İşçi ve Emekçilerin Saflarında Yürümek…

ALİ ÇARMAN

Almanya’da bu yıl üç sendikanın (IG Metal, ver.di, IGBCE) toplu sözleşme süreci görüşmeleri aynı döneme denk geldi. Milyonlarca işçi ve emekçinin, gencin geleceği ile doğrudan ilintili bu süreçte önemli gelişmeler yaşanacağına ilişkin ipuçları şimdiden belirginleşti. Zira her TİS dönemi, işyerlerinde işçi ve emekçiler arasında hararetli tartışmaların yaşandığı dönemlerdir.

İrili ufaklı fabrikalarda, TİS süreci ve sendikanın talepleri, görüşmelerin nasıl sonuçlanacağına dair devam eden bu tartışmalar az değil. Acaba grev olacak mı? Sendika yine en az ile mi anlaşacak! Eylemleri sorumluluklarını baştan savmak için yapmaktalar! Gençlerin işi daha zor… bunlara bir de her işyerinin özgünlükleri eklenince, aslında dağlar kadar sorun olduğu görülecektir.

Birçok fabrika ve şehirde eylemler gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde 2 500 işçi-sendika temsilcisi ve çırak miting düzenledi. Bu eylemde gözle görülen bir konu da, mücadeleci işçi temsilcilerinin olduğu fabrikaların daha hazırlıklı olduklarıydı. Yanı sıra çıraklar da eylemlere uzak durmuyorlar. Sanayinin temel direkleri konumundaki metal işçilerinin her eylemi, öteden beri toplumda sempati ve saygı ile karşılanmakta. Gerek eylemlere (uyarı grevleri) katılan, gerekse yürüyüş ve mitingleri izleyen hemen herkesten, işçilerin hakkı olanı istediği yönünde görüşler duymaktayız.

Uzun yıllardır sendikanın başta ücretler olmak üzere birçok konuda hep geri adım attığı, bunun sonucunda işçiler arasında haklı olarak sendika yöneticilerine güvensizlik yaşandığı bir gerçek. Örneğin ırkçı parti AfD’nin, ülkenin üçüncü büyük eyaleti Baden Württemberg’de yapılan seçimlerde %14 oy alması, sendikaları neden ilgilendirmez. Irkçılığın gelişmesinde sendika kayıtsız ve tarafsız bir tutum takındığında bunun sonucu ne olur acaba! Kuşkusuz bütün sendika ve sendikacıların böyle olduğu söylenemez. Ancak alt kademelerden yukarılara çıkıldıkça böyle düşünenlerin hiçte az olmadığı çok rahat görülebiliyor.

Dört milyona yakın işçi adına masaya oturan IG Metall sendikasının, işçinin hak alma mücadelesinde en önemli silahlarından biri olan grevden söz etmesi elbette yerinde bir tespittir. Şimdi işçiler arasında gücümüz yettiğince bu çağrının altını doldurmanın çabası içinde olmalıyız. Hareketin içinde bulunduğu durumu ve nedenlerini doğru anlamadan, tepeden sözler sarfetmenin kime yararı dokunur acaba!

Elbette şurası da açıktır ki, işçi hareketinin önüne konulan engeller eninde sonunda aşılacaktır. Hareketliliğin alabildiğine yoğun olduğu böylesi bir dönemde bizlere önemli sorumluluklar düşüyor. Sınıftan yana sendika ve işçi temsilcilerinin, ileri işçilerin çabalarının yeterli olmadığı, sendikal bürokrasinin işi hep alttan aldığı ve nihayetinde en azla süreci geçiştirmeyi hedeflediği bilinmez değildir.

Şimdi mücadele yalnızca bazı patronlara karşı değil, deyim yerindeyse sermayenin tümüne karşı yönelmiş durumdadır. İşçinin alacağı ücretin biraz artması, sömürenlerin kar payının bir milim de olsa azalması demektir. Çalışma saatlerinin kısalması ise işçinin kendisine ayıracağı zamanın az da olsa uzaması anlamına gelir.

Herkesin açıkça bildiği gibi, emek cephesi açısında sorunlar tek tek fabrikalardan genele kadar, birkaç yıl öncesine göre çok daha fazla. O halde, emeğin sömürüden kurtulması ve sadece insanlığın refahının geliştirilmesinin hizmetine girmesinin mücadelesini verenler bütün olanaklarıyla, daha fazla güvenle, karalı biçimde işçi ve emekçilerin eylemlerinin içinde olmaları gerekir. Çünkü sınıf ve dayanışma bilincinin geliştirilmesin en uygun zamanları eylem ve grev zamanlarıdır…