Almanya’da yeni yoksulluk raporu yayınlandı: Zengin ama yoksul!

Federal Başbakan Angela Merkel; ‚Almanya’nın durumu çok iyi.‘ dedi.  Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel de aynı yüzeysellik ve genelleştirme ile ülkede ekonomik ve toplumsal durumun harika olduğunu tekrarladı.  İkisinin de göremediği ya da görmek istemediği Federal Almanya Cumhuriyeti’nin toplumsal açıdan giderek daha fazla parçalandığı. Öylesine bir parçalanma ki mülteci sorununda görüldüğü gibi korkunç politik uçlaşmalara yol açmakta. Bilindiği gibi orta tabakalar toplumsal olarak kötü duruma düşebileceklerini fark ettiklerinde genellikle bir günah keçisi ararlar ve politik açıdan sağa kayarak tepki verirler. 1929/1932’deki dünya ekonomik krizinde de böyle olmuştu ve NSDAP, birden bire yükselivermişti. Şimdilerde NSDAP’den söz etmesek de AfD ve PEGİDA’nın yükselişiyle paralellikler kurabiliriz. Artık toplumun ortasına kadar ulaşmış ve kemikleşmiş olan yoksulluktan en fazla etkilenenler, aralarında çok sayıda göç kökenlinin yer aldığı uzun süreli işsizler, çocuklarını yalnız yetiştiren anne veya babalar, yaşlılar ve çok çocuklu aileler. Mültecilerin gelmesiyle devletten sosyal yardım alanların sayısının artması ve yoksulluğun yaygınlaşması kaçınılmaz. Eğer mülteciler toplumsal olarak yalıtılır, gettolarda yaşamaya mahkum edilir, eğitim, öğretim, sağlık, boş zamanları değerlendirme olanakları, spor ve kültürden mahrum bırakılırlarsa toplum içinde etnik yapı temelinde kalıcı bir alt tabakanın oluşma tehlikesi de yükselir.

Üçüncü dünya ülkelerinde görülen yoksulluğun Almanya sokaklarında boy göstermesi  ise sosyal yardımların kısıtlanması,  yaptırımlara bağlanması ve belli göçmen gruplarına sosyal yardım yapılmaması ile olacaktır.

Zenginle yoksul arasındaki uçurum, hiçbir olanağa sahip olmayan mültecilerin Almanya’ya gelmesiyle doğal olarak artacaktır. Avrupa Birliği tarafından ortalama gelirin yüzde 60’ı olarak belirlenen yoksulluk sınırı, sosyal yardım ve düşük ücret sektörü tarafından aşağıya çekilse bile (yüzde 60 yerine yüzde 50, 40 gibi)  göreli yoksulluk ve yoksulların oranı artmaya devam edecektir.

Yoksulluk kavramını çok dar olarak tanımlayıp Almanya’da yoksulluğun olmadığını söyleyenlere mülteci krizi yeni argümanlar sunuyor. Onlar, Almanya’da yoksulluk olduğunu kabul edip, önlemler almak yerine  mültecilerle görünür hale gelen sefalet ve çaresizliği gerçek yoksulluk  (ithal edilen yoksulluk) olarak nitelemeyi tercih edeceklerdir. Yoksulluktan söz ederken gelen mültecilerin durumunu, Afrika, Asya ve savaş bölgelerindeki insanları öne çıkararak ‚bizde yoksulluk yok.‘ diyeceklerdir. Ve sonunda;  üzerindeki giysiden başka hiçbir şeyi olmayanlar dışında kimse yoksul sayılmayacaktır. Almanya’da yoksulluğun ölçüsü ‚ithal edilen‘ mülteci sefaleti olamaz. Zengin bir ülkedeki yoksulluk fakir ve savaş içindeki ülkelerdeki yoksullukla karşılaştırılıp ‚çok şükür bizde fakir yok!‘ denemez. Dünyanın en zengin ülkelerinden birinde zenginle yoksul arasındaki uçurum derinleşiyor, yaşam standartları düşmüş, eğitim, kültür, boş zamanları değerlendirme olanakları ellerinden alınmış, toplum dışına itilmiş, gelecekleri karartılmış, tüketim  gücü kalmamış insanların sayısı giderek artıyorsa yoksulluk vardır, gizlenemez.

Christoph Butterwegge / Junge Welt

(Çeviren: Semra Çelik)