AB’yi demokratikleştirme hayali

Yunanistan’da 25 Ocak 2015’te yapılan erken genel seçimlerden sonra kurulan birinci SYRIZA Hükümeti’nde maliye bakanı olarak görev yapan, AB ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) yöneticileriyle yaptığı sert tartışmalarda dikkatleri üzerine çeken Yanis Varoufakis, 5 Temmuz’da yapılan referandumdan sonra Çipras tarafından yeniden kabineye alınmamıştı. Varoufakis, 8 Şubat’ta Berlin’de kuruluşunu ilan ettiği DiEM25 hareketiyle AB’yi demokratikleştireceğini ileri sürüyor. Peki bu mümkün mü?

 Ekonomi profesörü olan Yanis Varoufakis, Yunanistan’ın borç krizinden çıkmak için AB Konseyi, Euro Grubu, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble ile yaptığı sert ve çetin pazarlıklarla dikkati çekmişti. Kravat takmayan, makam arabası yerine motosiklet kullanan, sıradan burjuva politikacılar için belirlenen tarife uymayan Varoufakis, görevde bulunduğu beş ay boyunca AB kurumlarıyla yürüttüğü uzlaşmaz pazarlıklarla adından söz ettirmiş, pek çok çevrenin de sempatisini kazanmıştı.

Yunanistan’ın aşamalı olarak Euro Bölgesi’nin dışına çıkarılması gerektiğini savunan, bu yüzden de pazarlıklarda AB’nin dayatmaları karşısında direnmeye çalışan Varoufakis, 5 Temmuz 2015’te Yunanistan’da yapılan referandumdan hemen sonra Başbakan Alexis Çipras tarafından azledilmişti. Varoufakis, yapılan referandumda AB’nin dayatmalarına yüzde 60 oranla karşı oy kullanan halkın dediğine kulak verilmesini istemiş ve bunu dinlemeyen Çipras’ı eleştirerek, bu koşullarda AB ile pazarlıklara katılmayacağını açıklamıştı.

Görevde bulunduğu yaklaşık beş ay boyunca AB ve kurumlarının Yunanistan Hükümetini nasıl rencide ettiğini, tekellerin çıkarlarına ne türden dayatmaların yapıldığı bizzat yaşayarak gören Varoufakis, 8 Şubat’ta pek çok bakımdan anti-demokratik olduğu bilinen AB’yi demokratikleştirmek için bir hareket başlattı.

Berlin’de Volksbühne’de, basının yoğun ilgisi altında ilan edilen Avrupa Demokrasi Hareketi 2025’in („Democracy in Europe Movement 2025 – DiEM25) temel hedefi, “Avrupa’nın demokratikleştirilmesi” olarak belirlenmiş.

 

MANİFESTODA NELER VAR?

Varoufakis tarafından açıklanan “Avrupa’nın demokratikleşmesi için bir manifesto” başlığıyla yayınlanan DiEM25’in kuruluş bildirisi, “Avrupa’nın egemenleri dünya çapında göç ve sığınmayla baş etmede rekabet gücü yüksek olmalarına rağmen, onları bir tek gerçek korku takip ediyor: Demokrasi. Demokrasiyi pratikte sadece inkar etmek ve baskı altında tutmak için ilgileniyorlar”[1] deniliyor.

AB’nin “Brüksel bürokrasisi” ve 10 bin kadar lobiciden, askeri müdahale gücünden, Troika’dan, atanan teknokratlardan oluştuğu; en güçlü kurum olan “Eurogruppe”nin yasal bir statüsünün olmadığı.. gibi pek çok uygulamaya değiniliyor ve bunların hiç birisinin demokratik olmadığına haklı olarak işaret ediliyor.

Ardından AB’nin farklı dillerden, uluslardan insanları bir çatı altında bir araya getirdiği, barışı sağladığı, uzun süre katliamcı şovenizmin, ırkçılığın ve barbarlığın hakim olduğu kıta genelinde ortak insan hakları kriterlerinin hayata geçirilmesini sağladığı belirtiliyor.

Geçmişte olanlar ve bugün yapılanlar anlatılıyor.

