Ekmek ve gül istiyoruz!

Dünyanın dört bir yanında kadınlar, haksızlıklara, eşitsizliklere, cinsiyetçiliğe, savaşa ve kadın bedeni ve emeğini sömüren her şeye karşı çıkmak için bir kez daha 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor. Dozu artan muhafazakar politikalarla kadınların uzun mücadeleler sonucu elde ettiği haklarının budandığı, geleneklerin baskısı altında kadınların dört duvar arasına kapatılmaya çalışıldığı, ucuz emek sömürüsünün arttığı, erkek egemen aile ve toplum yapısının güçlendirildiği bir döneme tanık oluyor ve kadınların sıkıştırıldığı bu cendereye hepten karşı çıkıyoruz.

Toplumsal adaletsizliklerin, yoksulluğun, şiddetin arttığı, dünyanın bir çok bölgesinde süren savaş ve çatışmaların bedellerinin, bombalarla, ölümlerle, taciz ve tecavüzlerle, köleleştirmeyle ödendiği, ırkçı ve faşist söylemlerin yaygınlaştığı bir dönemde giriyoruz 2016’nın Emekçi Kadınlar Günü’ne. Giderek dozu artan muhafazakar politikalarla kadınların uzun mücadeleler sonucu elde ettiği kimi haklarının budandığı, din yahut geleneğin baskısı altında kadınların dört duvar arasına kapatılmaya çalışıldığı, ucuz emek sömürüsünün arttığı, erkek egemen aile ve toplum yapısının güçlendirildiği bir döneme tanık oluyor ve kadınların sıkıştırıldığı bu cendereye hepten karşı çıkıyoruz.

Yanmak ve yakılmak tarih boyunca kadınların karşı karşıya olduğu en önemli saldırılardan biri. 8 Mart’ın tarihsel kökenlerinde 1857’de yanarak ölen kadın işçilerin anısı yer alıyor. Yangınlarsa hala devam ediyor, Bangladeş’te, Bursa’da ya da farklı ülkelerde bütün haklardan yoksun, saatlerce canını dişine takarak çalışıp kazandığı üç kuruşu evine götürmek isteyen kadınların yüreğinde. Ya da Almanya’da birbiri ardına ateşe verilen sığınmacı yurtlarında. Öldürülüp bedeni teşhir edilen bir kadının teninde. Cizre’de, Sur’da, Ankara’da, İstanbul’da yahut Paris’te. Çalışmasına karşı yoksul olan kadınların alınterinde, kaçırılan kız çocuklarının, çocuk gelinlerin söylediği türkülerde. Tacize, şiddete ve tecavüze uğrayan kadınların çığlıklarında devam ediyor.

 

TALEPLER HÂLÂ GÜNCEL

Clara Zetkin’in önerisiyle 1910 yılında toplanan 2.Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, her yıl dünya çapında bir günün kadınlar günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştı. Bir yıl sonra Danimarka, Almanya, İsviçre ve ABD’de milyonlarca kadın ücret zammı, daha iyi çalışma koşulları, çalışma süresinin kısaltılması, insan onuruna yaraşır barınma ve yaşam koşulları ve seçme-seçilme hakkı taleplerine sahip çıkarak ilk Uluslararası Kadınlar Günü’nü kutladı. O günden bu yana 8 Mart, kadınların hukuksal, siyasal, sosyal ve ekonomik eşitlik uğruna sürdürdükleri mücadelenin bir sembolü olmaya devam ediyor. Çünkü bu talepler halen güncelliğini koruyor. Kadınların beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel haklara ulaşımında hala eşitsizlikler söz konusu.

*Günde 1 dolar gelirin altında yaşayan 1,3 milyar kişinin yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor.

*UNDP’nin Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi’nin 2014 verileri de, 91 gelişmekte olan ülkede yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insanın sağlık, eğitim ve yaşam standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığını gösteriyor.  Bu durumdan etkilenenlerin de çoğu kadın.

*Her gün 8 bin kız çocuğu genital sakatlamaya maruz bırakılıyor.

*Yine BM verilerine göre 30 ülkede, evli kadınlar nerede yaşayacaklarını seçemiyorlar ve 19 ülkede kadınlar yasal olarak eşlerine boyun eğmek zorundalar.

*46 ülkede hala evlilik yaşı, cinsel taciz, şiddet gibi konularda yasal düzenlemeler bulunmuyor. 41 ülkede, kadınlar fabrikada çalışamıyor.

*700 milyon kız çocuğu 18 yaş altında evlendiriliyor. Bu gruptaki her üç kişiden biri, yani 250 milyon kız çocuğunun 15 yaş altında evlendirildiği görülüyor.

