‚Finans cennetleri‘ sistemin aynası

Köln Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yazar Dr. Werner Rügermer, Panama Belgeleri’yle ortaya çıkan Uluslararası skandalın nasıl işlediğini, bu sistemden kimlerin kazandığı, kimlerin kaybettiğini gazetemize anlattı.

 

Sayın Rügemer, kamuoyu Panama Belgeleri’ni ve skandalı konuşuyor. Daha önce İsviçre’deki vergi kaçakçılığıyla ilgili kitap yazmış bir akademisyen olarak, İsviçre ile Panama arasındaki fark nedir?

Bu türden vergi kaçakçılığı ilk önce İsviçre’de başladı. Epey uzun bir geçmişi var. Örneğin Fransız Devrimi tarafından ülkelerinden kovulan ya da kovuşturulduklarını düşünen aristokratlar paralarını İsviçre’ye getirdiler. Ama bu konudaki profesyonel hizmet sektörü, posta kutusu şirketleri de denen paravan şirketler 1920-1930’lu yıllarda gündeme geldi. Yani uluslararası tekeller önemli taşınmaz mallarını, hisse senedi paketlerini, paralarını İsviçre’ye götürdüler.

 

Bu gelişme nasıl oldu?

Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın her yerinde monarşilerin yıkılması gündeme geldi, demokrasi ve işverenlerin yüksek vergilendirilmesi söz konusuydu. Bu nedenle servetlerinin bir kısmını gizleyecek yerler aradılar.

İsviçre’deki sistem şöyle işliyordu: Almanya, Fransa ve İtalya’dan bir işletme, zengin bir insan, İsviçreli bir bankere giderek, örneğin “Benim 1 milyon Mark değerinde Siemens hisse senedim var, bunları hukuki olarak İsviçre’de saklamak istiyorum” diyor. Banka bir avukat getiriyor ve bankayla bir sözleşme yapılıyor. Hukuki açıdan yetkili bir işveren atanıyor.

 

Servet sahibi gizli mi kalıyor?

Bu posta kutusu şirketi bankaya servetin sahibiyle ilgili bilgi veriyor, ama  firma tarafsız bir isim alıyor. Örneğin Stalla ya da servet sahibinin eşinin kızlık soyadı gibi. Ticari kayıtlara bu firma geçiriliyor ama kayıtlarda sadece firmanın ismi örneğin Stella ve Annelisa görülüyor. Sadece banka, avukat veya yedi emin olarak atanan kişi servetin kime ait olduğunu biliyor.

 

Peki şimdi çok konuşulan Panama’da sistem nasıl işliyor?

İsviçre’deki bu prensip daha sonra dünya çapında üstlenildi. Şu an dünyada yaklaşık 50 vergi cenneti var. Panama, sadece bu 50 vergi cennetinden biri. Hem de göreli olarak oldukça küçük bir vergi cenneti. Kimin yaptığına göre değişecek şekilde 13, 18 veya 20. sırada yer alıyor.

 

Şimdilerde, sizin tahmininize göre en büyük vergi cenneti hangi ülke?

Bireyler değil de uluslararası tekeller açısından en büyük vergi cenneti ABD’nin Delaware Eyaleti. Aralarında ABD’lilerin de olduğu yüz binlerce işletmenin hukuki merkezi Delaware’de. İkinci sıra ile ilgili tartışma var. Ya Singapur ya da İsviçre. Daha sonra da Luxemburg ve Hollanda geliyor.

 

Mossack Fonseca şirketinin ardında kimler var?  Birinin Alman olduğunu biliyoruz, Jürgen Mossack. Diğeri Panamalı bir politikacı olan Fonseca. Posta kutusu şirketlerinin böyle insanlara mı ihtiyaçları var?

Bu posta kutusu şirketleri her zaman problemli müşterilere sahip olduklarından doğal olarak o ülkede politik olarak arkalarında duracak insanlara ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle Bay Fonseca’nın uzun süredir hükümet partisinin yönetim kurulunda olması, hükümetin finans danışmanı veya bakanı olması tesadüf değildir. Bu tür gizli iş yapan sektörler her zaman politik korunmaya ihtiyaç duyar.

