Gerçeğe ve insanlığa adanmış bir çalışma

1994 yılından itibaren Mannheim’da çalışmalarını sürdüren, AKJM adlı hukuk çalışma grubu, Hitler faşizmi döneminde işlenen insanlık suçlarını ortaya çıkarmak için inatçı bir çalışma yürütüyor.

 

Onları Mannheim’da düzenledikleri faşizm dönemi kurbanları ile ilgi yapılmış anıtların tanıtım gezisinde tanıdım. AKJM grubu bugüne kadar inatla sürdürdüğü çalışmalar sonucunda Nazi döneminde işlenen pek çok insanlık suçunu açığa çıkartıp mahkemelerde sonuçlanmasını sağlamış. Bu ısrar ve inat, uzun ve saygı duyulacak bir insanlık hikayesi. AKJM bu çabasıyla, „Nie Wieder Faschismus! (Faşizm bir daha asla!) sözünün bir slogandan ibaret olmadığını gösteriyor bize.

Neckarstadt’ta Eski İtfaye Meydanı’nda bir cafede görüştüğümüz AKJM yöneticileri Anne Barbara Dell ve Barbara Ritter, söyleşi öncesi oldukça heyecanlıydılar yaptıklarını dolu dolu anlatmak için.

 

NAZİLERİ AKLAMAYA TEPKİ OLARAK KURULDU

1994 yılında kurulan AKJM, o dönem Mannheim’da bir mahkemenin aldığı karara tepki olarak doğar. Holokost’u (Nazi soykırımı) inkâr eden NPD başkanı Deckert’in yargılanarak çok komik bir ceza alması ile başlar çalışma grubunun hikayesi. Mahkeme kararında hakim Orlet’in düştüğü not ibret vericidir: „Kişinin iyi bir aile babası olduğu ve aynı zamanda iyi bir Alman vatandaşı olduğu ve 50 sene sonra artık tarihle yüzleşmede bir sona gelinmesi gerektiği „.

Bu Alman ve dünya kamuoyu için büyük bir skandaldır, büyük tepkilere neden olur. O dönem bir kaç kişiden oluşan ve kendilerine „Hukuk Çalışma Grubu“ adını veren küçük bir grup kurulur. Ve çeşitli eylemler organize etmeye başlarlar. Daha sonra 40’ı aşkın daha başka organizasyon ve demokratik kitle örgütü bu eylemleri desteklerler. Bu eylemlerden biri de 1995 yılında Ausschwitz’in yıldönümünde, Stadthaus Reoshuss’daki mahkeme önünde 700 kişinin katıldığı protesto gösterisi olur. O dönemler Holokost için anma günü yoktur henüz. Tam bir sene sonra Holokost anma günü ilân edilir.

Ve Hukuk Çalışma Grubu, hakim hakkında dava ve soruşturma açılması için harekete geçer. Hakim eyalet parlamentosunda bu konu üzerine yapılacak konuşmadan tam bir gün  önce sağlık nedenleri gerekçe gösterilerek emekliye ayrılır. Sonuçta grup bir şekilde amacına ulaşmış olur. Sürecin sonunda NPD’li yönetici için yeniden soruşturma açılır ve dava yeniden görülerek uzun süreli bir hapis cezasına mahkum edilir.

Çalışmalarını halen sürdürmekte olan AKJM, 1945’ten yani faşizmin yenilgisinden sonra Alman mahkemelerinde hukukçuların değişmediği ve hiçbir sorumluluğa tabi tutulmadan, ceza almadan, sorgulanmadan görevlerine devam ettikleri gerçeğine dikkatlerini çeker.

Hukuk Çalışma Grubu Almanya’da bu konu üzerine çok az araştırma yapıldığını görür. Oysa o dönem sadece Mannheim Mahkemesi’nin 3000 kararı vardır. Arşivin Karlsruhe şehrinde olması ve kendilerinin de çalışan insanlar olması işlerini zorlaştırır.  Bu 3000 kararın   80’i idam cezasıdır. Onlar da dikkatlerini bu idam cezalarına yoğunlaştırırlar.