BM raporuna göre cinsiyet temelli ayrımcılık, kadınları ve kız çocuklarını hedef alan insan ticareti, entegrasyon sorunu, siyasette yeterli temsil edilememek, kaynaklara ve hizmetlere eşit erişim imkanı bulamamak kadınların karşı karşıya kaldığı en ciddi sorunlar olarak ortaya çıkıyor. Gerek genel ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar, gerekse gelenek, görenek, dinsel ve ırkçı politikaların kuşatması altında milyonlarca kadın şiddetin, baskının, doğrudan hedefi halinde yaşam mücadelesi veriyor. Kadına yönelik şiddet ciddi oranlarda artıyor.

 

CİNSİYETÇİLİĞE VE IRKÇILIĞA HAYIR!

Dünyanın en zengin, en gelişmiş ülkelerinden biri olan Almanya’da da kadınların durumu iç açıcı değil. Yılbaşı gecesi Köln’de yaşananlar, bir taraftan kadınlara yönelik taciz, tecavüz ve şiddete yönelik var olan yasaların kadınları korumaktan uzak olduğunu gösterirken diğer taraftan yapılan açıklamalarla sığınmacılar hedef tahtasına konularak ırkçılık körüklenmek ve sınırdışılar kolaylaştırılmak istendi. Yılbaşı gecesi Köln’de yaşananlar elbette kadın örgütlerinin de gündeminde. Kadının beyanının esas alınması başta olmak üzere yasal değişiklikler ve şiddete, taciz ve tecavüze uğrayan kadınlara yönelik olanakların artırılmasını talep eden kadın örgütleri, ırkçılığın körüklenmesine de açıklamalarla, eylemlerle karşı çıktılar. İnisiyatifler oluşturdular. Ocak ayında Köln’de düzenlenen eylemlerde, 14 Şubat’ta Almanya’nın 200’den fazla şehrinde gerçekleşen Bir Milyar Ayakta eyleminde, sığınma evlerinin ve bütçelerinin yetersizliğine dikkat çekmek için 16 eyaletin 16 şehrine 16 günlük tur düzenleyen Otonom Kadın Evleri’nin eylemlerinde de bu talepler yinelendi. 12 Mart’ta Almanya çapında onlarca örgüt, parti ve kadın örgütünün çağrısını yaptığı “Bizim Feminizmimiz Irkçılık Karşıtıdır” eylemi de hem kadınların taleplerine yer verecek hem de ırkçılığın körüklenmesine karşı çıkacak.

 

ÇALIŞMAYA KARŞI YOKSULLUK

Almanya’da gerçekleştirilecek 8 Mart kutlamalarında ve eylemlerinde, çalışma yaşamındaki sorunlar da ele alınacak. Düşük ücretli işlerde çalışanların yüzde 66’sını ve kısa süreli işlerde çalışanların yüzde 75’ini kadınların oluşturduğu Almanya’da, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da düşük ücretli, sözleşmesiz, güvencesiz ve mini işlere, bir çok kadının birden fazla işte çalışmasına, ailenin geçimini ciddi olarak omuzlamasına karşın sigortalı bile olmamasına, çalışmasına karşın yoksul olmasına da artık yeter denilecek.

Ücretsiz ve yeterli çocuk bakımı! Yeterli gelir ve 1 Euro’dan itibaren sosyal sigorta zorunluluğu talep edilecek. Tabii bir de eşit işe eşit ücret. Kimi vaatlere rağmen halen her 100 meslekten 99’unda cinsiyetler arası ücret dengesi erkeklerin lehine.

Almanya genelinde ortalama yüzde 22 olan ücret eşitsizliği kimi branşlarda yüzde 37’ye kadar çıkabiliyor. 
Bu tablo da göçmen kadınların durumu da parlak değil. Göçmen kadınlar, hem göçmen erkeklere, hem de yerli kadınlara oranla, işsizlikten ve güvencesiz işlerden daha fazla etkileniyor. Oturma izni, cinsiyet, köken ve yurtdışında kazanılmış diplomaların tanınmaması gibi faktörler, göçmen kadınların çalışma yaşamına katılmalarını, bir iş bulup çalışmalarını zorlaştırıyor.

Dolayısıyla hayatı güvenli bir şekilde sürdürmeye yetecek bir ücret karşılığı ve adil koşullarda çalışmayı sağlayacak iş için mücadele yerli ve göçmen kadınların 2016 8 Mart’ında gündemdeki yerini koruyor.

Bu karamsar tabloda, bizi ayakta tutan, değişeceğine ya da değiştirebileceğimize dair umudumuz. Yoksa gerçekten çekilmez! Kazanımlarımızı korumak, kadınların yüzyıllardır yüz yüze kaldığı haksızlıklara karşı çıkmak için gelin birlikte değiştirelim. Çünkü biliyoruz ki ekmek ve gül isteyenler olarak, sesimizi, taleplerimizi, sorunlarımızı ortaklaştırmak ve mücadele etmekten başka şansımız yok.

Mücadele ederken kaybedebiliriz ama mücadele etmezsek hepten kaybederiz.

Pelin Şener