Hükümete tepki büyüyor

Erdoğan ve hükümetin, barış talebiyle bildirge hazırlayan akademisyenlere karşı başlattığı cadı avına tepkiler büyürken, 610 profesör, doçent ve yardımcı doçentin imzasıyla ‚fikir ve ifade özgürlüğü‘ bildirisi hazırlandı.

Prof. Dr. Ayşe Buğra imzasıyla yayımlanan mesajda fikir ve ifade özgürlüğü ile ilgili, farklı üniversitelerden 610 profesör, doçent ve yardımcı doçent tarafından imzalanan yeni bir bildirinin duyurusu yapıldı.

Bildiride şu ifadelere yer verildi: „Biz aşağıda imzası olan akademisyenler, fikir ve ifade özgürlüğü ilkesine bağlıyız ve bu ilkenin akademik yaşamın temel unsuru olduğuna inanıyoruz. Bu temelde, ülkedeki çatışma ortamıyla ilgili kişisel değerlendirmelerimizden bağımsız olarak, siyasi iradenin ve YÖK’ün çok sayıda üniversite mensubunun imzaladığı “Bu suça ortak olmayacağız“ başlıklı bildiriye karşı gösterdiği tepkiyi yanlış ve kaygı verici buluyoruz.

İfade özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. Üniversite ve akademisyenin görevi akıl yürütme ve vicdan muhakemesi sonunda vardığı fikirleri toplumuyla paylaşmaktır. Fikrin eleştirilmesi demokrasinin, fikri ifade edenin cezalandırılması ise otoriterliğin niteliğidir. Akademisyenlerin ülke sorunlarıyla ilgili dile getirdikleri görüşlerinin siyasi irade tarafından cezalandırılmaya çalışılması, akademik özgürlüklere darbedir. Böyle darbeler herşeyden önce toplumsal gelişmeyi durdurur.Ülke demokrasisine verilecek en büyük zarar, fikri söylemek değil, fikri ifade ettirmemektir.“


 

 

Komşudan akademisyenlere destek

Türkiye’de akademisyenlerin, bölgede süren savaşa karşı yaptığı barış çağrısı yankı bulmaya devam ediyor. Dünyanın birçok yerinden Türkiye’de barış bildirisine imza attıkları için AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hedef haline getirilen akademisyenlere destek geliyor. İngiltere’den sonra son olarak Yunanistan’dan da akademisyenler bir açıklama yaparak barış isteyen akademisyenlere destek olduklarını açıkladı. Yunanistan Yüksek Öğrenim Akademisyenleri ve Araştırmacıları Federasyonu Yürütme Sekreterliği (POSDEP) ve Tarih Ve Toplumları Araştırma Kurumu (OMIK) da bir karar alarak kurumsal olarak Türkiye’deki akademisyenlerle dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Akademisyenlerin açıklamasında şu ifadeler yer aldı;
“Bilindiği gibi Ankara yönetimi uzun süredir Kürt halkına ve kendisine yönelen her
türlü muhalefete karşı büyük bir saldırı başlatmış bulunuyor. Barış, demokrasi ve özgürlük talep eden direniş seslerine ve Kürt hareketine karşı savaş başlatılmıştır. Yüzlerce kadın, çocuk, genç ve yaşlı katledilmişken hükümet operasyonların devam edeceğini açıklamaktadır.
Bu barbarlığa karşı çıkan 1300 akademisyen ortak bir bildiri yayınlayarak hükümetten
katliamın, tutuklamaların ve operasyonların hemen durdurulmasını talep etmiş, ayrıca suça ortak olmayacaklarını belirtmişlerdir. Bu onurlu tutum Erdoğan ve Türk hükümetinin gazabına uğramıştır. Erdoğan akademisyenleri “terörist” ilan etmiş, arkasından tutuklamalar ve üniversitelerden uzaklaştırmalar başlatılmıştır. Ancak linç girişimleri akademisyenleri terörize edememiş tersine imzalar 2000’i geçmiş ve giderek artmaya devam etmektedir. Gazeteciler, yayınevleri, sanatçılar ve geniş bir aydın kesimi devamlı olarak barış isteyen bir bildirinin altına imza atmak suçsa bu suçu işlemeye devam edeceğiz demektedirler.
Katliam ve operasyonlar hemen durdurulmalıdır. Akademisyenlere karşı başlatılan ceza içerikli bu saldırılar suçtur. Akademisyenleri ve düşüncelerini savunuyor ve onlarla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Akademisyenler yalnız değildir.”