Brüksel’de ‚at pazarlığı‘: Kim karlı kim zararlı?

7 Mart’ta yapılan AB-Türkiye Zirvesi’nde sığınmacılar üzerinde sıkı bir pazarlık yapıldı. Türkiye’nin yeni önerilerle geldiği zirveden sadece “prensip anlaşması” çıktı. AB’nin Türkiye’nin önerilerine nasıl yanıt vereceği 17-18 Mart’ta yapılacak AB Zirvesi’nde verilecek.

 

7 Mart’ta Brüksel’de yapılan AB-Türkiye Zirvesi tam anlamıyla “at pazarlığı*”na döndü. Türkiye’nin sığınmacı akınını durdurmak için daha önce verdiği sözleri nasıl yerine getireceğinin ele alınmasının beklendiği zirvede Başbakan Davutoğlu, AB liderlerini şaşırtacak şekilde yeni bir plan ortaya atarak, pazarlıkların bir anda başka bir aşamaya geçmesine yol açtı.

Bir gün önce altı saat boyunca Brüksel’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde görüştüğü Almanya Başbakanı Merkel’e de anlaşılan plan konusunda bir “çıtlatma” yapılmadı…

Yapılan yeni öneriler üzerinden süren tartışmalar beklenenden uzun sürdüğü için, AB liderlerinin kendi arasında yapmayı planladığı değerlendirme de önemli ölçüde aksadı. Bu nedenle Alman basınında yapılan “Türkiye’nin önerileri zirveyi alt üst etti” tanımlaması boşuna değil.

 

TÜRKİYE NELERİ TALEP ETTİ

Davutoğlu’nun yaptığı “sürpriz” önerileri Alman basını şu şekilde sıraladı:

a- 2018’in sonuna kadar sığınmacılar için ek 3 milyar Euro daha ödenmesi.

b- Yunanistan adalarına giden Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye iade edilmesi ve iade edilen her bir sığınmacı için AB’nin doğrudan Türkiye’den sığınmacı alması.

c- Suriye’de sığınmacılar için “güvenli bölge” oluşturulması.

d- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına AB’ye vize kolaylığı tarihinin Ekim’den Haziran sonuna çekilmesi.

f- Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinin hızlandırılması için yeni başlıkların açılması.

Türkiye’nin “Ne kadar yardım o kadar hizmet” anlayışıyla yaptığı beş öneri arasında özellikle geri kabul konusundaki teklif AB liderlerine cazip geldi. İlk saatlerde neredeyse hava Türkiye’nin AB’ye giden bütün sığınmacıları geri almaya hazır olduğu şeklindeydi:

Ancak, daha sonra bunun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı.

“Bire bir” esası üzerinden yapılan geri kabul teklifi beklendiği gibi AB tarafından kabul edilmedi. Zira AB için ‘bir verip bir almak’ sonucu değiştirmiyor.

Bütün stratejisini mümkün olduğu kadar az sayıda sığınmacının, seçme imkanı dahilinde Avrupa’ya gelmesini isteyen AB ülkeleri, öyle görünüyor ki Türkiye’nin yaptığı “bire bir” teklifini önümüzdeki hafta da kabul etmeyecek.

“Sığınmacı krizi”nin baskısı altında olan, bu nedenle en kısa zamanda bir “çözüm”ün bulunmasını isteyen Almanya Başbakanı Angela Merkel, önerileri “ Nitelikli bir adım daha ileriye atıldı” diye özetledi.

Türkiye’nin önerileri AB açısından sadece “illegal göçle mücadele” açısından büyük bir önem taşıyor. Bütün dert de zaten bu.

Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçişin önüne geçilmediği sürece, AB çok uzun bir süre daha Türkiye’nin sığınmacı baskısıyla karşı karşıya kalmaya devam edecek. Avrupa da bunun farkında olarak hareket ediyor.

 

YOKSULLARIN SIRTINDAN PAZARLIK

Nereden bakılırsa bakılsın, hem Türkiye hem de AB savaştan kaçan yoksul sığınmacılar üzerinden yaptığı pazarlıkla çok büyük bir tehlikeyle oynuyor.

Türkiye, Suriye dışından Avrupa’ya gelen sığınmacıları da geri almayı kabul ederek ve adeta uymasının mümkün olmadığı ağır bir şartın altına imzayı atmış olarak çok riskli bir hamle yapmıştır.

Çünkü, savaş ve yoksullukla karşı karşıya kalan ve kurtuluşu Avrupa’ya göç etmekte görenler mutlaka bir yolunu bulup “umuda yolculuğa” çıkıyorlar.

