TİS dönemi gergin geçiyor

7 milyondan fazla işçi ve emekçinin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri alışılmadık bir gerginlik içinde devam ediyor. Metal patronları IG Metall sendikasına tarihinin en düşük ücret teklifini yaparlarken kamu patronları Ver.di’ye, “TİS dönemine kamu çalışanları öncülük yapamaz” diyerek ‘haddini bildirmeye’ çalışıyor. İnşaat işkolunda ise artık ‘gelenek’ haline gelen oyalama devam ediyor. Diğer yanda ise geniş emekçi kitleleri arasında sonuca ilişkin beklentiler büyüyor. Ama grev oylaması ve süresiz grev olmadan taleplerin ileri sürüldüğü ölçüde elde edilemeyeceği de biliniyor.

UMUT YAŞAR

Yılın ilk yarısında 7 milyondan fazla emekçinin toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin başlaması 2016 yılı TİS dönemi hareketli geçecek” tahminlerini haklı çıkaracağı benziyor. Metalde 3,8 milyon, Federal ve yerel düzeyde 2,14 milyon kamu emekçisi ve inşaat işkolunda 785 bin işçinin yanı sıra daha birçok küçük işkollarında 300 bin civarında emekçinin TİS görüşmeleri devam ediyor.

Devam eden görüşmelerin bu seferki ortak özelliği işverenlerin ağızbirliği etmişçesine sendikaların ileri sürdükleri taleplerin çok altında teklif sunmaları (metal ve kamu) veya hiçbir teklif dahi (inşaat ve basım) sunmamaları oldu.

Sendikaların ileri sürdükleri talepler açısından bakıldığında ise IG Metall sendikasının bu yıl Ver.di ve IG BAU sendikalarına göre daha düşük ücret talebi ileri sürdüğü görülüyor. IG Metall’in geçen sene yaptığı genel kurulda delegelerin önemli bir bölümü, “talep edilenle elde edilen sonuç arasındaki farkın fazla olmasını eleştirmişlerdi. Bu kadar büyük farkın tabanda yarattığı olumsuz etkilerine dikkat çeken delegeler, “üyelerimiz çok çabuk ve düşük düzeyde uzlaştığımızı düşünüyorlar, bu da bizi zor duruma sokuyor” görüşünü savunmuşlardı.

Anlaşılan IG Metall sendikası bu TİS döneminde geleneksel uzlaşmacı çizgisiyle bilinen IG BCE sendikasının taktiğini uygulama yanlısı; talep ne kadar düşük tutulursa elde edilen sonuçla farkta o kadar az olur.” Fakat ne genel kurula katılan delegeler ne de tabanda hoşnutsuzluğunu dile getiren IG Metall üyeleri ileri sürülen talebin düşük tutulmasını istemiyorlar. İleri sürülen talebin elde edilmesi için daha kararlı bir tutum sergilenmesini bekliyorlar.

IG Metall sendikasının Batı Almanya’daki en son grevinin üzerinden 20 yıldan fazla bir süre geçmesi de (24 Şubat 1995’de Bavyera’da iki hafta süren grev) tabanda, sendika merkezinin haddinden fazla uzlaşmacı tutum sergilediği izlenimi de güçlendiriyor. Sermaye yanlısı basında ise özellikle IG Metall’in Doğu Almanya’da 2003 yılında yenilgiyle sonuçlanan grevi hatırlatılarak, bir daha böyle bir durumun yaşanacağı korkusu metal sendikasının yöneticilerinin kemiklerine kadar işlemişdeniliyor. Buradan çıkartılan sonuç ise açık; IG Metall grev yapmaktan çekiniyor! Bunun gerçeği yansıtmadığını bu tür yazıları yazanlarda biliyorlar ama bu, böyle propaganda yapmalarının önünde engel olmuyor.

