‚Osmanlı ocakları‘ Almanya’da!

Türkiye’de Kürt illerinde süren savaş ve çatışma ortamından kendilerine vazife çıkaran veya ‚çıkartılan‘ bazı ırkçı gruplar, Almanya’da da Türk-Kürt kardeşliğini hedef alan kışkırtmaları gündemlerine almış görünüyorlar.
Şimdiye kadar Duisburg, Aschafenburg, Dortmund ve Rotterdamm gibi kentlerde „teröre lanet“ adıyla yürüyüş ve miting yapan ve 10 Nisan’da birçok büyük kentte eylem yapmaya hazırlanan bu çevreler, Kürt halkına karşı ırkçı bir söylem kullanıyor ve Almanya’da da işçi ve emekçiler arasında dine, milliyete, mezhebe dayalı önyargı ve çatışmaları teşvik ediyorlar. Türkiye’de yaşanan ölümlerin ve dökülen kanın halkta yarattığı acı ve öfkeyi kullanmaya çalışan ve kendilerine „Almanya Yeni Türk Komitesi“ adını veren bu ırkçı grupların AKP’ye yakınlığı ile bilinen Osmanlı Ocakları’nın „Almanya versiyonu“ olduğu görülüyor.
Almanya’nın kendi halinde küçük kentlerinden Aschafenburg, Paskalya tatilinde hareketli günlere sahne oldu. Kent merkezinde toplanan 500 kişilik bir grubun „hep birlikte teröre karşı“ adıyla eylem yaptığını görenler, belki Brüksel’deki IŞİD terör saldırısının konu edildiğini sanabilirlerdi- eğer yüzlerce Türk bayrağı ve Kürt düşmanlığı içeren slogan ve dövizler olmasaydı!
Savaşa karşı barışı, ölümlere karşı yaşamı savunmaktan öte, açıkça milliyetçi bir kışkırtma karakteri taşıyan bu eylem, kentte bazı Kürt grupların tepkisine neden olunca polisin güçlükle önlediği bir arbede ve çatışma yaşandı. Milliyetçi bir kışkırtma isteyenler bir anlamda hedeflerine ulaşmış oldu. Hükümete yandaş basın organları da bu çatışma ve kışkırtıcı ortamı körüklemek için ellerinden geleni yaptılar: “Aschafenburg’da PKK dehşeti- Sabah“, “Almanya’da PKK’lılar Türklere saldırdı- Hürriyet”. Herşey bir yana, çatışmanın taraflarını Türkler ve Kürtler olarak göstermek bile nasıl bir zihniyetle hareket edildiğini gösteriyor.
Paskalya döneminde AKP iktidarını öven, yaşanan savaşın ve ölümlerin devamını istemek anlamına gelen kan ve intikam siyasetini taraf olan eylemler sadece Aschafenburg’la sınırlı kalmadı: Duisburg, Amsterdam ve Dortmun’da da benzer girişimler gerçekleşti.
Kendilerine “Almanya Yeni Türk Komitesi-Bağımsız vatanseverler” adını veren bir grup tarafından beş büyük kentte yapılan eylem çağrısı ise, ırkçı kutuplaştırma ve çatışma amaçlı provokasyonların devam ettirilmek istendiğinin bir işareti. İnternet üzerinden çağrı yapan bu grup, Almanya’daki Türkleri “Terörü lanetleme yürüyüşü” adıyla Köln, Stuttgart, Münih, Frankfurt ve Nürnberg’de ayın gün aynı saatte (10 Nisan, Saat 16.00) yapılacak gösterilere katılmaya davet ediyor. Bazı kentlerde “barış yürüyüşü” yaptıklarını öne sürseler de, çağrılara ve kullandıkları dile bakıldığında açıktan hükümetin savaş ve çatışma politikasını övdükleri, Türkiye’de süren savaş ve çatışma ortamını sorgulayıp barışa hizmet bir yana, akan kanı çoğaltacak politikalara destek sundukları görülüyor. Bu eylemlerin ve bu ırkçı zihniyetin, Almanya’da yaşayan ve aynı işyerinde, aynı semtte, aynı okulda ortak bir geleceğe ve sorunlara sahip olan Türkiye kökenli emekçiler arasında kutuplaşma ve huzursuzluğu arttıracağı açık değil midir? Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e karşı kışkırtmanın, vatana veya millete bir yarar getirmesi, savaş ve çatışma ortamını sona erdirmesi mümkün müdür?
