‘Merdoğan’!

Almanya ve Türkiye arasındaki diplomatik-siyasi ilişki trafiği tarihsel olarak hep yoğundu. Ama son bir yıldır iki ülkenin hükümetleri arasındaki mesai, daha önce benzeri görülmedik bir düzeyde seyrediyor. ‚Mülteci krizi‘, ‚Patriot desteği‘, ‚vize muafiyeti tartışmaları‘, basın özgürlüğü ihlalleri, ‚mizah krizi‘ vb. derken, Türkiye ve Erdoğan Almanya’da, Almanya ve Merkel de Türkiye’de medya ve siyaset dünyasının en çok konuştuğu gündemlerden biri oldu. Hani neredeyse bu gidişle, Almanya Başbakanı Merkel’in Ankara’da bir büro açması hiç de sürpriz olmayacak!

Almanya Başbakanı Merkel ve Avrupa Konseyi Başkanı Tusk, Türkiye ve AB arasında varılan mülteci akınını sınırlama anlaşmasının gidişatını yerinde gözlemek üzere Gaziantep’in Nizip ilçesinde Suriyeli mültecilerin kaldığı bir kampa resmi bir ziyaret gerçekleştirdiler. Ziyaretten öte diplomatik bir şov şeklinde geçen buluşmada, liderler, şarkı söyleyip resim yapan mülteci çocuklarla poz verip, kamuoyuna anlaşmanın ne kadar isabetli olduğu mesajı vermek istediler.

Davutoğlu ve ekibi, gayretli öğrenci edasıyla, AB’den aldıkları ve alacakları paranın boşa gitmediğini gösterme gayretinde olurken; Avrupalı politikacılar da, bizimkilerin duymaktan hoşlanacağı tarzda bol bol diplomatik pohpohlamalar eşliğinde, “Türkiye’nin mültecilere yaptığı iyiliklerin ne kadar unutulmaz ve önemli olduğunu” dile getirdiler.

Kazan kazan siyaseti“ ve gerçekler

Merkel’in Gaziantep ziyareti, Almanya başbakanından Türk hükümetine ciddi uyarı ve eleştiri yöneltmesini bekleyenler için bir kez daha hayal kırıklığı oldu. Nitekim iki taraf da “Alan memnun satan memnun“ havası içinde birbirlerine diplomatik övgüler dizdiler. AB-Türkiye arasında yürüyen kirli mülteci pazarlığının, bazı sıkıntılar içermekle birlikte, önceden belirlenen hatta seyredeceği sinyalini verdiler.

Ve görünen o ki, hem Almanya’da hem de Türkiye’de, Merkel’i, Türkiye’nin tehditlerine boyun eğmek, mülteci pazarlığında vize muafiyetini bir rüşvet olarak kullanmak, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini ve Erdoğan‘ın Almanya’ya kadar uzanan basına yönelik baskıları konusunda sessiz kalmakla eleştiren çevreler, Merkel’in AKP ve Erdoğan destekçiliğine şaşırmaya devam edecekler.

Merkel’in Erdoğan’ı değil kendi çıkarlarını destekliyor

Aslına bakılırsa Merkel’in 1 Kasım seçimleri öncesinde Türkiye’ye gelerek başlattığı bu destek turları, bir yanlış anlamanın, AKP ve Erdoğan’ın gerçek yüzünü görememesinin bir sonucu değil. Tersine Almanya’nın kendi çıkarları ve gerek mülteci meselesi gerekse Suriye ve Ortadoğu’da kendine daha aktif yer edinme hedeflerinin bir gereğidir. Yani Merkel ve Almanya, Türk hükümeti ve Erdoğan’ın saymakla bitmeyecek pervasızlığına, tehditlerine, demokrasi ve özgürlük düşmanı tutumlarına ses çıkarmıyorsa, bu, öncelikle bölgeye dair stratejisinin, köklü ekonomik ilişkilerinin ve mülteci akınından korunma kaygılarının sonucu bilinçli bir tutumdur.

Nitekim, ülkeler arasındaki ilişkileri belirleyen de sıkça dile getirildiği gibi kimi demokratik, hukuki veya ahlaki idealler-kriterler değil çıkarlar ve güç dengeleridir.

