Munzur’un asi oğlu Adil Gür’e dair

Adil Gür, 10 Ekim 2015'te Ankara'da katledildi.

Yetmişli yılların ilk yarısıydı. Köyden kente gelmiş, ortaokula devam ediyordum. Dersim, 1971 askeri faşist darbesinin vartasını yeni atlatmıştı. Esnaf olan amcamın evinde kalıyordum. Öğleye kadar okul, öğleden sonra dükkanda çalışıyordum. Kenti, insanları tanımaya başlamıştım. ’38 Katliamı“nda ortak kaderi paylaşanlar olarak ‚akrabalar‘ ilk tanıdıklarımdı. Adil’le böyle tanıştım. Kentin girişinde, karakolu geçtikten hemen sonra, sağ tarafta sıralanan tahta barakaların ilkinde, amcasının bakkalında, O da amcasına yardım ediyordu. Yaz günlerinde dışarıda kurulan sebze meyve tezgahı içeri taşınmadığından geceleri önünde nöbet tutulurdu. Barakanın hemen yanında büyükçe bir ağaç vardı. Adil, ağacın üzerine tahtını kurmuş yatağını sermişti. Geceleri tezgaha yöneleni, sesini kalınlaştırarak sert bir şekilde uyarırdı. İkinci gün, maceralarını gülerek anlatırdı. Yetimdi. Babasını erken kaybetmiş, çok yoksul bir ailedendi. Barakanın hemen karşındaki binanın birinci katında, öğretmenlerin örgütü TÖB-DER vardı. Yoğun politik tartışmalar yürütülüyordu. Yaşı küçük olanlar alınmıyordu. ‚Kaçak‘ gidip tartışmaları dinlerdik. Sokulmaması gereken eşyalar, Adil’in yanına bırakılırdı. 

Pansiyon işgali

Sonra Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği kuruldu. Adil ile aynı saflardaydık. Artık Dersim’de ‚dağ-taş Halkın Kurtuluşu kaynıyordu.‘ Geceleri bildiri dağıtmalar, duvar yazılamaları yapılıyordu. Boykotlar, forumlar, yürüyüşler, eylemler biribirini izliyordu. Kalan Lisesi’ne ait pansiyon kapatılmış, boş duruyordu. Yurtsever Devrimci Gençliğin hedefinde pansiyonu açıp, yoksul öğrencilerin hizmetine sunmak vardı. Bütün yasal yollar denendi. İdareciler açmak istemiyordu. YDG tarafından pansiyon işgal edilerek yoksul öğrencilerin hizmetine sunuldu ve Adil bu işgal eyleminde en ön saflardaydı.

„Köylüye Torak“

Gruplar halinde gece yazılamaya çıkılmıştı. Okulların, hastanenin ve YSE (şimdi Köy Hizmetleri) binasının bulunduğu bölgede, her taraftan görünen Kız Sanat Okulu’nun duvarına, büyük harflerle „Herkese İş, Köylüye Torak(!), Halka Hürriyet“ yazılmıştı. P harfi unutulmuş, ‚Toprak‘ yerine Kırmanciyede ‚çökelek‘ anlamına gelen ‚Torak‘ yazılmıştı. Rezil olmuştuk, düzeltmek için akşamı iple çekiyorduk. Adil, derin derin gülerek; „köylüler çökelek yemekten bıkmış, biz hala köylülere çökelek istiyoruz.“ diyordu.
Sonra Nisan 1979’da sıkıyönetim ilan edildi ve her eylem artık çatışmaya dönüşüyordu. Geceleri bildiri dağıtma, duvarlara slogan yazma işleri de daha zorlaşmıştı. Gece bekçilerinin sayısı artırılmış, askerler mahallelerde devriye geziyordu. Duvarlara yazı yazılırsa, bekçilere maaşlarından kesinti cezaları veriliyordu. Bir gece yazılamalar başarıyla tamamlanmış, sabaha doğru, kuytu köşelerde buluşmuştuk. Bekçilerden biri, olanlardan habersiz, günü kazasız belasız atlatmanın keyfiyle, kent merkezindeki karakola tekmil vermeye doğru gidiyordu. Adil, bir taraftan gülüyor, bir taraftan bekçinin yürüyüşünü taklit ederek „gitti maaşın yarısı, gitti maaşın yarısı“ diye gülüyordu. 
Adil en çetin işlerde en önde olanlardan biriydi…


