Avrupa’nın kalbinde intihar saldırısı ne anlama geliyor?

Yücel ÖZDEMİR

Bugün sadece Belçika değil bütün Avrupa bir kez daha terörle uyandı. Aynı zamanda Avrupa Birliği ve NATO’nun merkezinin olduğu Brüksel’deki saldırılar, geçen yıl iki kez Paris’te gerçekleştirilen terör saldırılarıyla pek çok açıdan benzerlikler taşıyor. Bu nedenle denilebilir ki; Brüksel’deki terör saldırıları aynı zamanda 7 Ocak 2015’teki Charlie Hebdo ve 13 Kasım 2015’te 130 kişinin katledildiği Paris katliamının devamı niteliğinde. İlk açıklamalara ve eylemlerin yapılış biçimine bakıldığında bu saldırının da terör örgütü IŞİD tarafından yapıldığı tahmin ediliyor.

TEK BAŞINA GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ÇARE DEĞİL

Daha önce Paris’te olduğu gibi Brüksel saldırısında da güvenlik önlemlerinin tek başına terör saldırılarını engellemediği bir kez daha görüldü. Havaalanı gibi güvenlik önlemlerinin en yüksek düzeyde olduğu bir yere yönelik yapılan saldırı bunu açık olarak gösterdi. “Terörle mücadele” adı altında alınan önlemler sıradan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırırken, güvenlik sorununu çözmedi, daha da büyüttü. Bu durum sadece Belçika değil bütün Avrupa ülkeleri için geçerli.

FRANSA BAĞLANTILI KATLİAM

Brüksel katliamının Paris’te 13 Kasım’da yapılan katliamların devamı olduğunu gösteren bir diğer önemli gelişme de geçen hafta cuma günü yapılan operasyonlar. Hem 7 Ocak Charlie Hebdo hem de 13 Kasım Paris katliamını yapanların Brüksel’den gittiği ayrıntılı olarak ortaya çıkmıştı. Dahası, Paris katliamının planlayıcısı olduğu belirtilen Salah Abdeslam katliamdan sonra izini kaybettirmeyi başarmıştı. Ancak geçen hafta Brüksel’de yapılan aramalarda parmak izine rastlanmıştı. Ardından yapılan bir operasyonla cuma günü Moleenbek semtinde yakalanmıştı.

Bir hafta önce yapılan bütün aramalar ve ev baskınlarından çok kısa bir süre sonra, Brüksel’de intihar saldırılarının düzenlenmesi, çok sayıda insanın öldürülmesi dikkate değer bir durum olsa gerek.

Birincisi: Yapılan baskınlara rağmen potansiyel intihar saldırıları ve ellerindeki malzemelerin bulunmaması.
İkincisi: Salah Abdeslam’ın yakalanmasından dört gün sonra saldırının düzenleniyor olması. Bunu aynı zamanda yapılan gözaltına bir gözdağı olarak da görmek gerekiyor.

BRÜKSEL’DE ‘TERÖR TEHDİDİ’ HEP VARDI

Bir diğer önemli dikkat çekici nokta ise saldırganların Maelbeek semtinin tren istasyonuna bomba koymasıdır. Bu durak bir taraftan AB’nin merkez kurumlarının olduğu bölgeye çok yakın. AB kurumlarına toplu taşımayla gidenler ya bu durakta ya da Schumann İstasyonu’nda inerek ulaşıyorlar. Bu da saldırının aynı zamanda AB’ye verilmiş bir gözdağı olarak görülebilir. Keza, patlamanın olduğu durak aynı zamanda son günlerde Türkiye tarafından hedef gösterilen Kürt kurumlarının açtığı çadırın bulunduğu alana da yakın.

Bütün bunlarla birlikte, Brüksel’de geçmişten bu yana sürekli radikal dinci örgütlerin bir eylem yapma potansiyeli hep vardı. 13 Kasım’da Paris’te yapılan katliamın üzerinden bir hafta geçmeden Brüksel’de adı konulmamış olağanüstü hal ilan edilmişti.

21 Kasım günü, kentte en az iki canlı bombanın dolaştığı gerekçe gösterilerek yoğun güvenlik önlemleri alınmıştı. Tren seferleri iptal edilmiş, Belçika’da oynanması planlanan birinci ve ikinci lig maçlarının tümü iptal edilmişti.

O zaman Belçika Başbakanı Charles Michel, teröristlerin Paris’tekine benzer bir eylemi Belçika’da da planladığını belirterek, ciddi bir tehdidin olduğunu, bu nedenle de alarm derecesini 4’e çıkardıklarını duyurmuştu.

AB’NİN SURİYE POLİTİKASI DA İFLAS ETTİ

AB’nin merkezi Brüksel’de yapılan saldırılar aynı zamanda AB’nin de Suriye politikasının iflas ettiğini gösteriyor. Suriye’deki rejimin devrilmesi için pek çok AB ülkesi radikal dincilerin Türkiye üzerinden Suriye’ye gidip IŞİD ve diğer radikal dinci gruplara katılmasına gözyumdu ya da yol verdi. Ancak, giden İslamcı teröristlerin bir süre eğitim aldıktan sonra geri döndükleri görüldü. Buna rağmen bunlara karşı etkili önlemler alınmadı. Saldırılarda kullanılanların önemli bir bölümünün Suriye’de eğitim alması, sonra geri dönmesi AB’nin adeta katliamlara davetiye çıkarması anlamına geliyor.
Son katliamlar bunu açık olarak gösteriyor.

MOLENBEEK: YOKSUL GÖÇMEN SEMTİ

Paris Katliamı’ndan sonra özelikle Avrupa basınında Brüksel’in Molenbeek (Değirmen Deresi) semti yeniden dikkatleri üzerine çekmişti. Zira saldırıyı gerçekleştirenlerin dördü; katliamın planlayıcısı Abdelhamid Abaaoud ile birlikte Hadfi Bilal, Salah Abdeslam ve Brahim AbdeslamMolenbeek’te doğup büyümüştü. Diğerlerinin de yolu bu semte düşmüştü. Fransız vatandaşı olanlar da bir süre burada kalmıştı. Katliam sırasında kullanılan iki otomobil de Belçika’dan kiralanmıştı.
2004’te Madrid’te bombalı saldırıda bulunanlar, Charlei Habdo dergisine yönelik saldırıyı düzenleyenler, Brüksel’de Sinagog’a girerek dört kişiyi öldürenler ve Almanya-Fransa seferini yapan hızlı trende cinayet işlemeye hazırlanırken yakalanan teröristler de Molenbeek’te doğup büyümüş ya da bir süre bu semtte kalmıştı.

Hal böyle olunca, Molanbeek, Avrupa’da büyük terör saldırılarını gerçekleştirenlerin çıktığı ya da uğradığı bir semt olarak anılmaya başlanmıştı.

Belediye yıllardır ilçede radikal dincilere katılan gençlerin sayısının fazla olduğunu tespit ettiği halde bunu engellemek için ciddi bir adım atmamış. Bir belediye yetkilisi dinle hiç alakası olmayan gençlerin kısa sürede radikal dinci örgütlerin tuzağına düştüğüne işaret ediyor.