Emeğe saygının şairi: Ferdinand Freiligrath

Ali Çarman
Almanya’nın belli başlı şehirleri arasında yer alan Stuttgart yalnız sanayi alanındaki gelişmeleriyle değil aynı zamanda felsefi ve edebi alanında yetiştirdiği ünlü kişilerle de tanınır. Kimdir bunlar denecek olursa; Georg Hegel, Friedrich Schiller, Eduard Mörike, Friedrich Hölderin, Gustav Schwab, Georg Hervegh, Wilhelm Hauff’tan söz edilebilir.
Yazımıza konu olan tanınmış Alman şair Ferdinand Freiligarth, tıpkı denizlerin gel git olayını çağrıştıran hayatının belli bir dönemini Stuttgart‘ta geçirmiş.
19. Yüzyıl Avrupa’sı bir yanıyla devrimler çağı olarak anılır. 1789 Fransa Devrimi hızla bütün komşuları etkiledi. Toplumsal mücadele gerçekten adına layık bir şekilde kitleselliği, alameti ve yıkıcı sonuçları ile zamanlı-zamansız büyük kalkışmalara neden olmaktaydı. Ferdinand Freiligarth böylesine tarihsel bir dönemde, 17 Haziran 1810’de küçük şirin bir kasaba olan Deltmold’da dünyaya geldi. Babası kendi halinde bir öğretmen idi. Ailesinin maddi imkansızlıkları nedeniyle yüksek okula devam edemeyerek iş hayatına atıldı. Ticaret alanında muhasebecilik yapmaya başladı.
Lise yıllarında şiir ve düz yazılar yazdı. Önceleri çevresinde olup biten toplumsal olaylardan bi haber; aşk ve sevgi üzerine romantik şiirler yazmaktaydı. Kısa sürede dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. İşte bu dönemin en bilinen ve dilden dile yayılan dizelerinden biri; ‘Henüz vakit varken, henüz sevebiliyorken, sevebildiğimiz kadar sevelim!’
Devrime kulak vermek
Burjuva devriminden yana olan güçler kimi zaman yenilmiş ordunun askerlerinin ruh halinde, kimi zaman ise örneğin 1832 Mayıs sonunda Hambach Kalesi önünde toplanan ateşli binler oluyordu. Böylesi bir süreçte toplumsal mücadelenin dışına düşmek olmazdı. Bunu en özlü sözlerle Engels şöyle ifade etmekte; ‘Hepimiz eylem için aynı açlığı, törelere karşı aynı direnci içimizde hissediyoruz. Sıcak eylem karşısındaki dar kafalı korku, sonsuz tereddüt hepimizin ruhuna aykırı. Özgür dünyaya açılmak, baskıcı engelleri aşmak ve yaşamın tacına, eyleme erişmek istiyoruz. Artık tadına vardığımız şey yoksul, kısıtlı, bencilce bir sevinç değildir, mutluluğumuz milyonlara aittir.’
Georg Weert, Heinrich Heine, Georg Hervegh.. gibi Freiligarth da bu sese kulak verir. Ve toplumcu şiirler yazmaya başlar. 1848 ilkbaharında kaleme aldığı ‘Ölmüşlerden Yaşayanlara’ adlı uzunca şiiri, devrimin en bilinen şarkısının sözleri oldu.
‘Barikatların kurulduğu her yerde baskı söze, yazıya; Hergün daha küstahlaşan saldırı, serbestçe toplanma hakkına; Ağır gıcırtılarla açılan zindan kapıları, güneyde ve kuzeyde; Halktan yana olan herkese eskisi gibi zincir, kelepçe; Kazaklarla ittifak ve size, sizlere reddiye! Ah siz ki, layıksınız defnelerle kaplı kabirlere; Siz, gelecek fırtınasının en ileri savurdukları! Siz, Paris’in Haziran savaşçıları! Siz, kanatlanan mağluplar!’ kısa bir bölümünü aldığımız bu dizeler için dönemin egemenleri şaire vatana ihanet suçluyla dava açtı.