Sonra 12 Eylül Darbesi…
Toplu tutuklamalar, işkenceler, ölümler… Karabasan gibi… Adil’i bir grup yoldaşı ile birlikte tutukladılar. Öğretmen Okulu ve Ziraat Okulu’na elkoyan devlet, bu okulların spor salonlarını, sistematik işkence alanları olarak kullanıyordu. Günlerce buralarda, çok ağır işkencelere maruz kaldılar. GKB’li Adil’den bir tek laf alamadılar. Başka bir yol denediler. İşkencehaneden alıp araziye götürdüler. „Madem konuşmuyorsun, seni arazide infaz edeceğiz. ‚Arazide silahların yerini göstermeye giderken, kaçtı, biz de vurduk‘ deriz.“ dediler. Bir yoldaşı ile birlikte, Munzur ırmağının kenarına götürüldüler. Kumu kazdırdılar, mezar gibi. GKB’li Adil’i kuma gömdüler. İyiyi oynayan işkenceci öne fırladı. „Yazıktır, gençtir, bağışlayın, şimdi konuşur“ dedi. Adil konuşacak bir şeyinin olmadığını söyledi. İşkencecibaşı silahı kafasına dayadı. „Tamam anladık, konuşmayacaksın! Seni infaz edeceğim! Son sözünü söyle!“
Adil, Munzur’un sesini duyuyordu. Munzur, ağır heybetiyle akıyordu. ’38’de olduğu gibi sanki kanlı akıyordu. Coşkundu, asiydi. „Son sözüm“ dedi Adil, kesik kesik; „Bir tek abim var, ona selam söyleyin!“


İşkenceciler bir daha yenilmişti…
Sonra ülke çapında alınan yenilgi, moral bozukluğu, kara zulüm, durağanlık yılları…
Adil, işçileşti, kendini işe verdi: Boyacılık, inşaat işçiliği, bir inşaat firması ile İsrail’e gidiş ve dönüş. İsrail’e ikinci gidişinde vize vermediler. Muğla’dan İsrail’e giden bir gemiye vizesiz bindi. İsrail polisi Adil’i yakalayarak özel sorguya aldı. Türk polisi sicil bilgisini İsrail’in hizmetine sundu. Akıl almaz işkenceler uyguladılar. Türkiye’ye teslim edildiğinde, artık ruh sağlığı kalmamıştı. 
Tedavi için arkadaşları Almanya’ya gönderdiler. Tedavi oldu, Alman Demir Yolları’nda, Düren şehrinde işe başladı. Evlendi, kızlarını çok seviyordu. Köln DİDF derneğine üyeydi. Çalışmadığı zaman, sağlık sorunlarına rağmen, ulaşabildiği bütün eylemlere koştu. İşçi eylemleri, Avrupa çapında yapılan merkezi eylemler, geceler, kültürel etkinlikler, Türkiye ve Kürdistan ile dayanışma eylemlerine kadar. Örgütü nerede ise, Adil oradaydı. En son 20 Haziran 2015’de Dortmund’daki DİDF Festivali‘nde görüştüğümüzde; „İsrail’in kafama yerleştirdiği chip hala duruyor.“ dedi. “ Yerini söyle, hemen çıkarayım.“ dediğimde, yine derin derin gülerek uzaklaştı.
Buraya alışamamıştı, gençlik dönemindeki samimiyeti, yoldaşlığı, bağlılığı, dayanışmayı, devrimci özü arıyordu. Eski arkadaşlardan bir kısmına, örgüte karşı tavırlarından dolayı çok kızıyordu. Mücadeleyi terk etmelerine kızıyordu.

Emekli oldu, memleketine gitti.
Acı ve mücadeleyle yoğrulmuş yaşamı, 10 Ekim 2015’de, Ankara’da gerçekleştirilen katliamda sona erdi. Ancak, bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm için mücadele sürmeye devam edecek. 
Güle güle Munzur’un asi oğlu.

Hıdır Güyıldar