AfD: Irkçı, neoliberal, aşırı muhafazakar

Şubat 2013’te kurulan ve dört genel kongre yapan Almanya için Altetratif (AfD), seçimlerde 8 eyalette barajı geçmesine rağmen bir programı yoktu. 30 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında Stuttgart’ta toplanan 5. Genel Kongrede nihayet bir “program” karar altına alındı. Programın temel ayaklarını ırkçılık, neoliberal politikalar ve aşırı muhafazakarlık oluşturuyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

Sığınmacılar krizi üzerinden hızlı şekilde yükselen, toplam 8 eyalette parlamentoya giren Almanya için Alternatif (AfD) kurulduktan üç yıl sonra nihayet programını karar altına aldı. 30 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında Stuttgart’ta yapılan ve 2 bin kişinin katıldığı kongrede karar altına alınan 74 sayfalık program 14 ana başlıktan oluşuyor.

Demokrasi ve temel değerler” başlığı altındaki birinci bölümde parlamentoda alınan kararların İsviçre’de olduğu gibi halk oyuna sunulması, milletvekillerinin görev süresinin sınırlandırılması gibi talepler yer alırken ikinci bölüm “Euro ve Avrupa”ya ayrılmış. Daha önce açıktan Euro karşıtı bir parti görüntüsü veren AfD, şimdi Euro’nun geleceğini belirlemek için halk oylaması yapılmasını istiyor. AB ülkeleri arasındaki ilişkilerin Almanya’nın çıkarlarına göre düzenlenmesi talep edilerek, açıkça Alman sermayesinin çıkarlarının korunması temelinde milliyetçilik yapılıyor. Programın bir çok yerinde Alman bankalarının ve sermayesinin diğer ülkelerin sermayesine karşı korunmasından söz ediliyor.

HEDEF POLİS DEVLETİ

İç güvenlik ve hukuk” başlıklı üçüncü bölümde vatandaşların güvenliğinin artırılması adına polise verilen yetkilerin artırılması, ordunun yeniden yapılandırılması savunuluyor. Reşit olan gençlere verilen cezanın yetişkinlerle aynı cezaya çıkarılması, ceza yaşının 12’ye düşürülmesini savunan AfD, böylece şimdiden kriminal suçlarla mücadele adı altında yoksul ve göçmen gençlere ağır cezaların verilmesi, hapse atılması planlanıyor.

Birleşmiş Milletler’in reformdan geçirilmesini, NATO’nun ortak bir savunma gücü olarak korunmasını, askerliğin yeniden zorunlu hale getirilmesini, ordunun rolünün artırılmasını savunan AfD, AB çapında bir “Avrupa Ordusu”nun kurulmasına ise karşı çıkıyor. Buna gerekçe olarak da Bundeswehr’in üzerinde Alman egemenliğinin sürmesi gerektiğini gösteriyor.

İŞÇİ VE EMEKÇİ DÜŞMANI

Bir grup neoliberal akademisyeninin öncülüğünde kurulan AfD, söz konusu akademisyenlerin bir bölümü ayrılmasına rağmen bu özelliğini taşımaya devam ediyor. Federal Çalışma Dairesi’ni kaldırmayı, yerine yerel çalışma ajanslarının kurulmasını savunan parti, daha önce karşı çıktığı asgari ücretin ise olduğu gibi kalmasını istiyor.

Alman ailelerin daha çok çocuk yapması için çocuk doğum oranlarının artırılması için daha fazla maddi yardımı savunan AfD, göçe karşı daha fazla çocuk doğurmayı savunuyor. Bu nedenle sığınmacılara yönelik artan “hoşgeldin kültürü”nü tersine çevirerek, bu “hoşgeldin”in yeni doğan çocuklar için olmasını istiyor. Açık bir şekilde radikal dinci, Hıristiyan aile geleneklerini savunuyor, kürtaja karşı çıkıyor, kadınların kazanılmış haklarının yok edilmesini, kadının yeniden eve hapsedilmesini savunuyor.

AfD işverenlerden alınan vergilerin düşürülmesini, orta sınıfların korunmasını, nükleer santrallerin kapatılması yönünde alınan kararların iptal edilmesini savunuyor.

