi de NATO AWACS erken uyarı uçakları Alman askerlerinin denetiminde gönderiliyor. Aynı zamanda savaştan kaçanları Avrupa’ya geçirmemesi karşılığında Erdoğan’a politik tavizler veriliyor. Türkiye’de mücadele eden yoldaşlarımız için şu an yapılabilecek en önemli şey oradaki gerçek durumu kamuoyuna anlatmaktır. Halk bunların çok azını öğreniyor. İşçi sınıfının durumu ve toplumsal mücadeleler konusunda bilgilendirmek dayanışmanın koşuludur. Almanya’daki solun Türkiye’de olan bitenlerin kendisi için de ne kadar önemli olduğunu kavramasının acilen görmesi gerektiği düşüncesindeyim. Orada NATO, AB, Almanya çatısı altında halka karşı savaş sürdürülüyor ve buna karşı başka ülkelerde görülmeyecek ölçüde bir direniş var. Bunun Almanya’da bilince çıkarılması büyük önem taşıyor.