Avrupa’da sağ neden yükseliyor?

Avrupa’nın değişik ülkelerinde aynı konuları kullanan sağ popülist hareketlerin güç toplaması doğrudan ekonomik-sosyal sorunlarla bağlantılı. Göçmenleri, sığınmacıları sorunların sorumlusu olarak gösteren ırkçı, milliyetçi hareketlerin yükselişinin nedenlerini, yol açacağı sonuçları ve karşı mücadeleyi şu şekilde sıralamak mümkün.

1- ABD’yi de içine katarsak, kuzey yarım kürede “sağ popülist”, “ultra-nasyonalist” ya da ırkçı-faşist parti ve akımların büyümesinde, 2008 ekonomik krizin sonuçları büyük bir rol oynuyor. Batılı kapitalist ülkelerde “krizle mücadele” adı altında devreye konulan “tasarruf paketleri” sadece emekçi sınıfların değil aynı zamanda ortak sınıflar ve gençlik arasında da gelir ve refah düzeyini düşürdü, gelecek korkusunu artırdı. Kitleler arasında sosyal konumunu, işini korumaya yönelik başlayan arayışlar sırasında en dikkat çekici “çözümler” sunan siyasi akımlar güç topladı. Tasarruf planlarını uygulayan parti ve akımlar ise güç kaybetti. Denilebilir ki; 1929’dan bu yana en etkili ekonomik kriz olarak bilenen 2008 krizi, geniş kesimler arasında toplumsal huzursuzluğu ve arayışı önceki döneme göre önemli ölçüde artırmış ve son bir kaç yıldır ırkçı-faşist hareketler konusunda yaşanan gelişmeler bu nedenle ekonomik-sosyal sorunlarla doğrudan bağlantılıdır.

 

2- Irkçı-faşist akımlar tarafından ekonomik sorunların nedeni demagojik tarzda, savaş ve çatışmalardan kaçan sığınmacılar, radikal dinci terör ve göçmenler gösteriliyor. Hıristiyan batı değerlerinden olmayan bütün grupların hedef haline getirilmesi üzerinden güç toplayan ırkçı akımların güçlenmesinde elbette İslam adına işlenen radikal dinci terörün payı büyük. Özellikle terör saldırılarının yaşandığı Fransa’da, çoğunluk toplumundan emekçiler arakasında korku ve edişe yaratarak, bunun üzerinden güç toplama çok daha olanaklı hale geldi. Ayrıca ırkçı-faşist hareketler göçmenlerin içinde bulunduğu sosyal sorunları suistimal ederek, çoğunluk toplumunda önyargıları körükleyip, bu kesimlerin çalışan çoğunluğun verdiği vergilerden yaşadığını propaganda ediyor. Bu da özellikle sosyal sıkıntılar, işsizlik içinde yaşayan kesimler arasında göçmenlere karşı önyargılı tutumları artırıyor.

3- Siyasal ve sosyal gelişmeler genel olarak emperyalist ülkelerde siyasi partilerin koordinatlarında sağa kayışı hızlandırmıştır. Bazı ülkelerde, mevcut Hıristiyan-muhafazakar partiler daha sağa kayarken, bazı ülkelerde ise muhafazakar partilerin sağında daha sağcı, ırkçı ve milliyetçi parti ve hareketler ortaya çıkmıştır. Bu durum aynı zamanda Hıristiyan-muhafazakar değerleri savunan klasik partilerin güç kaybına yol açmıştır. Sosyal demokrat partilerin de temel haklar konularında artık birer sosyal demokrat parti olmadığı bu süreçte çok daha sağa kaydığı belirgin olarak görülüyor. Ekonomi politikaları açısından 2000’li yılların başından itibaren tam anlamıyla neoliberalizme sarılan bu partiler, demokratik hak ve özgürlükler bakımından da alabildiğince sağcılaşmış durumdalar. Almanya’da SPD, Fransa’da Sosyalist Parti’nin (SP), Avusturya’da SPÖ’nün izlediği politikalar bunun en somut ifadesi.

4- Asıl olarak sağda; Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde de solda yeni partilerin güç toplaması aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından Batı Avrupa’da tesis edilen “iki sütunlu partiler sistem”ini de önemli ölçüde sarsmıştır. Batı Avrupa’da iktidarın Hıristiyan demokratlar ve sosyal demokratlar arasında, tahterevalli misali paylaşılmasını öngören şablon değişimle karşı karşıya. Her ne kadar halen pek çok Avrupa ülkesinde bu partilerden birisi hükümetin büyük ortağı olmaya devam etse de önemli ölçüde güç kaybetmiş durumdalar.