Merkel veya AB’nin patronluğunu yürüten Alman sermayesini yüce Avrupa değerlerinin savunucusu veya demokrasi ve insan hakları hakimi olarak görüp, buna uymayan Erdoğan’ın kulağını çekmesini beklemek, en iyisinden siyasi saflık ve hayalcilik olacaktır. (Dün olduğu gibi belki yarın bu konuda Türkiye’ye bu yönde ciddi uyarılar gelebilir, Çin’e veya Rusya’ya olduğu gibi. Ama bunun zamanını ve dozajını, Almanya’nın dönemsel çıkarları ve ihtiyaçları belirleyecektir.)

Kısa vadede Türkiye ve Almanya arasında, her iki tarafın da kazançlı çıktığı düşünülen bu „ kazan kazan politikası“ elbette riskli bir yatırımdır ve hem insani hem politik hem de uluslararası güçler dengesi açısından oldukça çürük temellere sahiptir.

Temeli çürük bir işbirliği

Çürüktür, çünkü mülteci akınının kontrollü hale getirilmesini amaçlayan Almanya ve AB, kısa vadede bir rahatlama sağlasa da, bu politika, Kürdistan’da, Irak’ta, Suriye’de savaşı ve yıkımı körüklemekte, yani yeni göç dalgalarına yol açmaktadır.

Çürüktür, çünkü Suriyeli mülteci gerçeği Merkel’in Antep’de gördüğü süslü püslü örnek kamptan ibaret değildir. On binlerce Suriyeli çocuk, genç, kadın mülteci eğitimsiz, sağlıksız, konutsuz, yarı aç yarı tok ve gelecek güvencesinden yoksun, mülteci statüsü bile olmadan yaşamak zorundadır.

Çürüktür, çünkü Almanya’nın Türk hükümetiyle yakınlığı ve vize muafiyeti vb. gibi sıkıntılı konular, Avrupa Birliği ülkeleri arasında giderek daha fazla kuşku, tepki ve tartışmaya neden olmaktadır. 72 koşuldan 18’ini yerini getiren ama mülteci şantajıyla vizesiz Avrupa isteğinde ısrarlı görünen hükümetinin Avrupa kamuoyunda artan tepkilere rağmen bunu elde edebilmesi, oldukça zor görünmektedir.

Çürüktür, çünkü AKP ve Erdoğan’a destek demek, bölgenin asli unsurlarından biri olan Kürt halkını inkar ve imha ederek çözüm arayan ve bu nedenle de başarısızlığa mahkum bir politikaya yatırım yapmak demektir ve işlenen insanlık suçuna ortak olma anlamına gelmektedir.

Çürüktür, çünkü sözkonusu olan, Irak ve Suriye’de doğrudan veya dolaylı olarak radikal İslamcı gruplara destek verip kollayan bir hükümetle işbirliğidir.

Ve çürüktür, çünkü ne Merkel’in yeni Osmanlıcı hayaller peşinde koşan AKP ve Erdoğan’a faydası olabilir ne de bunlardan yararlanarak, ABD ve Rusya gibi bölgeye hakim iki güç arasında kendine bir yer edinebilir.

Antep Ziyareti’nin ilk meyvesi: İncirliğe Alman askeri üssü!

Almanya’nın Türk hükümetiyle olan yakınlığını sadece ‚mülteci baskısı’yla ilişkili görmemek gerekiyor. Çünkü, Türkiye‘yi yönetenlerin gözünü karartarak yürütmeye çalıştığı Suriye politikası Almanya’nın da kendisi açısından elverişli-yararlı bulduğu bir politikadır ki, kitabına uygun olarak fırsat buldukça bu politikanın arkasında durduğu mesajları vermektedir. Türkiye’nin, „Suriye’de güvenli bölge yaratma“ isteğine arka çıkma gayretleri, patriot füzeleri ve Tornado uçaklarıyla destek verme gibi katkılar, Merkel’in son Antep ziyaretinin hemen ardından açıklanan İncirlik‘te Almanya’ya özel üs ayrılacağı yolundaki haberlerle daha da ileri taşınacak görünüyor. Nitekim Merkel’in arkasından Alman savunma bakanı ve ekibi İncirliğe giderek, bunun altyapısıyla ilgili görüşmelerde bulundu.