HEDEFTE SADECE SIĞINMACILAR YOK!

Almanya’da son bir kaç aydır sığınmacılara karşı alınan kararlar, atılan adımlar adeta “paranoya” düzeyine ulaştı. Aşırı endişe ve korkuyu körükleme üzerine ortaya çıkan “mantıksız davranışlar”ın sayısı hızla artıyor. Sığınmacılara yüzme havuzu yasağından sığınmacıların üzerindeki paraya el konulmasına kadar uzanan uygulamalar işin vardığı boyutu gösteriyor.

Avrupa ülkelerinde sığınmacılar üzerinden sürdürülen politikalar, alınan önlemler histeri düzeyine ulaştı. Bir çok ülkede sığınmacılara yönelik alınan ya da alınması planlanan düzenlemeler, terör korkusu ve endişesi üzerine çoğunluk toplumunun sığınmacılara karşı paranoyaya çekilmek istendiğini gösteriyor.

Bu konuda en dikkat çeken gelişmelerin yaşandığı ülkelerin başında, en çok sığınmacının ulaştığı ülke Almanya geliyor. Yılbaşında Köln Merkez Tren Garı çevresinde, Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinden geldiği ileri sürülen 1000 kadar kişinin Alman kadınlarını taciz ve tecavüz ettiği yönünde yapılan propagandanın önemli bir bölümünün asılsız olduğu ortaya çıktı. Ancak bu propaganda üzerinden Alman halkı arasında, özel olarak sığınmacılara, genel olarak göçmenlere karşı önyargılar körüklendi.

Bununla yetinilmedi, karnaval öncesinde Köln’de büyük bir panik havası yaratıldı. İnşaat malzemeleri satan bir mağazada bir kişinin kimyasal madde satın aldığı ve bunu karnavalda patlayıcı olarak kullanacağı ihbarı üzerine polis harekete geçti. Dört gün boyunca başta Köln’deki yerel basın olmak üzere, Almanya genelinde göçmen olduğu halinden belli bir kişinin fotoğrafı basına servis edildi.

Korku ve endişe üzerinden gelişen bu paranoya üzerinden Köln halkı arasında tedirginlik yaratıldı ve karnaval etkinliklerinin iptal edileceği propaganda edildi. Ancak, dört gün sonra kimyasal maddeleri satın alan kişi polise giderek teslim oldu. Ve anlaşıldı ki kimyasal madde temizlik için satın alınmış.

HÜKÜMET DURUMDAN VAZİFE ÇIKARDI

Yılbaşı olayları üzerinden yaratılan korkuyu fırsat bilen hükümet önce küçük suçlara karışan sığınmacıların sınırdışı edilmesini kolaylaştıran bir düzenlemeyi karar altına aldı. Bununla yetinmeyen koalisyon partileri bu kez sığınmacıların aile birleşimine sınırlama getirdi. Buna göre, Almanya’da kalma hakkı verilen mülteciler aile birleşiminden iki yıl süreyle yararlanamayacak. Sayısı 400 bin olan Suriyeli mültecilerin eşlerini ve çocuklarını getirmelerini kısıtlamak isteyen koalisyon ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisi, Suriyeli sığınmacılara iki yıllık sınır getirilmesini, koalisyon ortakları CDU ve SPD ise sınırın bir yıl olmasını istiyordu. “Koalisyon Zirvesi”nde küçük ortak CSU’nun dediği oldu.

Zirvede, mültecilerin katılmak zorunda oldukları Almanca ve uyum kursuna 10 Euro’luk maddi katkı yapacak olmalarının yanı sıra, alınan bir diğer karar ülke genelinde üç ile beş arasında kabul merkezinin kurulması oldu.

Böylece Almanya’da hükümet Köln’deki olayın ardından sığınmacılar üzerinden sürdürülen tartışmaları fırsat bilerek var olan haklarda önemli kısıtlamalara gitti.

FAŞİZMİ ARATMAYAN UYGULAMALAR

Sığınmacılara yönelik sürdürülen propaganda ve bu propaganda üzerinden çoğunluk toplumunda yaratılan paranoya o dereceye vardırıldı ki, Hitler faşizmi öncesi Yahudilere reva görülen uygulamaların benzerini gündeme getirdi. Örneğin Almanya’nın Bonn kenti yakınlarındaki Bornheim’de erkek sığınmacıların yüzme havuzlarına gitmesi bir süreliğine yasaklandı. Ardından başka kentler de bunu gündeme getirdi. Bir önemli adım da, sığınmacıların üzerindeki para ve zihniyet eşyalarının alınması talebi oldu. Almanya’nın Baden-Württemberg ve Bavyera eyaletleri tarafından gündeme getirilen bu öneri şu anda Danimarka’da uygulanıyor. Sığınmacıların üzerinde bulunan paranın 1340 Euro’nun (10 bin Kron) üzerindeki miktarına el koymayı karar altına alan Danimarka, aile birleşim hakkına da sınırlama getirdi. Buna göre sığınma başvurusu kabul edilenler ancak üç yıl sonra ailelerini yanlarına getirebilecekler.