 

GERÇEKLERİ TİYATRO OYUNUYLA ANLATTILAR

Dönemin „Özel Mahkemeler“ini anlatan bir tiyatro çalışması yaparlar ve bölgede 12 kez sahneye çıkarlar. Nasyonal Sosyalizmin Özel Mahkemeleri’nin kurbanları için anıt yapılması gerektiğini dile getiriler ve bunun için çalışma yaparlar. Tam üç seneyi alan bu çalışma, bütün zorluklara ve tartışmalara rağmen başarıyla sonuçlanır ve 2002 yılında istenilen anıt Mannheim Üniversitesi’nin hemen yanında bulunan mahkeme binasının önüne kurulur. Sanatsal yanı da olan bu anıtın üzerindeki yazıdır önemli olan, böyle bir yazıyla Almanya’nın hiç bir yerinde karşılaşamazsınız: „Bütün mahkemeler bu terör yönetiminin destekleyicisi ve yandaşları olmuş; hiç biri ceza almadan 1945’den sonra da görevlerine devam etmişlerdir“.

Anıt kurulduktan sonra Hukuk Çalışma Grubu yeni bir konu üzerine yoğunlaşır. Aslında yeni de değildir konu, araştırmalar esnasında yine mahkemelerin de karıştığı,  „zorla kısırlaştırma“ dır söz konusu olan. Mahkemeler bir çok resmi kurumla birlikte çalışırlar, hastaneler gibi örneğin; Şehir Hastanesi, Evangelische Diakonie Hastanesi, okullar, sağlık kurumları, kiliseler, sosyal danışmanlar, öğretmenler ve bugün olmayan dönemin Eyalet Hastanesi.

Bütün bu çalışmalar sürerken aynı zamanda AKJM „Arisierung“ adlı bir de sergi yapmıştır. Arisierung: ‘Mal ve mülkün Almanlaştırılması’ anlamına gelir. Yahudilerin, Sinti ve Romanların ve en sonunda komünist ve sosyal demokratların ellerinden, varlıklarının zorla alınması ve çok ucuza satılmasıdır. Örneğin; Sintiler ve Romanların çok değerli müzik aletleri de bunlar içerisindedir.

„Volksfeindliches Vermogen“ kısa adıyla „VVV“ adı ile satış mağazası açılır. Türkçesi; Halk Düşmanlarının Varlıkları anlamına gelen „VVV“ satış yeri   Heinrich Vetter’in satış mağazasının bir katının kiralanması ile başlar. Gelen konteynerler ve kartonlardan çıkan eşyalar dikkatle incelenir ve değer biçilir. Sanat değeri yüksek olan tablolar, antik eşyalar ve halılar ayrılıp belediyeye teslim edilir. Geri kalanlar satış mağazasına gönderilir.

Postane, Vergi Dairesi, İş ve İşçi Bulma Kurumu hepsi birlikte çalışırlar. Dönemin Mannheim Vergi Dairesi Mannheim’da bu malların satış ve diğer organizasyonunu yapmaktadır, bir örümcek ağı gibi birbirlerine bağlı ve örgütlüdürler. Kimin göç etmek istediği hemen tesbit edilir ve banka hesaplarına el konularak kapatılır ve herşeylerine el koyulur. Ellerine verilen son kuruşu da Deutsche Bahn (DB) Alman Demiryolları İşletmesi taşıma parası olarak alır. Mannheim’da oluşturulan bu sistem son derece etkin  ve verimlidir. Öyle ki, Mannheim model olarak diğer şehirlere örnek gösterilir .

Bu bilgileri edinen Hukuk Çalışma Grubu, Kasım 2004- Mart 2005 tarihleri arasında çeşitli etkinlik ve eylemler düzenler. İşadamı Vetter o güne kadar bir ermiş gibi anılmaktadır. Yaşadığı dönemlerde yaptığı bağışlarla haftada en az bir kez yerel basında görülmüştür. Bilimsel ve sosyal alanlar için yaptığı bağışlarla bütün dikkatleri üzerine çekmiştir.

