Irkçı AfD’ye karşı mücadele, peki ama nasıl?

Almanya’da 13 Mart’ta dört eyalette 15 milyon seçmenin sandık başına gideceği seçimlerin öne çıkan konusu, sağcı “Almanya için Alternatif” (AfD) partisinin ne kadar oy alacağı ve bunun yaratacağı etkilere endekslenmiş durumda. 2013’deki genel seçimlerden itibaren ciddi bir yükseliş içinde olan bu partiyle mücadele geç de olsa değişik kesimler tarafından gündeme alınmış durumda. Peki nasıl bir mücadele hattı bu partiye geriletebilir?

Son üç yıldır gazetemizde değişik vesilelerle ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin arkasında kimler olduğu, nasıl yükseldiği, hangi konuları siyasi istismar vesilesi ettiği ve kimlere hitap ettiğiyle ilgili haber ve değerlendirmeler yer alıyor. Yapılan bu değerlendirmelerin çoğunda ırkçı partinin yükselişinin temelinde ülkedeki ekonomik-sosyal sorunların yarattığı korkuların kullanılması olduğuna işaret edildi. Ekonomik-sosyal sorunların yarattığı korkular, AB ülkelerinde yaşanan “borç krizi” döneminde “Euro karşıtlığı” üzerinden harekete geçirilirken, son bir-birbuçuk yıldır da göçmenler ve sığınmacılar üzerinden körükleniyor.

Alman halkı arasında göçmenlere, özellikle de İslam ülkelerinden gelenlere karşı kışkırtılan önyargıları kullanan ve yakın zamana kadar aşırı uçlara ve marjinal gruplarla sınırlı görülen ırkçılık, gelinen aşamada AfD üzerinden toplumun ortasına kadar getirildi. İzledikleri politika ve tutumla, bu gelişmede önemli rol oynayan yerleşik düzen partileri ve basın, şimdi de güya “ırkçılık ve sağ popülizm”le nasıl baş edileceği üzerine kafa yoruyor!

Elbette sermaye partileri ve basını tarafından yapılan değerlendirmelerde, AfD özgülünde ırkçılıkla ciddi bir mücadele söz konusu değil. İzlenen strateji, CSU ve lideri Horst Seehofer’in yaptığı gibi daha fazla sağ politikalar izleyerek, AfD ile rekabete girmek, böylece seçmenin oyunu kendi dışındaki bir sağ partiye vermesinin engellemek…

Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” diyebileceğimiz bu stratejiyi, Başbakan Angela Merkel ve partisi CDU da izliyor. Sığınmacılara karşı alınan sert önlemlerle adeta AfD’nin istediklerinin bir biçimde CDU/CSU-SPD koalisyon hükümeti tarafından hayata geçirilmesi de bunun bir göstergesi.

Başbakan Merkel, katıldığı bir televizyon programında sığınmacılar konusunda bir B planının olmadığını söylerken, AfD’nin yükselişinin 1920’lerin Almanya’sına dönüş anlamına gelmeğini dile getiriyor. Yani, AfD’nin yükselişi tehlikeli boyutlara ulaşmayacak deniliyor.

CDU’DAKİ AfD: STEINBACHLAR

Sorun kuşkusuz AfD ile sınırlı değil; bu partinin bugün savunduğu ve adeta toplumu zehirlediği görüşlerin, başka parti ve örgütler içinde de yer bulup, başka versiyonlarla topluma empoze ediliyor olmasında yatıyor.

Örneğin, Merkel’in partisinin meclis grubunda İnsan Hakları Danışmanı olan Erika Steinbach’ın sosyal medya üzerinden ırkçıları aratmayacak şekilde bir fotoğrafı paylaşması bunun ifadesidir. Hindistan’da çekildiği tahmin edilen fotoğrafta sarışın küçük bir kız çocuğun etrafına çok sayıda siyah genç kız toplanmış. Bu fotoğrafın üzerine de “Almanya 2030- Sen nereden geliyorsun?” yazıyor. Yani, 14 yıl sonra ülke o hale gelecek ki, yabancılar “Almanlara siz nereden geliyorsunuz?” diye soracaklar.

Bu bayağı yaklaşımın özünde korkuları körükleyerek ırkçılığa yükseltmek olduğu açıktır. İşte, üzerinde çokça tartışılan AfD tam da bu korkuları körükleyerek güçlendi.

Bu nedenle kendi içindeki AfD zihniyetine açıktan karşı çıkmayan CDU’dan, CSU’dan AfD ile ciddi bir mücadele beklemek yanıltıcı olacaktır.

IRKÇILIĞA KARŞI GENİŞ CEPHE NASIL OLABİLİR?

Açıktır ki, günümüzde ırkçı AfD’ye oy vermek için sandık başına giden her yurttaş faşist ideolojiden etkilenmiş bilinçli bir ırkçı değildir. Tersine, yapılan pek çok araştırma bu ırkçı partiye oy verenlerin önemli bir bölümünün diğer partilere tepki olsun dile oy verdiğini ortaya koyuyor. Her ne kadar resmi rakamlarda işsizlik düşük gösterilse de gelir adaletsizliği, sosyal sorunlar, düşük ücretli işler, yoksulluk, eğitim ve gelecek korkusu gibi sorunlar giderek ağırlaşmıştır. “Bütçe yetersizliği” ve kar mantığıyla yapılan özelleştirmeler sonucu hayata geçirien pek çok kısıtlamanın sorumlusu göçmenler, sığınmacılar değil, hükümetlerin kendisidir.