SIĞINMACILAR ÜZERİNDEN GERİCİLİK GÜÇLENDİRİLİYOR

Almanya’dan başlayarak Avrupa’nın değişik ülkelerinde gündeme gelen benzer uygulama ve kısıtlamalar, özellikle sığınma hakkını ortadan kaldırmak için atılan adımların önemini anlaşılır kılıyor. Sığınmacılar üzerinden çoğunluk toplum arasında yaratılan histerik durum, bir taraftan var olan hükümetlerin daha gerici politikalar izlemesine, diğer taraftan sağcı-faşist partilerin güçlenmesine yol açıyor. Almanya’da sığınmacıları hedefe koyan Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oyunun son tartışmalarla birlikte yüzde 10’a kadar çıktığı tahmin ediliyor. Sığınmacılar üzerinden sürdürülen düşmanca propagandanın oy getirdiğini gören AfD yöneticileri, dozajı artırarak Alman polisinin sınırlarda sığınmacılara silah kullanarak ateş etmesini dahi istediler. AfD Genel Başkanı Frauke Petry, Mannheimer Morgenpost gazetesine yaptığı açıklamada bu düşüncesini açık olarak dile getirdi. Ardından yardımcısı Beatrix von Storch, silahın sığınmacıların çocuklarına yönelik olarak kullanılması gerektiğini söyledi. Açıktan şiddet içerikli sığınmacı düşmanı bu açıklamalar haliyle geniş tepki de topladı.

Ancak ülkedeki gericileşme sadece AfD’nin yükselişiyle kendisini göstermiyor. Yaz aylarında kapıların sığınmacılara açılmasını isteyen Başbakan Angela Merkel, partisi içinde değişik çevreler tarafından yoğun eleştirilere tabi tutuluyor.

Koalisyon ortağı SPD’de de sığınmacılara yönelik açıklamalar arttı. Hatta Essen’de SPD örgütü sığınmacılara ait bir yurdun önünde eylem yapma izni dahi aldı. Ancak daha sonra iptal etti. Sol Parti Meclis Grubu Eşbaşkanı Sahra Wagenknecht de “misafirlik hakkı”nı ihlal edenlere müsamaha edilmemesini istedi.

Sağdan ve soldan yapılan açıklamalara, alınan tutumlara bakıldığında, özellikle Köln’deki yılbaşı olayından bu yana sığınmacılara karşı düşmanlık dozunun arttığı ve bunun daha geniş kesimleri içine alarak yayıldığı görülüyor.

Yaratılan bu gerici havanın dağıtılması için ’sol‘, ilerici örgütler cephesinde ise atılan fazla adım yok. Tersine, bazı Avrupa ülkelerinde sol, sosyal demokrat partiler de mevcut kısıtlama politikalarının altına imza atarak kendi cephelerinden sürece katkı sunuyorlar. Bu nedenle, sığınmacılar üzerinden yaratılmak istenen gericiliğe, temel bir insan hakkı olan sığınma hakkının kısıtlanmasına karşı geniş bir hareketin oluşması kaçınılmaz görünüyor. Bu temelde güçlü bir adım atılmadığı takdirde, yaz aylarında sığınmacılara uzanan dostluk ve dayanışma duyguları da bir süre sonra daha cılızlaşabilir. Bu nedenle, mülteciliğin nedenleri ve mültecilerin geldiği ülkelerde uğradıkları baskı ve ayrımcılığı sorgulayan, mahkum eden dayanışma tutumunun güçlenip yaygınlaştırılmasına büyük ihtiyaç olduğu görülüyor. (YH)

Sığınma Paketi II’de neler var?

  • Koalisyon partileri zirvesinde alınan kararların başında, Suriye başta olmak üzere değişik ülkelerden gelen sığınmacıların aile birleşiminin iki yıl boyunca yasaklanması yer alıyor. İki yıldan sonra ise gelir durumu, entegrasyon, Almanca öğrenme gibi koşullara bakılarak aile birleşimine izin verilecek.
  • Federal Hükümet tarafından varılan uzlaşmaya göre sınırdışılar hızlandırıyor. Buna göre gerçekten seyahat engeli olmayan sığınmacıların dışındakiler sınırdışı edilecek.
  • Sığınmacılar ilk ilticaya başvurusu yaptıkları yerlerden ayrılamayacak.
  • Uyum ve entegrasyon kursları için ayda 10 Euro ödeyecekler.
  • Tunus, Fas, Cezayir “güvenli ülkeler” olarak ilan edildi. Federal Konsey’in onayı ile bu ülkelerden gelenler geri gönderilecek.

Sığınmacılara yönelik saldırılar arttı

Almanya’da sermaye partileri ve basını sığınmacıları hedefe koyarak suçlu göstermeye çalışırken, sığınmacılara yönelik saldırılar da rekor düzeye ulaştı. Federal İstatistik Dairesi tarafından yapılan açıklamaya göre, 2015 yılında mülteci yurtlarına yönelik saldırılar 1005’e ulaştı. Bu rakam bir önceki yıla göre beş kat artış anlamına geliyor. Söz konusu saldırılar arasında, mülteci yurtlarının kundaklanmasından, binaların duvarlarına nefret söylemleri ve gamalı haç işareti çizilmesine kadar değişik türde saldırılar bulunuyor.

En fazla sayıda sığınmacı kabul eden Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti, mülteci yurtlarına dönük saldırılarda da başı çekiyor. 2015 yılında mülteci yurtlarını hedef alan 214 saldırı kayıtlara geçti. Bu bir önceki yıla kıyasla neredeyse sekiz kat dolayında bir artış olduğu anlamına geliyor.

Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, göçmenlere yönelik suçlarla kararlı bir şekilde mücadele edileceğini belirtti. Bakan, mülteci yurtlarına dönük saldırıların bu denli artmış olmasının ‚kabul edilemez‘ olduğunu söyledi. ARD kanalında konuşan De Maiziere, endişe ve eleştirilere anlayış gösterdiğini, fakat şiddet olaylarının bu anlayış konusunda sınır oluşturduğunu ifade etti. (Köln YH)