Bunların çoğu elbette sır değil. Ama, geniş kitleler için “sır” olan AB’nin özüne dair ise, DiEM25’in manifestosunda hiç bir şey yer almıyor.

Avrupa Demir ve Çelik Birliği’nden başlayan ve değişik aşamalardan geçerek bugüne kadar ulaşan AB ve önceli kurumların tümünün birleştiği en önemli noktaların başında sola, emekçilere karşı bir birlik olmasıdır.

1950’li yıllarda baş göstermeye başlayan “soğuk savaş”ta, Batı Avrupa ülkelerinin ABD’nin kanatları altında birleşmesi ve SSCB’ye karşı bir güç oluşturması amacıyla kurulmuş. Ve asıl olarak hem geniş iç pazar hem de dış pazarlar açısından Avrupa’daki sermayenin çıkarlarını korumayı kuruluş ilkelerinin başına yazmış.

Gerçek bu olduğu halde serbest dolaşım, istenilen ülkede çalışma, ikamet etme başta olmak üzere “Birleşik Avrupa” için atılan bazı sembolik adımlar, görünürde AB’nin dominant ülkelerin çıkarlarının geçerli olduğu bir birlikten çok “halkların birliği” olduğu yanılsamasını yarattı ve bu yanılmasa halen de güçlü şekilde varlığını sürdürüyor.

Varoufakis tarafından ilan edilen “manifesto”da da bu yanılsama belirgin şekilde hissediliyor.

Hal böyle olunca geriye bir tek, aksayan “demokrasi”nin giderilmesi, AB’nin demokrasi ayakları üzerine oturması kalıyor. İşte, Varoufakis’in başını çektiği, Almanya’dan Oskar Lafontaine (Sol Parti), Fransa’dan Jean-Luc Mélenchon (Sol Parti), İspanya’dan Miguel Urban’ın (Podemos) destek verdiği DiEM25, „AB’yi demokratikleştirme” iddiasıyla yola çıkıyor. Hem de özüne hiç dokunmadan…

Bu nedenle, “Hareketin temel felsefesi, tekellerin çıkarlarına göre şekillendirilen AB’yi yıkmak değil, demokratikleştirmek.”[2] olarak ortaya konuyor.

Nasıl demokratikleşeceği ise günümüzün modasına uygun araçlar ve yöntemler belirlenmiş: İnternet üzerinden örgütlenme ve AB’nin faaliyetlerinin İnternet üzerinden denetlenmesi…

Neues Deutschland’daki uzun bir röportajında Varoufakis, hareketin polit bürosunun, merkez komitesinin olmayacağını, İnternet üzerinden değişik ülkelerde yaşayan ve birbiriyle bağlantı kuran ağların toplamı olacağını söylüyor. AB’nin demokratikleştirilmesinden, AB Konseyi ve Euro Grubu toplantılarının İnternetten canlı yayınlanmasını, Transatlantik Yatırım ve Ticaret Anlaşması (TTIP) gibi anlaşmaların gizli belgelerin en kısa zamanda yayınlanmasını anlıyor DiEM25.

Geniş kitleler AB’nin demokratik olmadığının farkında. Çünkü son yıllarda özellikle krizin yaşadığı Yunanistan gibi ülkelerde, mevcut AB’nin emekçi sınıflara yarardan çok zarar getirdiği defalarca dile getirildi. Keza, Brüksel’de hazırlanan ve tek tek ülkelere dayatılan programların Yunanistan başta olmak üzere pek çok ülkede nasıl sonuçlara yol açtığı biliniyor.

Bugün, Avrupa’da yükselen sağ hareketlerin önemli bir bölümünün hedefinde doğrudan AB var. Ancak, “Avrupa solu” halkların, emekçilerin değil, tekelci sermayenin çıkarlarının koruyucu AB’ye açıktan karşı çıkmanın cesaretini kendisinde bir türlü göremiyor. Bunun elbette ideolojik nedenleri bulunuyor.

Açıktır ki; “Avrupa solu” mevcut baskıcı AB’ye demokratikleştirmekten vazgeçip, açıktan karşı almadıkça, AB karşıtlığı sağcıların işine yaramaya devam edecek.

Yücel Özdemir

[1]  http://diem25.org/de/

[2]  Neues Deutschland, 06.20.2016