‚Endişeli‘ destek!

18 Ekim 2015’de, kritik bir erken seçim arifesinde Türkiye’ye giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi AKP’nin sandıktan açık arayla birinci çıkması için siyasi destek veren Almanya Başbakanı Angela Merkel, 23 Mayıs günü Türkiye’ye yaptığı ziyarette bu kez durumun endişe verici boyutta olduğunu söyledi. Merkel’in şimdiye kadar tam destek verdiği Erdoğan’ı, “eleştirerek destekleme” tutumu, Türk-Alman ilişkilerinde bir süredir gözlenen sancıları arttıracağa benziyor.

 

Türkiye’de 20 Mayıs’ta AKP’nin önerisi ve MHP ile CHP’nin desteğiyle milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması Almanya başta olmak üzere, bir çok Avrupa ülkesi tarafından “durum endişe verici” şeklinde değerlendirildi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasından iki gün sonra, 22 Mayıs’ta, bir kez daha Türkiye’ye giden Merkel, bu kez gitmeden önce Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung’a verdiği röportajda, ilk kez Türkiye’deki baskılar ve Kürt sorunu konusunda net cümleler kurdu. Türkiye’deki gelişmelerin “endişe verici” olduğunu söyleyen Merkel devamla, “Dokunulmazlıkların kaldırılması ağır sonuçlara yol açabilir. Biz Kürt halkının eşit haklara ve iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyoruz” diyerek mesajını verdi.

En son Gezi direnişi sırasında AKP’nin baskılarına karşı mesajlar veren Merkel’in uzun bir aradan sonra bu denli açık cümleler kurması ve Erdoğan’a mesaj vermesi elbette dikkate değer. Ancak, baskıların artarak pervasızlaşmasında Avrupa Birliği (AB) kurumlarının ve Almanya’nın da büyük payı bulunuyor. 7 Haziran seçimlerini kabul etmeyerek erken seçime başvuran Erdoğan’ın asıl amacının tek başına hükümeti kuracak bir çoğunluk sağlamak, sonra da tek adamlığa, başkanlığa gidecek yolun basamaklarını döşemek olduğu biliniyordu. Bu bilinmesine rağmen Merkel, 18 Ekim’de İstanbul’da Erdoğan’ı ziyaret ederek, sığınmacılar konusunda imzalanacak anlaşmanın temelini attı.

Komşuları ve geleneksel müttefiki ABD ile girdiği gerilim ortamında Almanya ve AB ile girilen pazarlık, alınan destek AKP ve Erdoğan için adeta bulunmaz bir siyasi iklimi oluşturdu.

AB’nin demokratik hak ve özgürlüklere yönelik baskıları içeren geleneksel İlerleme Raporu, bu destek nedeniyle zamanında açıklanmayıp, ileri bir tarihe ertelenmişti.

Özetle, bugün Merkel’i ve diğer liderleri endişelendirecek düzeyde içeride ve dışarıda basına yönelik baskı ve tehditlerini artıran, Kürt illerini yakıp yıkan, gazetecileri ve akademisyenleri tutuklayan AKP rejimi, bu aşamaya Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin de verdiği sınırsız destek sayesinde geldi.

 

MERKEL BUNDAN SONRA NE YAPACAK?

Gelinen aşmada, Türkiye, Avrupa Parlamentosu (AB) Başkanı Martin Schulz’un ifadesiyle “Tek adam rejimine doğru gidiyor.” Peki, artık daha fazla baskıcı ve otoriter bir hal alacak olan Türkiye’deki bu gidişe karşı Avrupa ülkeleri bundan sonra ne yapacak?

Merkel’in son İstanbul ziyareti sırasında gelişmeler konusunda kimi eleştiriler olmakla birlikte, Erdoğan ve AKP Hükümeti’ne yönelik destek ve işbirliği tutumu varlığını sürdürüyor. Yani şimdiye kadarki ‘eleştirisiz destek’, ‘eleştirerek destek’ tutumuna dönüşmüş görünüyor!

AB ile ilişkileri iç politika konusu olarak kullanan ve zaman zaman ‘herkes yoluna’ gibi uç noktalara savrulan Erdoğan ise şimdilik anlaşmaya bağlı olduklarını söylerken, daha fazla ağırdan satmanın planlarını yapıyor. Bu durumda Ahmet Davutoğlu tarafından imzalanan anlaşmanın revize edilmesi ileride gündeme getirilebilir. Bu da şartların Erdoğan lehine yeniden düzenlenmesi anlamına geliyor.

“Otoriterleşmeye” karşı ne yapılacağı konusunda ise Avrupa cephesinden somut bir adım yok. Sığınmacı pazarlığının şartlarından birisi haline getirilen “Avrupa’ya vizesiz seyahat” konusunda ise Erdoğan, talep eden 72 şarttan 5’ini yerine getirmeye yanaşmadığı halde, vize hakkının verilmesini istiyor. Şimdilik, AB kurumları bu konuda taviz verme niyetinde görünmüyor. Ancak, Erdoğan’ın sığınmacıları bir tehdit olarak kullanmaya başlamasından sonra bu konuda sulandırmalara gidilmesi de mümkün görünüyor.