Hukuk Çalışma Grubu’nun araştırmalarında Heinrich Vetter’in arsalar, evler ve daha büyük binalar aldığı ve bunların Yahudiler’den kalan varlıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum yine büyük tartışmalara neden olur. Belediye, ‘bu kadar da olmaz, Heinrich Vetter bütün bunları yalnız yapmamıştır’ diyerek, genel bir araştırma yapılmasını söyler.

Gerçekten de üniversite ve Mannheim Belediyesi birlikte araştırma yapmak için proje oluşturur.

Bu arada Hukuk Çalışma Grubu etkinliklerine devam eder, anma günleri gibi mesela. Hala sekiz kişiden oluşan grubun yaptığı etkinlikler büyük ilgi çeker.

 

UNUTULMAYAN SUÇLARI ANITLARA DÖNÜŞTÜRDÜLER

Hukuk Çalışma Grubu belediyeye ‚Zorunlu Kısırlaştırma’nın anıtının yapılması önerisini sunar. Mannheim Belediyesi   konuyla ilgili bir anıt yarışması düzenler. Yarışmayı Michael Volkmer adlı bir sanatçı kazanır. Bu anıt diğerlerinden çok farklıdır, çünkü her yıl yeri değişmektedir, sanıkların ve suçluların önünde durmaktadır. Örneğin; Mahkeme salonu, hastaneler, okullar vb. Yani O dönem zorunlu kısırlaştırmayı uygulayan ve destekleyen kurum ya da kuruluşların önünde.

22 Mart 2016 tarihinden itibaren Neckarau’daki Evangelische Diakonie Hastanesi’nin ana giriş kapısının hemen yanında bulunan anıtta şunlar yazılıdır:

„Çünkü benim diğerlerinden değersiz olduğumu düşünüyorlar…

Zorla kısırlaştırmak bir suçtur…“

Ayrıca anıtın hemen yanındaki şu yazı da dikkat çekicidir;

„1900’den fazla insan Mannheim’da zorla kısırlaştırmanın kurbanı olmuştur. Bu kısırlaştırma, sağlık sorunları ruh hastalıkları ve sakatlık gibi bahaneler ileri sürülerek yapılmıştır.Ve bu insanlar sosyal yaşamdan dışlanmışlardır.

Bu suça doktorlar, hakimler, öğretmenler, sosyal danışmanlar ve bir çok resmi kurum ortak olmuştur.

Bu anıt bu insanları kurban eden suçluların gözlerinin önünde ve suçun işlendiği yerlerde durmaktadır…

Bu anıt Mannheim’li öğrenciler tarafından korunur ve bakımı yapılır…“

Böylesine değerli ve heyecan verici bir çalışmayı yapabilmek, günümüzde bile cesaret, yürek ve sabır ister. Geçmişini irdeleyebilmek, onunla yüzleşebilmek, tarihi sorgulamak… Kendimizi o tarihin içerisinde bulmak ve kalıntılarının günümüze taşındığını görebilmek, o derecede nefret nasıl oluşmuştu ve neden hala toplumda yer buluyor. Bütün bu soruların cevaplarını, sekiz kişilik ‚küçük‘ bir grubun kendilerine bugün „Hukuk Çalışma Grubu ve Mannheim’da Nasyonal Sosyalizmin Tarihi “ adını veren çalışmalarında görebiliriz. Günümüzdeki ırkçılığa ayrımcılığa ve halklar arasına sokulmaya çalışılan kin ve nefret politikalarına karşı verilebilecek en güzel yanıtlardan biri de bu çalışma grubu olsa gerek…

Teşekkürler Anne Barbara Dell , Teşekkürler Barbara Ritter ve bu mücadeleyi sabır ve umutla sırtlayan isimsiz kahramanlar…

(Enver Enli)