Yıllardan beri yüksek güvenlik önlemlerine rağmen bu göç devam ediyor. Telden duvarlar değil betondan duvarların yapıldığı sınırlar da bu yolculuğu bugüne kadar engelleyemedi. Sadece azalttı.

Ve öyle görünüyor ki; bugün sığınmacıların geçişini engellemek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade eden Türkiye yönetenlerine, bir gün aldıkları paralarla sınırlarına duvarlar örmesi dahi istenebilir.

 

SIĞINMACI ÇAĞIRDIK, İNSANLAR GELDİ!

Türkiye, “Avrupa kalesi”nin kenar ya da “surdibi” mahallesine döndü.

Zira AB ve Türkiye’nin bir kararla aldığı ya da sınırdışı “sığınmacılar”ın her birisinin ayrı bir hikayesinin olduğu emekçi insanlar olduğu hep unutuluyor. Marx Frisch’in Almanya’ya göç eden işçilerin “insan” değil sadece işgücü olduğundan hareket eden kapitalistlere söylediği, “İşgücü çağırdık, insanlar geldi” sözü halen güncelliğini koruyor.

Bu sözü Türkiye için bugün şöyle tercüme etmek mümkün: “Sığınmacı istedik, insanlar geldi”.

“Sığınmacı” dedikleri kitlenin çoğunlukla emekçi insanlardan oluştuğunu, sosyal, kültürel, siyasal, insanı bütün boyutlarıyla göç ettikleri açıktır. Gelenlerin insan olduğu gözetilmeden atılan her adım sonradan daha büyük sorunlara yol açacaktır. Bu nedenle gelenlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesine ihtiyaç olduğu ortadadır. Ancak, bugün işi “Ver parayı alayım sığınmacıları” düzeyine indirgeyen Türkiyeli yöneticilerin, zihniyet olarak sığınmacıların sorunlarını çözmekten, topluma entegre etmekten uzak bir yaklaşım içinde olduğu da açıktır.

Benzer bir durum AB ülkeleri için de geçerlidir. Onlar da “Ne olursa engelleyeyim” mantığıyla hareket ederek, milyonlarca insanın neden yerinden yurdundan ayrılmak zorunda kaldığı ve kendilerinin bu durumdaki sorumluluğunu hep gözlemeye çalışıyorlar.

Halbuki, hiç bir devlet masum değildir. Masum ve mazlum olan tek kesim varsa onlar da sığınmacılardan başkası değildir.

 

* At pazarlığı: Müzakere edilen bir mevzu hakkında en basit, en kolay çözülebilecek detaylar için bile günler süren, sinir bozucu, kıran kırana yapılan pazarlığı ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.

 

Yücel Özdemir

 

Sığınmacılarla değil, sığınmaya neden olan koşullarla mücadele edilsin

Brüksel’de toplanan Türkiye-AB Zirvesi dolayısıyla bir açıklama yapan Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), AB’nin dış sınırlarını korumak için Türkiye’ye bekçilik görevi verdiğine, bu politikanın milyonlarca insanı bir kez daha mağdur edeceğine dikkat çekerek, en temel haklardan birisi olan sığınma hakkına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Brüksel’de yapılan AB-Türkiye Zirvesi’nde, en temel insan haklarından biri olarak kabul edilen sığınma hakkına önemli bir darbe vurulmuştur. Anayurtları, aralarında Avrupa ülkelerinin de olduğu Batılı devletler ve onların bölgedeki müttefiki Türkiye tarafından izlenen politikalar nedeniyle yerle bir edilen Suriyeli mülteciler, bundan sonra açık olarak ölümle başbaşa bırakılıyor. Türkiye ile yapılmak istenen anlaşmaya göre, savaştan, diktatör rejimlerden, insan hakları ihlallerinden kaçan insanların bir Avrupa ülkesine sığınması imkansız hale getiriliyor. Gelenler için Türkiye son durak olacak.

Federasyonumuz başta Almanya ve Türkiye olmak üzere bütün ülkeleri sığınma hakkına saygılı olmaya çağırıyor, zor durumda olan mültecilere kapıların açılmasını, sığınmacılar değil sığınmaya neden olan koşulların ortadan kaldırılmasını talep ediyor.

Ayrıca, Türkiye ile AB arasında sığınmacılar üzerinden yapılan pazarlıklara son verilmeli, sığınmacılara ülkelerin birbirine karşı kullandığı bir kitle gözüyle bakılmamalıdır” denildi. (YH)