SERMAYENİN KLASİK YAKINMALARI

İster kamu patronları ister metal ve inşaat işkolunun patronları olsun; klasik yakınma ve gerçekleri altüst etme çabaları konusunda birbirilerinden hiç farkları yok. Devlet kasalarına giren vergi geliri beklenenin çok üzerinde olmasına karşın Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière, ülkeye gelen mültecileri gerekçe olarak ileri sürüp, “pazarlık payı çok dar sınırlar içinde mümkün” diyor.

2015 yılını 250 milyar Euro ticaret fazlası ile kapayan, kasalarına tahmin edilenden 30 milyar Euro daha fazla vergi girdisi olan bir devletin içişlerinden sorumlu bakanı böyle bir şey söylemesi kabul edilebilir değil şüphesiz – ki Ver.di sendikası bu konuda tutarlı bir çizgi izliyor. Ver.di’nin talebinde ısrarlı olması de Maizière tarafından, Kamu sendikasının TİS dönemine öncülük etmesine izin vereceğimiz düşünülmesin diye yorumlandı. Bu da gösteriyor ki; de Maizière’nin (yani hükümetin) derdi her fırsatta sermayenin talanına açtıkları kamu kasalarınin durumu değil. Onların derdi genel Almanya sermayesinin pozisyonunu zayıflatmamak!

Metal patronları biraz daha farklı bir çizgi izliyorlar; IG Metall’in talep belirlemede kullandığı formül (üretkenlik+enflasyon+kârdan pay) için yanlış veriler kullandığını ileri süren sermaye temsilcileri, ülke genelindeki üretkenliğin ve AB genelinde enflasyonun düşük olduğu gibi metal işletmelerinin hepsinin farklı bir gelişme sergilediğini dolayısıyla genel bir talep ileri sürmenin bile yanlış olduğunu söylüyorlar.

İnşaat işkolunda ise şirket temsilcileri devam eden diğer TİS görüşmelerine bakarak oyalama taktiklerinde ısrarlı davranıyorlar.

VE GERÇEKLER

Devlet istatistik dairesinin enflasyon verileriyle, emekçilerin yaşadıkları gerçek enflasyon arasında dağlar kadar fark olması yeni değil. Geçen yılın enflasyon oranı 0a yakın olması veya bu yılın ilk üç aylık enflasyon ortalaması %0,3 dolayında olsa da bunun emekçilere yansıması hiçte öyle değil. Örneğin kiralar, özellikle büyük şehirlerde son üç yıl ortalama %3,4 arttı. Günlük ihtiyaçların fiyatları da arttığı gibi örneğin sağlık sigortalarına ödenen ek aidatlar da resmi istatistiklerde yer almıyor – ama bunlar da emekçinin cüzdanından çıkıyor!

Diğer yanda bir başka gerçek ise Almanyadaki sermayenin ücret harcamalarının sürekli düştüğü gerçeğidir. 20 yıl önce endüstride çalışan bir işçi ortalama olarak saatte 99 Euro ciro yaparken bugün bu miktar 200 Euro’nun üzerine çıktı. Yine aynı süre zarfında sermayenin toplam harcamaları içinde ücret harcamaları %20’den %15,5’e düştü. Bu birkaç rakam bile sermayenin çok yüksek düzeyde yakındığını, gerçeklerin ise işçilerin aleyhine olduğunu gösteriyor.

ÜÇ DALDA ÜÇ PROVOKASYON

Geçmiş TİS dönemlerine bakıldığında sermayenin tutumu genelde daha uzlaşmacı görünüyordu. En azından bu denli provokasyonlara başvurmuyorlardı. Metal, inşaat ve kamuda reel ücret kaybı anlamına gelecek tekliflerin sunulması, 7 milyona yakın emekçiye adeta “hodri meydan” demeleri ilk etapta şaşırtıcı olabilir. Bu tutum geniş işçi kesimleri arasında, sermaye grevi göze alıyor” ve “bu TİS dönemi sert geçecek gibi tartışmalara da vesile oluyor.