 

SİLAH SATIŞI DURDURULSUN, SİYASİ DESTEK KESİLSİN

Görüşmeler ve pazarlıkların ardından yapılan açıklamalara bakıldığında, Almanya ve AB’nin Erdoğan rejimiyle ilişkilerini bundan sonra da güçlendirerek sürdüreceği anlaşılıyor. Merkel, Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada önümüzdeki süreci şu şekilde ifade etti: “Sığınmacılar konusunda yapılan anlaşma her iki tarafın çıkarına. Bu nedenle görüşmeler bundan sonra devam edecek. Bazı değişikliklerin olması sürpriz olmayacak.” Bu demektir ki, bazı görüş farklılıkları ve itirazlara rağmen Almanya, “Erdoğan rejimiyle” ilişkilerini derinleştirerek sürdürecek.
Peki ya sıkça sözü edilen demokrasi, insan hakları, barış özgürlük…

Bu temel konular üzerinden Merkel’in Erdoğan’la ilişkilerini bozmak niyetinde olmadığı anlaşılıyor. Hem de ülke içerisinde bu konuda Merkel ve hükümetine yönelik eleştiriler yoğun olmasına rağmen.

Bu koşullarda, Merkel’in Erdoğan’la ittifakının seyrini belirleyecek önemli etkenlerden biri ise, Almanya ve Avrupa’daki demokratik kamuoyunun baskısı olacaktır. Böyle bir baskı olmadan, Merkel ve hükümetinin tutum değişikliğine yönelmesi pek mümkün görünmüyor.

Zira, Erdoğan ile ilişki önümüzdeki dönemde Almanya iç politikasının önemli konularından birisi olmaya devam edecek.

Her geçen gün Kürtlere, Alevilere, emekçilere, aydınlara ve farklı inanç gruplarına karşı daha fazla otoriterleşen Erdoğan’a karşı Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere de, özellikle iki önemli noktada görev ve sorumluluklar düşüyor.

Birincisi: Almanya Hükümeti’nin Türkiye politikasını değiştirmesi, silah satışını durdurması, siyasi desteğini sona erdirmesi talebiyle demokratik bir baskı yapılması.

İkincisi: Baskı ve şiddetle terörize edilen, susturulmaya çalışılan Türkiye’deki demokrasi güçleriyle her türden dayanışmanın yükseltilmesi.

Sık sık tekrarlanan, artık çok fazla yankısı olmayan rutin protesto ve eylem biçimlerinden çok, geniş kesimleri içerisine alabilecek bir çalışma kaçınılmaz görünüyor. Bu nedenle geçmişin bütün olumlu deneyleri ve tecrübelerinden yola çıkarak güçlü bir dayanışma mücadelesinin örülmesi mümkündür. Elbette Türkiye kökenli göçmenler arasında yaratılmak istenen kutuplaşmayı azaltacak, daha geniş Türkiye kökenli göçmen emekçileri içine alacak yaklaşımlar sürekli göz önünde bulundurulmalıdır. (YH)

 

 

Berlin-Ankara hattında tartışmalı konular

 

Başbakan Angela Merkel’in Erdoğan’a bütün desteğine rağmen her iki ülke arasında son aylarda meydana gelen gelişmeler, gerilim konularının da çok olduğunu gösteriyor. Gelişmeler, her iki ülke arasındaki ilişkilerin tartışmalı konular üzerinde yapılacak pazarlıklar ya da alınacak tutumların önemli rol oynayacağını gösteriyor. İşte bıçak sırtındaki bu konular:

 

MÜLTECİ ANLAŞMASI: Merkel’in büyük umut bağladığı sığınmacılar anlaşmasının bozulabileceği yönünde Erdoğan uyarılar yaptı. 1 Temmuz’dan itibaren Türk vatandaşlarına AB’ye serbest dolaşım hakkı şimdilik rafa kalkmış görünüyor. En son Bild gazetesinde yer alan bir habere göre vize serbestisi en erken 2017’de olabilecek. Bu da her iki ülke arasındaki ilişkilerin vize üzerinden gerilebileceği tahmin ediliyor.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ: Türkiye’de basın ve aydınlara yönelik baskılar zaman zaman Almanya Hükümeti tarafından eleştiriliyor. Baskıların artması, tanınmış gazetecilerin tutuklanması eleştiri dozajını arttırabilir.

ERMENİ SOYKIRIMI TASARISI: Federal Parlamento 1915 olaylarına ilişkin önergeyi 2 Haziran’da görüşecek. Hıristiyan Birlik partileri (CDU/CSU), koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve muhalefetteki Yeşiller Partisi’nin ortaklaşa hazırladığı önergeyle Ermeni tehciri sonrası meydana gelen kitlesel ölümler soykırım olarak tanımlanacak. Türkiye 1915 olaylarının soykırım olarak tanımlanmasını kabul etmiyor. Konunun Berlin ile Ankara arasında gerginliğe yol açmasına kesin gözüyle bakılıyor.

BÖHMERMANN VAKASI: Erdoğan, ZDF sunucusu Jan Böhmermann’ın tartışmalı şiiri hakkında şahsen bir açıklamada bulunmadı ancak avukatlarını harekete geçirdi. Merkel şiirle ilgili önce sözcüsü aracılığıyla „kasten yaralayıcı“ şeklinde görüş açıklamış, daha sonra bu yöndeki ifadesiyle hata yaptığını söylemişti. Almanya Başbakanı konunun yargının yetki alanında olduğuna dikkat çekiyor.