HER ALANDA LEITKULTUR

AfD’nin savunduğu görüşlerin çoğu gelip daha önce CDU tarafından gündeme getirilen “Öncü Alman Kültürü”ne (Leitkultur) dayanıyor. Alman kültürünün, dilinin ve kimliğinin savunulması, herkesin buna uyması gerektiğinin belirtildiği programda net olarak çok kültürlüğe karşı “Öncü Kültür” savunuluyor. Bu temelde Almanca, Alman kültürünün merkezine konuluyor.

İslam’ın Almanya’ya ait olmadığını, kamu kurumlarında türban takılmasının ve burkanın yasaklanmasını, Türkiye’nin AB’ye alınmamasını, İslami örgütlere kamu kaynaklarından yardım verilmemesini savunan AfD, önümüzdeki genel seçimlere kadar ağırlıklı olarak İslam üzerinden ırkçı propaganda sürdürme karara bağlandı. Bu bağlamda azalan sığınmacı akını üzerinden toplum içindeki korkuları körüklemenin farkında olan AfD, böylece İslam düşmanlığı üzerinden güç toplamaya çalışacak.

Programın 9. bölümünde “Göç, uyum ve sığınma” başlığı altında talep edilenler ise en temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını öneriyor. Sığınma konusunda “paradigma değişikliği”ne gidilmesi gerektiği savunularak gelenlerin sınırdışı edilmesi isteniyor.

Alman vatandaşlığına geçişlerin zorlaştırılması, göçmen çocuklara doğumla birlikte Alman vatandaşlığı verilmesinin kaldırılması, sadece ebeveynlerin birisi Alman olduğu takdirde bunun olabileceğini savunan AfD, vatandaşlığa geçişte kan bağının esas alınmasını, Alman dili, kültürü ve yasalara sadakatin öncelikli olmasını istiyor. Böylece, ırkçı yaklaşımı bir kez daha bu bölümde ortaya koyuyor.

KORKULAR KÖRÜKLENMEYE DEVAM EDİLECEK

Toplamı üzerinden bakıldığında AfD programı üç ayak üzerinde kurulmuş. Birincisi emekçilere karşı neoliberal poltikaların keskinleştirilerek sürdürülmesi. Partinin Eşbaşkanı Frauke Petry bu çizginin en önemli temsilcisi. Aynı zamanda partinin kamuoyundaki en önemli yüzü olan Petry, bütün eğilimler arasında dengeyi gözetmeye çalışıyor. Ama partinin en önemli ideologu Brandenburg Meclis Grubu Başkanı Alexander Gauland. 40 yıl boyunca CDU üyesi olan Gauland, devletin içinde geliyor. Uzun yıllar müsteşarlık, Hessen Eyaleti Başbakanlık Dairesi görevlerinde bulunmuş. Radikal Hıristiyanlık çizgisinin temsilcisi ise partinin genel başkan yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Beatrix von Stroch. Eski soylular sınıfının bugünkü temsilcilerinden birisi olan von Stoch, Hıristiyanlık değerlerinin merkezde olduğu bir yaşamı savunuyor. Yıllardır bu temelde çalışmalar yapıyor. Daha önce FDP üyesi idi.

Açıktan ırkçı görüşlerin temsilciliğini ise AfD’nin Thüringen Meclis Grubu Başkanı Björn Höcke yapıyor. Açıktan NPD ve “Neuen Rechten” gruplarının görüşlerini savunan Höcke, daha önce CDU’nun gençlik örgütü Junge Union’un (JU) üyesi idi. Yaptığı pek çok açıklamada ırkçı görüşlerini gizleme gereği duymadı.

Bu üç akımın içinde yer aldığı AfD, siyasal gelişmelere bağlı olarak toplum içindeki korku ve endişeleri körükleyerek güç toplamaya çalışacaktır. Emekçi ve göçmen düşmanlığı üzerinden ırkçı-muhafazar değerlerin öne çıkarılmasıyla sorunların çözülebileceğini propaganda ediyor. Bu söylem ilk etapta daha çok muhafazakarlığın temsilcisi olan CDU’yu etkileyecek gibi görünüyor. (YH)