 

Bu skandal, normal vatandaşlar açısından ne anlama geliyor? Çünkü bir tarafta milyonlarca, belki de milyarlarca Euro’yu vergi cennetlerine kaçıranlar diğer taraftan da normal vatandaşlar var.

Vergi cennetleri sadece vergi cennetleri değil, aynı zamanda finans cennetleridir. Bu devletlerin yaptığı teklif sadece vergi kaçırmayla ilgili değil. Şu anda elimizde 50 finans cennetinde kaç milyarın saklandığına dair net istatistikler bulunmuyor. Sadece 10 ila 50 milyar Euro arasında olduğu tahmin edilen miktarı AB üyesi ülkeler her yıl bu şekilde kaybediyor. Devletlerin borçlanmasının, dünya çapında organize edilmiş vergi kaçırmayla da bağlantılı.

Burada tekrar Avrupa Birliği’nde gelmek istiyorum. Çünkü burada bazı şeyler değiştirilebilir, Biliyoruz ki AB’de iki büyük vergi cenneti var: Luxemburg ve Hollanda.

Avrupa’nın en büyük vergi cenneti ülkesi olan Luxemburg’un uzun süre başbakanlığını yapan Jean Claude Junker AB Komisyonu başkanı. İkinci Büyük vergi cenneti olan Hollanda’nın Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem ise Euro Grubu başkanı. Parayla ilgili iki önemli kurumun başında vergi cennetti olan ülkelerin temsilcileri bulunuyor.

 

Yani tesadüf değil diyorsunuz…

Bence tesadüf değil. Vatandaşları etkileme konusunda başka bir boyutu daha var. Avrupa’da işyerleri ve  kurumlar, en fazla Hollanda’da paravan şirketler üzerinden finanse ediliyor. Suudi Arabistan’dan, ABD’den ve başka ülkelerden çok fazla sayıda şirket Hollanda’da paravan şirket kurduktan sonra, Almanya’da ya da İtalya’da firmaları satın almaya çalışıyorlar. Bu nedenle elde edilen karlar da bu paravan şirketler üzerinden Hollanda’ya gidiyor.

Biz burada hükümetlerin, Alman Hükümeti’nin ya da AB’nin kendi içinde bu türden yapılarla mücadele etmesini, önlemler almasını bekleyemeyiz. Buna karşı yurttaşların uzun soluklu ve aktif bir mücadele vermesi gerekiyor.  Belgelerin yayınlanması bunun için bir fırsat aslında.

 

 

Sistem nasıl işliyor?

 

Bu sistem nasıl işliyor? Bu konuda fazla bilgisi olmayan okuyucularımız için sistemi anlatabilir misiniz?

Almanya’daki bir zengin olarak taşınmaz servetimin veya hisse senetlerimin bana ait olduğunun bilinmesini istemiyorsam örneğin Deutsche Bank veya Commerzbank’a gidiyorum. Hangi ülke, hangi vergi cennetini tavsiye edeceklerini soruyorum. Panama mı, İsviçre mi? Hangisi benim için daha uygun diyorum. Benim bir avukatlık bürosuyla iletişim kurmamı sağlayın diyorum. Örneğin şimdi Panama’daki Mossack Fonseca Avukatlık Bürosu gibi. Ya da İsviçre, Luxemburg veya Hollanda’da bir avukatlık bürosu…  Artık hangisi uygunsa. Sonra Deutsche Bank bu serveti orada Stella, Annelisa vb. şeklinde adlandırılıp kayıtlara geçirilen paravan şirkete transfer ediyor. Alman servet sahibi Deutsche Bank üzerinde firma ile bağlantı kurarak, “servetimden şu kadarını satın ya da size servetimden şu kadar daha göndereceğim” diyor. Bu sayede birçok avantajı oluyor. Birincisi kendi ülkesinde vergi ödemiyor. Ama daha birçok avantaj var. Örneğin gizli bir şekilde hisse senedi alıp satabiliyor. Bir işletme başka bir işletmeyi satın almak istediğinde bunu hemen kamuoyuna açıklamıyor. Böyle vergi cennetlerinde gizli hisse senetleri olan çok sayıda insan birbiriyle konuşarak “Biz bir hisse senedi paketini satıyoruz ya da satın alıyoruz” diyebiliyor. Belli bir firmanın hisse senetlerinin çoğunu satın aldıklarında “Biz bu firmanın yeni sahibiyiz” diyebilirler. Buna dostane ya da düşmanca firmayı ele geçirme deniyor. Posta kutusu şirketleri başka firmaların gizli satın alınması işinde de kullanılıyor yani.

