Roger Willemsen’in ardından

Arkadaşları Roger Willemsen’in ölümünün ardından; ‚Her yere erken giderdi. Saat 14.00’te çekim varsa O, saat 13.00’te oradaydı. Röportaj yapacağı kişiyle 18.00’de buluşması gerekiyorsa,  en geç saat 17.30’da randevu yerindeydi. Ölüme de erken gitti.‘ dediler.

Almanya’nın çok zoru başaran namuslu bir aydını Roger Willemsen, 60 yaşında hayata gözlerini kapadı. Evet çok zoru başarmıştı; entelektüelliği marjinallikten kurtarmış, popüler bir entelektüel olmuştu, hem de düşüncelerinden, eyleminden taviz vermeden.

Kitaplarını yayınlayan S. Fischer Verlag, ölümünü ‚ İnsanlık mücadelesinin olağanüstü aydınını kaybettik‘ olarak duyurdu. Abartı mıydı? Kör ölmüş badem gözlü mü olmuştu? Hayır!  Willemsen, Birleşmiş Milletler Mülteci Yardımı adına ülkeleri dolaşmış, Guantanamo’yu ziyaret etmiş, Afganistan’da ‚her biri en azından bir kişiyi öldürmüş‘ erkek ellerini sıkmış, travmalarını izlemişti. Kaestner’in Hayvanlar Karnavalı’nı tiyatroya uyarlamış, bir orkestrayı yönetmiş, kabare yapmış, sırası geldiğinde Heidi Klumm’u sorularıyla sıkıştırmış, sırası geldiğinde Arafat’a eleştiri içeren övgüde bulunmuştu.

Hep içtendi, ister kabare, ister belgesel, ister röportaj yapsın seyrederken ‚işte kendisi‘ dedirtecek kadar içten ve yürekli. Zeki, sempatik, aşağılamadan eleştiren, en zor konuyu bile en basit cümlelerle anlatabilen. Popülistlik yapmadan popüler olan bir entelektüel. Almanya’da zor bulunanlardan…

 

NİTELİKSİZ ADAM’DAN POPÜLER ENTELLEKTÜELE

Edebiyat Bilimleri okumuştu. Doktorasını Robert Musil üzerine yaptı. Musil, onun için araştırılması, öğrenilmesi ve mümkünse entelektüel olarak örnek alınması gereken biriydi.  Musil, ‚Niteliksiz Adam‘ adlı romanıyla modern romanın temel taşlarından birini ortaya çıkarmış ve Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılmış biriydi. Romanında, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtmış, dünya edebiyatına anıt bir roman bırakmıştı.

Willemsen, ’niteliksiz adamlar‘ yaygınlaşmasın diye başladığı gazetecilik hayatında ilk olarak ZDF televizyonunda sohbet programları gerçekleştirmiş, 90’lı yıllarda özel televizyonlar yaygınlaştığında değişik kanallarda röportaj ve sohbet programlarını sürdürmüştü.

Willemsen’i televizyon tarihine geçiren röportajı 1995 yılında gerçekleşti. O yıl yayına başlayan Focus dergisinin şefi Helmut Markwort’la yaptığı 13 dakikalık röportajda derginin sloganı olan ‚fakten, fakten, fakten/gerçekler, gerçekler, gerçekler’in ne kadar sahte olduğunu dergiden verdiği örneklerle deşifre etmiş, Markwort’un kibarca kulağını çekmişti. Bu, röportaj daha sonra gazetecilik okullarında örnek röportaj olarak yerini aldı.

İsteseydi televizyonların en yüksek parayı alan, en iyi saatte programı yayınlanan ‚yıldızı‘ olabilirdi. Teklifleri kabul etmedi. Televizyon onun için pek de olduğu gibi olabileceği yer değildi. kendi deyimiyle ‚epey‘ aptalcaydı. Diğer yandan biliyordu ki, doğru düşüncelerini en fazla insana ulaştırabileceği tek araç  televizyondu. Şimdiki ana akım televizyon ve gazetelerle doğru düşünceler, gerçekler yaygınlaştırılabilir miydi? Televizyon patronları buna izin verir miydi? Bu sorunun cevabını 2002 yılında Junge Welt gazetesinde verdi: ‚Gerçekleri kamuoyuna anlatabilmek ve dinlenir hale gelmek için yapılacak şey Karl Marx’ın söylediğidir: Üretim araçlarını elinize geçirin!‘

Almanya, zoru başaran, gerçekleri yenilir yutulur, anlaşılır şekilde sunan bir aydınını çok genç yaşta, 60 yaşında, yitirdi. Arkadaşlarının dediği gibi ölüme de erken gitti.

Semra Çelik