Kaynağında sosyal sorunların olduğu AfD’nin yükselişine karşı elbette geniş kitleler arasında ciddi bir aydınlatma çalışması yürütülmesi gerekiyor. Yanılsamaların gerçeğe çevrilmesi için başta sendikalar, ilerici parti ve örgütlere büyük görevler düşüyor. Zira, Alman ulusundan emekçilerinin içine çekilmek istendiği bu girdap yeni değildir. Almanya tarihi, ağır toplumsal sorunlara yanlış çözümler göstermenin ve bunlara inanmanın ağır bedellere neden olmasının tarihidir aynı zamanda.

Bu nedenle var olan sorunlara inandırıcı, güvenilir ve çözümü de çok uzaklarda olmayan alternatifler sunarak, bunlar etrafında birleşik bir hareketin örgütlenmesi gerekiyor.

AfD ve diğer ırkçıların körüklediği korkuların yersiz olduğu bu partiye oy veren geniş kitlelere anlatılamadığı takdirde, bu parti etrafında bir araya gelenler çoğaldıkça, kartopu gibi büyüyerek kalıcı hale gelmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

SAĞA KARŞI SOL KOALİSYON?

Yükselen sağa karşı nelerin yapılabileceği bu nedenle önemli. Bu konuda büyük kitle örgütleri olan sendikalara büyük sorumluluklar düştüğü tartışma götürmez. Farklı siyasi kesimlerden insanları bir araya getirme özelliğini taşıyan sendikaların, sosyal sorunlardan kaynaklanan korkulara karşı güçlü ve etkili bir mücadele yürütmesi kısa zamanda geniş kesimler arasında yankı bulabilir ve İsviçre’de olduğu gibi puslu havanın dağılmasına neden olabilir.

Irkçılığın, milliyetçiliği ve aşırı sağ popülizmin, toplumsal sorunların arkasındaki gerçeklerin ve sınıflar arasındaki çelişkilerin üstünü örttüğü ve bu nedenle en çok da işçi ve emekçi sınıfa zarar verdiği doğrudur. Ancak bu, ırkçılığa karşı sadece işçilerin, sosyalistelerin, ’solcuların‘ mücadele edeceği, başka toplumsal kesimlerin bu mücadelede yeri olmayacağı anlamına gelmez. Tersine tarihsel tecrübelerin işaret ettiği gibi, ırkçılığa-faşizme karşı en geniş kesimlerin ortak mücadelesine ihtiyaç vardır.

Diğer taraftan şunu da ifade etmek gerekir ki, ırkçılığa karşı en geniş kesimlerin ortak mücadelesi, Sol Parti eski Meclis Grubu Başkanı Gregor Gysi’nin yaptığı gibi, SPD-Yeşiller-Sol Parti’den oluşan bir koalisyona bağlanması da demek değildir.

Asıl sorun, AfD gibi ırkçı grupların prim yapmasına neden olan toplumsal sorunların gerçek nedenleri konusunda toplumun aydınlanması; bu toplumsal sorunların çözümü konusunda geniş kesimleri tatmn edecek alternatiflerin ortaya konabilmesi ve ırkçılığa karşı tabanda bir birliğin oluşabilmesidir.

Bu nedenle, bugünden hangi siyasi bileşimle ırkçılığın önleneceğinden çok ırkçıların hangi konulardan nasıl beklendiğini doğru tespit etmek ve bu sorunlara doğru çözümler üretmek çok daha önemlidir. Bu sorunlar etrafından verilecek bir mücadele elbette giderek birleşik bir halk hareketine dönüşecek ve AfD gibi partilerin parlamenter alan içinde veya dışındaki kısmi başarıları geriletilebilecektir.

TÜRKİYE KÖKENLİ GÖÇMENLER AfD’YE KARŞI NE YAPABİLİR?

Irkçı-aşırı sağcı AfD’nin yükselişi haklı olarak 50 küsür yıldır Almanya’da yaşayan ve artık bu ülkenin doğal bir parçası olan Türkiye kökenli göçmenler arasında da endişeyle karşılanıyor. İzlenen politikalar nedeniyle zaten ayrımcılığa maruz kalan, eşit haklardan yararlanmayan Türkiye kökenli göçmenler, ırkçı bir partinin yükseliş içinde olduğunu elbette normal bir durum olarak görmemektedirler, görmeliler de.

Almanya’yı ilgilendiren bütün gelişmeler aynı zamanda Türkiye kökenli göçmen emekçileri de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle AfD gibi bir ırkçı partinin yükselişi karşısında Türkiye kökenli göçmen emekçilerin yapacağı pek çok şey vardır. Bunların başında elbette bu partiye ve onun savunduğu görüşlere karşı Alman emekçileri arasında önyargıları ve korkuları kırmaya yönelik çalışmalar yapmaktır. Yalanlar üzerinden oluşturulan korkuların aşılması, birlikte yaşamanın mümkün olduğu örnekleriyle anlatılabilir. Ayrıca, ırkçılar, sağ-popülistler tarafından başta sığınmacılar olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerine karşı yaratılmak istenen düşmanlığa prim vermeden, sorunların nedenlerini ortaya koymak gerekiyor.

Bütün bunlarla birlikte, ırkçılığa ve faşizme karşı geniş bir hareketin oluşması için katkıda bulunmak, hareketin dışında kalmamak büyük bir önem taşıyor. Bütün bunlar yapıldığı takdirde ırkçılığın bir kez daha ayağa kalkmadığı bir Almanya hayal değildir. (YH)