Almanya’da bu tür kışkırtmalar yeni değil; kimi zaman etnik kökene, kimi zaman dine-mezhebe dayalı kutuplaştırma ve kışkırtma çabalarının Almanya’ya da taşınmak istendiğine yıllardır tanık oluyoruz. Evet Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli emekçiler Türkiye’de gelişmeleri yakından izliyor ve etkileniyorlar; acılarını, üzüntülerine ortak oluyorlar. Elbette bundan daha doğal ve insani bir şey olamaz. Doğal olmayan ve kimi politik çıkar grupları tarafından istismar edilen ise burada yaşayan insanları savaş ve kan siyasetinin bir destekçisi yapmaktır! “Vatan ve millet sevgisi” diyerek, daha fazla kan dökülmesine, insanların ölmesine evet denmesini istemektir insani ve doğal olabilir mi? Almanya’da yıllardır yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın nasıl insanlık düşmanı bir sorun olduğuna en yakından tanık olan bizler, bir ulusu inkar etmenin, aşağılamanın, etnik ayrımcılık yapmanın yanında yer alabilir miyiz?
Türkiye, hatta Suriye ve bütün dünyada olan bitenlere ilgi duymak, duyarlı olmak, halka yönelen her türlü terörü lanetlemek Türkiyelilerin de Alman ve diğer Avrupalıların da insani ve olumlu bir davranışıdır. Ama bu, Kürt halkını düşman ve terörist gibi göstermenin aracı yapılabilir mi?
Evet kimse kusura bakmasın. Vatan ve millet için bir şey yapmak, iktidar partisinin memurları gibi davranmak anlamına gelmez. Etnik veya dini kökenimizi başka bir ulusu, inancı veya mezhebi aşağılamanın aracı olarak savunma hakkı vermez!
Almanya’daki Türkiye kökenli emekçiler bir taraf olacaksa, savaşın ve akan kanın durmasından, Türkiye halkının demokratik ve özgür bir ortamda yaşama hakkından yana olmak durumundadırlar. “Her Türk asker doğar” sloganıyla kışkırtıcılık yapanlar, Kürt illerinde 7’den 70’e halka zulüm eden, sokağa bile çıkartmayan, mahallelere bombalar yağdıran iktidar partisine tek laf etmiyorsa, bu ne Türkiye’yi ne o topraklarda yaşayan halkı savunmak ne de terörü kınamak anlamına gelmez!
Almanya’da da, düne kadar ‚bakın AKP çözüm ve barış sürecini gündeme getirdi‘ diye iktidarı öven laflar edenlerin, şimdi arsızca, aynı AKP’nin, halka kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen ırkçı ve savaş yanlısı politikalarına alkış tutması manidardır. Ve kimse bunu vatan millet sevgisi olarak pazarlayamaz; çünkü vatana da millete de en büyük zararı veren bu kan politikası olmaktadır.
Evet herkes düşüncesini, tepkisini sözle yazıyla veya gösteriyle ortaya koyma hakkına sahiptir. Almanya’daki farklı siyasal eğilimlere sahip Türkiye kökenliler de bu açıdan doğru gördükleri talepler için eylem yapabilirler ve yapmaktadırlar da zaten. Ama bu hak, ırkçılığı ve savaşı haklı göstermek gibi insanlık düşmanı bir tutuma kılıf oluşturamaz. Elbette farklı gerekçe ve duygularla bu gösterilere katılanlarla bu gösterileri ve kışkırtmaları organize eden gruplar aynılaştırılamaz. Bu açıdan bir yandan Türkiye kökenli emekçilerin kendi aralarında ve Alman emekçilerle birliğini, bütünlüğünü teşvik edip, aydınlatırken; bir yandan da bu tür kışkırtma eylemlerini organize eden ırkçı şebekelerin gerçek yüzlerini açığa çıkaran bir teşhire ihtiyaç vardır.
Almanya’da da kışkırtıcılık ve kutuplaşma peşinde koşan Osmanlı Ocağı türünden savaş ve şiddet yanlısı, ırkçı gruplara verilecek en anlamlı yanıt ise; Almanya’daki Türkiye kökenli işçi ve emekçilerin, hangi etnik köken veya mezhepten olursa olsun savaşa ve ırkçılığa karşı birlik mesajı vermesi; Türkiye’deki hükümetin ‚içeride ve dışarıda savaş‘ politikasını sorgulaması olacaktır.