Karl Marx ile dost olmak
Proletaryanın yılmaz savunucusu Karl Marx her konuya olduğu gibi sanata ve sanatçılara çok önem verirdi. Yeni yazılmış her kitabı hemen okuduğu, önerilerde bulunduğu, adeta tüm şairlerle çok sıkı dostluklar kurduğu biliniyor. Bir dönem sanatta politikasızlığı savunan ve daha sonra deyim yerindeyse devrimin ozanı olan Ferdinand Freiligarth da Marx ve Engels’in dostları arasında yer aldı. Her buluşmasında manevi bir güç kazanıp coşkuyla evinin yolunu tutardı. Marx, maddi sıkıntılar içindeyken bir çok kez bu dostundan borç para dahi aldı.
Paris’teki sürgün yıllarında, Köln’de Yeni Ren Gazetesi’ni çıkardıkları zamanda en yakınında yer alanlar arasında olan devrimci şair, Ferdinand Freiligarth 1848 Ekim’inde yayın kuruluna girdi. Tamamen kırmızı sütünlarla basılan gazetenin son sayısında Marx’ın isteği üzerine yazdığı şiirden bir dörtlük;
‘Elveda kardeşler; ama hep böyle sürmeyecek Korku düşmeyecek yüreğinize. Daima güçlü kolların arasında Döneceğim bir gün aranıza.’
İnzivaya çekilmek
Ferdinand Freiligarth şiirlerini gazetede yayınlamak için okurlardan özel uyarıların (beğeni) yapıldığı unutulmamalı. 1848-1849 devriminin başarısızlıkla sonuçlanması, mücadele ile elde edilen tüm kazanımların kaybını beraberinde getirdi. Proletarya davasının savunucuları zorunlu olarak yeraltına çekilmek durumunda kaldılar.
Köln Komünistler’in yargılanması davası sömürücü egemen sınıfların saldırıda sınır tanımadıklarını gösterdi. Bu yargılamalardan nasiplenenlerden birisi de gazetenin yazı kurulunda yer alan Ferdinand Freiligarth oldu.
Ateşli sözleri ile şiiri bir silah gibi kullanan, imgeleri güneş ışıkları kadar parlak ve geniş okur kitlesiyle hak ettiği övgüleri fazlasıyla alan Freiligarth, dostlarının yardımıyla Brüksel’e geçti. İşçi derneklerinde, dostların buluştuğu kafelerde yüksek sesle şiirler okudu. Sömürü ve baskının elbet bir gün ortadan kaldırılacağına ilişkin inancını büyüttü. Ancak, gerçek yaşam ile zorluklara, tehditlere karşı direnmek, örgütsel mücadelede inatçı davranmak aynı paralellikte yürümüyor.
1851′ de bu kez Londra’ya uzanan sürgün yılları başladı. Uzun yıllar mülteci olmak, ülkesinde, sevdiklerinde ve en önemlisi toplumsal mücadelenin dışına düşmek zordur. Burada politik hayattan ve dünyada olup bitenlerden uzak bir yaşam sürdürmeyi tercih etti. Sıradan memurluktan, banka yöneticiliğine kadar birçok işte çalıştı. 1858’te İngiliz vatandaşlığına geçti. 1866 da almış olduğu ‚ceza‘ affa uğrayınca dostları Londra’da yardım topladılar. 60 bin Taler ile Almanya’da rahat bir hayat sürer dediler. 1868 de Almanya’ya geri döndü. Stuttgart‘ta son yıllarını geçirdi. Ve 18 Mart 1876 da Bad Cannstatt’taki evinde hayata gözlerini kapadı.
‚Şairleri övmek gerekir. Onlar ince ruhludur. Tıpkı çocuk gibidirler.‘ sözleri proletaryanın önderinin pek çok kez sarfettiği sözlerdir. Ferdinand Freiligarth’ı anarken, dizeleriyle yazımızı noktalayalım: ‚Saygı o insana, övün o işçiyi! Saygı nasırlı ele! Saygı düşen her damla tere‘