Avrupa’nın karanlık yanı

Son yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde “sağ popülist”, milliyetçi ve ırkçı akımlar güç kazandı. Güç toplamaları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de kullanıldığı konular genellikle aynı. AB ülkelerine baktığımızda sağ hareketlerin durumu şu şekilde görünüyor:

 

ALMANYA: Almanya’da, faşist hareketler İkinci Dünya Savaşı’dan bugüne kadar genellikle küçük-marjinal gruplar halinde varlığını sürdürdü. Ancak ülke genelinde birleşmeleri, güç oluşturmaları pek mümkün olmadı. Denilebilir ki, uzun yıllardır ülkede ekonomik-sosyal sorunlar, göçmenler ve İslam üzerinden sürdürülen ırkçı propaganda, gelinen aşamada Almanya için Alternatif (AfD) partisinde toplanmış görünüyor. 2013’den bu yana yükseliş içinde olan bu “yeni sağ” parti, 2015’in yaz aylarından bu yana sığınmacılar üzerinden sürdürülen tartışmaların etkisiyle oylarını, kamuoyu yoklamalarına göre, yüzde 10’un üzerine çıkardı.

6 Şubat 2013’te kurulan AfD, asıl olarak “Euro krizi” olarak bilinen Güney Avrupa ülkelerinin içine düştüğü borç krizi ve buna bağlı geniş kesimler içinde başlayan gelecek korkusu ve endişesine bağlı yaşanan siyasi gelişmeler sırasında Alman ulusal sermayesinin çıkarlarını radikal şekilde savunma adına ortaya çıkmıştı. Kurulduktan 8 ay sonra katıldığı genel seçimlerde yüzde 5 barajını az bir oyla kaçırarak, yüzde 4.7 oy aldı.
Parti Temmuz 2015’te iç tartışmalar nedeniyle ikiye bölündü. Partinin ilk kurucuları olan “milliyetçi burjuva” çizgideki akademisyenler ve Alman İşverenler Birliği eski Başkanı Olaf Henkel, partinin “radikal milliyetçi” çizgiye çekilmesine karşı çıktılar. Essen’de yapılan kongrede bu kanat seçimleri kaybederken, partiden de ayrılmaya karar verdi. Ayrılmaya neden olarak AfD’nin “Koyun postundaki NPD” olduğunu gösterdiler. Gerçekten de, eski-yeni pek çok Neonazi, yeni örgütlenen AfD’nin içine girerek çalışmaya başladı.

Bu nedenle AfD’den geriye kalan ve partinin yüzde 60’ını oluşturan “milliyetçi muhafazakarlar” zaman içinde söylemlerini de radikalleştirerek, açıktan ırkçı-faşist bir çizgiye geldiler.

Yapılan anketlere göre, ülke genelindeki oy aranı 2015 sonu itibarıyla yüzde 12’ye kadar çıkmış bulunuyor. Yani, 2017’deki genel seçimlerde parlamentoya girme şansı oldukça yüksek. Bu da, Almanya’daki siyasi dengelerin yeniden düzenlenmesi anlamına geliyor.

 

FRANSA: 2015’te iki büyük terör saldırısının yaşandığı Fransa’da Front National (Ulusal Cephe – FN) uzun zamandır varlığını sürdürüyor. FN, en büyük sıçramayı 2014’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yaparak yüzde 24,8 oy aldı. 6 Aralık 2015’te yapılan bölge seçimlerinde görüldü. Seçimlerden yüzde 28 ile birinci çıkan NF önemli bir yükseliş gösterse de, ikinci sıradaki Cumhuriyetçiler de pek çok konuda NF’un söylemlerini başka bir şekilde formüle ederek gündeme getiriyorlar. Her iki parti arasındaki söylem farkı çok da büyük değil.

Terör saldırılarının yarattığı korku, İslam, işsizlik, yoksulluk, göçmenler, sığınmacılar, AB karşıtlığı üzerinden yaptığı propagandayla yükselişe geçen NF’nin, aynı başarıyı önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sağlayacağı dile getiriliyor.

 

AVUSTURYA: Irkçı-faşist partilerin ilk yükselişe geçerek, hükümet ortağı olduğu ülkelerin başında geliyor. 2000’de Jörg Haider’in başkanlığını yaptığı Özgürlük Partisi (FPÖ) yüzde 26.9 oy alarak Avrupa’da geniş yankı yaratmıştı. FPÖ, 15 yıldır bölünmesine rağmen oy oranını korumaya devam ediyor. Son anketlere göre oyu halen yüzde 20. İslam ve göçmen düşmanlığı partinin başlıca politikası. Muhafazakar Halk Partisi’nin (ÖVP) oy oranı 2013’teki genel seçimlerde yüzde 24’e düşmüştü.

 

HOLLANDA: Geert Wilders’in liderliğini yaptığı Özgürlük Partisi (PVV), yıllardır Hollanda’da İslam düşmanlığı temelinde ırkçılık yapıyor. Kuran karşıtı yaptığı provokasyonlarla tanınan Wilders’in partisi 2006’daki genel seçimlerde yüzde 5.9 oy alırken, daha sonra oy oranını yüzde 15.5’e çıkardı. Halen Hollanda’daki üçüncü büyük parti durumunda olan PVV, muhafazakarların öncülüğünde 2010-2012’de kurulan hükümeti dışarıdan desteklemişti. PVV’nin 2017’in mart ayında yapılacak genel seçimlerde birinci çıkması bekleniyor.

