Sosyal harekette ‚arayış‘ ve ‚kıpırdanış‘

Zeynep Sefariye Ekşi*

23-24 Nisan hafta sonunda Almanya’da iki etkinlik vardı: TTIP’i protesto yürüyüşü ve “Irkçılığa Karşı Konferans”.

23 Nisan cumartesi günü 90 bin kişi “TTIP ve CETA‘ya hayır!” demek için Hannover sokaklarını doldurdu. 23-24 Nisan’da Frankfurt‘ta yapılan “Irkçılığa Karşı Konferans”a ise 500‘ün üzerinde katılım oldu. Irkçılığa karşı oluşan birliğin çağrısına toplanan imza sayısı ise 17 binin üzerinde.

***

TTIP‘i protesto eyleminin merkezi hazırlık grubundaki tek göçmen örgütü federasyonumuz DİDF idi. Birlik platformunun içeriğine tümüyle katılmadığımız, eleştirdiğimiz noktalar var. Emperyalizm ve kapitalizm şartlarında, sömüren ve sömürülenlerin olduğu yerde hiç bir zaman “Adil bir ticaret”in olmayacağını biliyoruz. Ama AB ile ABD arasında, TTIP anlaşması imzalanırsa işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının daha da gaspedileceği, çalışma yaşamının daha da kuralsızlaşacağı, binlerce işyerinin yok olacağı, doğa ve insan yaşamının daha da kötüye gideceğini bildiğimiz için, binlerce Alman emekçiyle birlikte TTIP’i protesto ettik, etmeye de devam edeceğiz.

Ekonomik krizin derinleştiği yıllarda emek hareketi açısından, toplu sözleşme dönemleri hariç, Almanya’da sosyal sorunlara karşı yaygın kitlesel karşı çıkışlar olmadı. Bunun için sosyal hareket açısından, gerek Berlin’deki gerekse de Hannover’deki eylemler önemliydi.

***

konferenz

Irkçılığa karşı oluşuma da DİDF olarak imza attık ve konferansa katıldık. Elbette ırkçılığa karşı mücadele sadece ırkçı parti AfD’ye karşı mücadeleyle sınırlanamaz. Irkçılığa karşı mücadele bugüne kadar ırkçılığın beslendiği zemini yaratan ayrımcı, emekçileri bölme amaçlı ayrımcı devlet politikalarına karşı mücadeleyle birleştirilmeden yürütülemez. Ve eklemek gerekir ki, bu politikaların temsilcileriyle de ortak mücadele edilemez.

Bu nedenle ırkçılığa karşı mücadele sosyal sorunlara karşı emekçilerin ortak mücadelesinden, taşeronlaşmaya ve kiralık firmalara karşı, Hartz IV’ya karşı, insanca çalışma ve yaşam koşulları mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Alınırsa da hep yarım kalır. Yine ırkçılığa karşı mücadele savaş kışkırtıcısı politikalara karşı mücadeleden, ‘sınırların silahlara kapanıp insanlara açılması’ mücadelesinden ayrı ele alınamaz.

Bunlara karşı mücadelenin örgütlenmesi ve yükseltilmesiyle de asıl olarak ırkçılığın zemini ortadan kalkacaktır.

Frankfurt’daki konferansta bunlar azımsanmayacak sayıda katılımcı genç, sendikacı, işçi ve aydın tarafından dillendirildi, tartışıldı. Ama ne cevaplar çok net oldu ne de talepler.

Parti, kurum, sendika vb. yerlerde örgütlü kişilerin yanı sıra kendiliğinden gelen ve ırkçılığa karşı daha aktif mücadele etmek azımsanmayacak sayıda katılımcı vardı.

***

Gerek TTIP’i protesto yürüyüşü gerekse ırkçılığa karşı konferans Almanya’da da emek hareketi açısından ‘kıpırdanma’nın belirtileri dersek abartmış olmayız.

Yaklaşık üç hafta önce binlerce çelik işçisinin eylemi olduğunu, metal sendikasının bu hafta tam günlük uyarı grevlerine başladığını, bu sene 12 milyon emekçinin toplu sözleşmesi olduğunu düşünürsek rüzgar emekçiden yana esiyor diyebiliriz.

DİDF olarak bize düşen görev de bu gündemleri Türkiyeli emekçilere taşıyarak ortak mücadelenin örgütlenmesi için tüm olanaklarımızı seferber etmek!

İşçilerin mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı bu görevlerle karşılıyoruz!

* DİDF Genel Başkanı