5 – Avrupa’da sağ-popülist, ırkçı hareketlerin güç toplamasına burjuvazi cephesinden net bir tepki gösterilmiş değil. Tersine, bu hareketlerin güç toplaması normal görülüyor ve bunların da sistem içerisinde temsil edilmesi hedefleniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı partilerin koalisyon ortağı ya da hükümeti dışarıdan destekler pozisyonda olması, burjuvazinin bu hareketlerin güçlenmesinden rahatsız olmadığının bir göstergesi. Keza Macaristan ve Polonya’daki otoriter hükümetlerin kurulmasına gösterilen tepki bir süre sonra dinmiştir. Dolayısıyla kısa zamanda, burjuvazinin bu akımları doğrudan hedef alarak marjinalleştirmesi mümkün görünmüyor. Tersine bu hareketlerin yaratmış olduğu gerilimli atmosferi kendi lehine kullanarak, ilericiler, geniş emekçi kesimler üzerindeki baskı ve sömürü yoğunlaştırılıyor. Bu konuda asıl tayin edici olan ise ekonomik gelişmelerin hangi yönde ilerleyeceğidir. Muhtemel bir kriz ve durgunluk döneminde bu güçlerin emekçi sınıflar arasında dinsel ve ulusal temelde bölünmeleri derinleştirme ve sola karşı kullanılması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle şimdiden bu hareketlere karşı güçlü bir mücadele aynı zamanda burjuvazinin gelecek planlarını boşa çıkarmak anlamına geliyor.

6- Avrupa burjuvazisi açısından bu sağcı-ırkçı hareketlerle ilgili en büyük sıkıntı Avrupa Birliği’nin geleceğiyle ilgidir. Avrupa devletlerinin aşamalı olarak birleşmesinden ziyade eski ulus-devlet sınırlarına geri çekilmeyi, Schengen Anlaşması’nın iptal edilip sınır kontrollerinin hayata geçirilmesini ve Euro yerine eski ulusal paraya dönülmesini savunan bu sağ-popülist hareketlerin gelişmesi aynı zamanda AB’nin entegrasyon süreci için atılan adımların yavaşlatılması ya da geriye çevrilmesi anlamına geliyor. Zira bu hareketlerin çoğu aynı zamanda AB tarafından dikte edilen şartlara ve her şeyin Brüksel’de karar altına alınmasına tepki gösteriyor, bunun üzerinden güç topluyor. Alman sermayesi, bu gelişmenin AB’nin geleceği açısından tehlike arz ettiğini zaman zaman ifade ediyor.

7- Tekelci burjuvazi biriken toplumsal sorunların bastırılması, üstünün örtülmesi için farklı inanç ve ululardan emekçiler arasındaki düşmanlıkları körükleyerek politikalarını hayata geçiriyor. Tarih, egemenlerin, aynı kaderi paylaşan emekçi sınıflar arasında din-milliyet ayrımı üzerinden egemenliğini sürdürmeye çalıştığının örnekleriyle doludur. Bu nedenle farklı inanç ve ulustan işçi ve emekçilerin birliğini savunmak, ortak mücadele cephesinde buluşmalarını sağlamak büyük bir önem kazanıyor. Bölünme üzerinden yaratılmak istenen düşmanlık ve gericilik, ancak birlikte yaşam ve mücadeleyi güçlendirerek püskürtülebilir.

8-Ekonomik, siyasi ve askeri gelişmeler genel olarak dünyanın daha fazla savaş, çatışma, sömürü ve gerilim içine girdiğini gösteriyor. Bu gelişmeler her kıta, ülke ve bölgede bazı farklılıklar olmak beraber benzer sonuçlar yaratmaktadır. Avrupa’daki gelişmeler, genel olarak gericileşme, şovenizm ve milliyetçilik yönündeki dalganın büyütülmeye çalışıldığını gösteriyor. Pompalanan gericilik kimi ülkelerde kısa ve uzun vadede mevziler elde ederek, sarsıcı sonuçlara yol açmaya başladı.

Bütün bunlardan ötürü ırkçılık, milliyetçilik, şovenizm ve otoriter yönetim anlayışlarına karşı, emekçi sınıfların en geniş cephede biraraya gelerek harekete geçmesi, bu temelde geniş demokratik-antifaşist cephelerin kurulması büyük bir önem taşıyor. Koşullar, bu cephelerin hızlı bir şekilde güç toplayacağını gösteriyor. Sonuç olarak, ekonomik, siyasi ve askeri gelişmelerin geniş kesimler üzerinde yarattığı etkiyi gözününde bulundurarak buna karşı yeni güç birliklerinin kurulması, büyütülmek istenen gericiliğin püskürtülmesi için büyük bir önem taşıyor. (YH)