Sermayenin talep edilen ücret artışı nedeniyle adı geçen dalların tümünde grevi göze almasını gerektiren bir durum olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Şüphesiz hiçbir işletme sahibi gönüllü olarak daha fazla ücret vermeye yanaşmaz. Ama eninde sonunda vermek zorunda olacağı ücret artışı ve grev nedeniyle karşı karşıya kalacağı zararı tartar ve ona göre karar verir. İhracat ağırlık bir ekonomiye sahip Almanyada, hele hele üretimin üçte ikisinden fazlasının ihracata gittiği metal işkolunda ve ihracatın iyi gittiği bir dönemde grev yapılması sermayenin göze alacağı bir durum değil. Benzeri bir durum kamu işkolu için de geçerli. Zaten son TİS döneminde gerilen ilişkilerin daha da gerilmesini devlet de tercih etmiyor.

Bu söylenenler, “sermaye grevi kesinlikle istemiyor” diye algılanmamalı. Ama bugün yaşananları daha çok “masa başında yapılan klasik blöfler” hanesine yazmak gerekiyor. “Gerginlik” diye tarif edilen süreç, ki bu sadece tabandaki işçi tarafından böyle ifade edilmiyor aynı zamanda bütün medyada da böyle bir hava estiriliyor, daha TİS dönemini ilk görüşmeleri döneminde yaşanıyor.

Örneğin metal işkolunda henüz “barış döneminin” sona ermediği ve yaygın uyarı grevlerinin başlamadığı bir süreçteyiz. Ver.di sendikası ise 3. Tur görüşmelerinden önce ilk kez -25-29 Nisan arası- yaygın ve etkili uyarı grevlerini gündeme getirdi. IG BAU sendikası ise birkaç gösterinin dışında henüz bir şey yapmadı.

2015 metal TİS dönemini hatırlayacak olursak tablonun farklı olmadığını göreceğiz. Barış dönemi sona ermesinden üç hafta sonra ve toplam 850 bin metal işçisinin uyarı grevlerinden sonra bir sözleşme imzalanmıştı.

TALEPLERİMİZİN ARKASINDAYIZ!

Şüphesiz hiç kimse bugünden bu TİS döneminin nasıl sona ereceğini kestiremez. Bazı ipuçları olmasına karşın böyle bir süreç de hiç beklenmedik bir takım dinamikler ortaya çıkarabilir ve tahmin edilenden çok farklı bir süreç yaşanabilir.

Estirilen “gerginlik havasının sermaye ve sendika bürokratları açısından şöyle bir avantajı içerdiğini de unutmamak gerekiyor. Suni gerginlik artırıldıkça elde edilecek uzlaşmanın değeri de o kadar artırıyor. Şu an yaşananların gerçek anlamda bir gerginlik olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Masa başında müzakereleri sürdürenler belki sıkılmış, gerilmiş olabilirler. Ama gerçek gerginlik masa başında değil tam günlük uyarı grevlerinin yapıldığı, günlük fazla mesailerin ve hafta sonu mesailerinin iptal ettiği dönemde fabrikalarda ortaya çıkacak olandır. Mercedes, Ford ve diğer otomobil tekellerinde binlerce işçi hayır, cumartesi çalışmayacağız” dediklerinde veya süresiz grev oylaması gündeme geldiğinde yaşanacak olandır.

Gazetemizin bu sayısı okuyucuya ulaştığı Cuma günü IG Metall Pforzheim’de ve Ver.di ise Potsdam’da müzakere masasında olacak. Görüldüğü kadarıyla bu hafta sonu da bir sonuç alınamayacak ve metalde de uyarı grevleri gündeme gelecek. Mücadeleci sendikacılar ve işçiler tam da bu süreçte hem patronlara hem de sendika bürokrasisine ileri sürülen taleplerin arkasında olduklarını, elde edilecek sonucun ileri sürülen talep olması gerektiğini gösterme olanağına sahip olacaklar. Uyarı grevlerinde, yapılacak toplantılarda ve yürüyüşlerde bu kararlılığı ortaya koyma, süresiz grev için grev oylaması talebini ileri sürme doğru yönde atılacak ciddi bir adım olacaktır.