 

YUNANİSTAN: Faşist Altın Şafak Partisi Ocak 2015’te aldığı yüzde 6.2 oyla meclise 17 milletvekili gönderdi. Eylül 2015’te yapılan erken seçimlerde sandalye sayısını bir artırdı. Yöneticilerinin açıktan ırkçı olduğu bu parti, özellikle sığınmacılara ve azınlıklara karşı yoğun propaganda yapıyor. Ayrıca ülkede koalisyon ortağı “Bağımsız Yunanlar” başta olmak üzere başka ırkçı partiler de bulunuyor.

 

İSVİÇRE: Uzun zamandan beri milyoner Christopf Blocher’in arkasında olduğu milliyetçi-muhafazakar İsviçre Halk Partisi (SVP) önemli bir güç. 18 Eylül 2015’te yapılan genel seçimlerde yüzde 29.4 alarak birinci parti olan SVP, Balkanlar üzerinden gelen sığınmacılara karşı düşmanca bir propaganda yürüttü. Seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Sosyal Demokrat Parti’nin (SP) yüzde 18 oy alması, geleneksel sistem partileriyle SVP arasında oy farkının büyüdüğünü gösteriyor. Sınırların yabancılara kapatılmasını, AB ile ilişkilere mesafe konulmasını savunan SVP, aynı zamanda son yıllarda İslam düşmanlığı üzerinden yoğun bir propaganda yürütüyor.

 

DANİMARKA: 2009’da yüzde 14,8 oy alan sağcı Halk Partisi (DF), 18 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde yüzde 21,1’le ikinci büyük parti oldu. Bu nedenle ülkedeki politikaların belirlenmesinde önemli rolü bulunuyor. DF tarafından Müslümanlara, sığınmacılara ve AB’ye yönelik yapılan eleştiriler diğer partiler üzerinde de etki yaratmış durumda. 2015’in yaz aylarından itibaren sınır kontrollerinin başlatıldığı Danimarka’da, DF’nin sığınmacılara karşı insanlık düşmanı politikaların hayata geçirilmesinde önemli rolü bulunuyor.

 

İSVEÇ: 1988’de kurulan faşist İsveç Demokratları (SD), uzun bir süre varlık gösteremedi. Ancak, ilk olarak 2010’da ülke genelinde yüzde 4 barajını aşarak meclise 20 milletvekili gönderdi. 2014’te yapılan genel seçimlerde oylarını iki kattan fazla artırarak yüzde 12.9’a çıkardı ve meclise bu kez 49 milletvekili gönderdi. “Sığınmacı krizi” ile birlikte ırkçı politikalarına hız veren SD’nin oy oranının son anketlerde yüzde 20 civarına ulaştığı tahmin ediliyor. Muhafazakar Moderata partisinin oy oranını aşağıya çekmiş. İsveç de, Kasım 2015’te sınır kontrollerine başlamıştı.

 

DİĞER ÜLKELERDE DURUM

Sağ popülist, milliyetçi, faşist parti ve akımlar Finlandiya (Gerçek Finler), İtalya (Liga Nord), Belçika (Vlaams Belange). Bulgaristan (Attacke), Estonya (Muhafazakar Halk Partisi), İngiltere (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi – UKIP), Letonya (Ulusal Birlik), Litvanya (Düzen ve Adalet Partisi-TT), Romanya (Büyük Romanya Partisi – PRM), Slovakya (Milliyetçi Parti) gibi bütün Avrupa ülkelerinde önceki döneme göre yükseliş içinde.

Yunanistan üzerinden Avrupa’ya yüzbinlerce sığınmacının ulaşmasıyla birlikte bu gerici politikalar sadece ırkçı partileri değil, aynı zamanda yerleşik düzen partilerini de içine alarak genişledi. Slovakya’da hükümetteki sosyal demokratlar da açıktan Müslüman sığınmacı istemediklerini ilan ettiler ve ülkenin Hıristiyan kalmaya devam edeceğini propaganda ederek halk arasında korku ve endişeleri körüklediler.

Benzer bir durum Çek Cumhuriyeti’nde de ortaya çıktı. Göçmenlerin yaşamadığı AB üyesi Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinde aşırı-sağcı, anti-komünist hareketler çoktan batı tarafından Rusya’ya karşı destekleniyor. Bu ülkelerdeki gericilik, Batı Avrupa’ya göre çok daha sistemle bütünleşmiş durumda.

Macaristan ve Polonya’da yaşananlar ise ayrı bir özellik taşıyor. Bir çok ülkede sağ popülist ve faşist akımlar, güç toplamaya, iktidara gelmeye çalışırken, Polonya ve Macaristan’da bu görüşleri savunan partiler yönetimi elinde bulunduruyor ve ülkenin idaresini kendi ideolojisine göre düzenleyerek otoriter bir karakter kazandırdı. (YH)