 

Bankaların müşterilerine bu paravan şirketleri tavsiye ettiklerini ve aracı olduklarını söylediniz. Bu yasal mı?

Prensip olarak yasal ve devletler tarafından yıllardır göz yumuluyor, hoş görülüyor. Ama servet sahibinin amacı önemli; vergi ödemek mi istiyor yoksa Siemens menajerinde olduğu gibi paravan şirket aracılığıyla istediği zaman rüşvet vermek için kullanmayı mı hedefliyor. İkinci durumda tabi ki illegal olur. Ama Panama’daki posta kutusu firması yöneticisi bu denetimi yapmadığı ya da yapsa da sonucu Almanya’ya bildirmediği  için bu yasa dışı bir aktivite haline gelir. Aslında finans tekniği açısından çok gelişmiş bir ülke olan Almanya’da her türlü hizmeti alabilirsiniz. Ama İsviçre, Hollanda, Luxemburg veya Panama’da bir posta kutusu firması kurduruyorsanız saklayacağınız bir şey var demektir.

 

 

Panama Belgeleri’nde ABD görünmüyor

 

Şu ana kadar Panama Belgeleri’nde Amerika konusunda bir şey duymadık. Bütün hafta boyunca değişik medya organları haberler yaptılar. Neden Amerikalılar bu skandalın içinde değil? Nasıl yorumluyorsunuz?

Bütün Amerikalıların çok temiz işler yaptığını tahmin etmek zor. Çünkü biliyoruz ki Amerika yargısı ve FBI, İsviçre Ulusal Bankası’nın Amerika’daki şubesinde hesabı olanlara karşı geniş bir soruşturma başlattı. Çünkü pek çok kişi ABD’deki şubeden parasını İsviçre’deki ana bankaya nakletmişti. Bu şekilde işlem yapan binlerce ABD vatandaşına karşı ABD yargısı çok sert cezalar verdi.

Yine biliyoruz ki, elinde sermayesi olan pek çok Amerikalı benzer yollara başvurarak parasını yurtdışına götürmeye çalışıyor. Bu nedenle Panama Belgeleri’nde hiç bir Amerikalı vatandaşın olmaması, adının geçmemesi şaşırtıcı. Hem de ABD ile Panama arasında çok yakın ilişkiler olmasına rağmen… Ama olmaması durumunda da bir açıklamamız olabilir. Çünkü bu skandalın Süddeutsche Zeitung ve diğer gazetelerde yayınlanma işlemi bir çok ABD vakfı tarafından finanse ediliyor. Kanige Vakfı, Rockefeller  Vakıfı, Ford Vakfı işin içinde. Yine değişik ülkelerde, Ukrayna’daki gibi renkli devrimler yapan Georg Soros’un Açık Toplum Enstitüsü de bu işin içinde.

Bana göre bu çok çok pahalı projeye finansman sağlayan bu kesimler, muhtemelen doğrudan bir direktif vermeseler de, gazeteciler onları “doğru” anlamış olabilirler! Araştırmanın nerede olabileceğini nerede olmaması gerektiği konusunda bir şeyler söylenmiş olabilir.

Yücel Özdemir